Bakara Suresi’nin 100. ayeti (2:100) Medeni bir surededir; 1. cüzde, Mushaf’ın 15. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 69 kârinin sesinden dinleyin.
Bakara Suresi 100. ayeti dinleyin
69 kâriden 75 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (75)
100. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Yahudilerin kötü hallerinden biri de onlardan ne zaman bir söz alınsa -bu alınan sözler arasında Tevrat'ta Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğine iman etmeye delalet eden husus da bulunmaktadır- onlardan bir grup bu sözü bozdular. Bilakis Yahudilerin büyük bir çoğunluğu Allah Teâlâ'nın indirdiklerine hakikaten iman etmezler. Çünkü iman, verilen sözü yerine getirmeye sevk eder.
100. Bu buyruk verdikleri ahitlerin çokluğunun ve bu ahitlerine bağlı kalmak için hiçbir sabır ve çaba göstermeyişlerinin hayret edilecek bir husus olduğunu ortaya koymaktadır. “ كلما : her ne zaman” buyruğu tekrarı ifade etmektedir. Yani onlar ne zaman bir ahit verdilerse, mutlaka bu ahdi bozmuşlardır. Peki, buna sebep nedir? Sebep, onların pek çoğunun iman eden kimseler olmayışıdır. Onların iman etmemeleri, ahitlerini bozma sonucunu doğurmuştur. Şâyet samimi olarak iman etmiş olsalardı, mutlaka Yüce Allah’ın, haklarında: “Mü’minler arasında Allah’a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır.” (el-Ahzab, 33/23) buyurduğu kimseler gibi olurlardı.
Gerçek mümin Allah'ın katında bulunan devamlı nimeti isteyip, arzular. Bundan dolayı Allah'a kavuşmaktan mutlu olur ve ölümden korkmaz.
Yahudilerin dünya hayatı hakir, alçak ve değersizdir. Ancak onlar bu hayatta (yaşamak) için çok hırslıdır .
Kim Allah'a yakın olan evliyalarına düşmanlık ederse, Allah Teâlâ da ona düşmanlık eder.
Yahudiler, ellerinde bulunan Tevrat'ta, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğinin tasdik edildiğini görüp bilmelerine rağmen yine de yüz çevirmişlerdir.
Kim ilminden istifade etmezse, o kimse cahil olarak nitelenir. Çünkü o kimse cehalet hususunda cahile benzemiştir.
100. ayetin diğer mealleri
Onlar ne zaman bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup bu sözü bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmezler.
Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
O fasıklar hem bunları tanımıyacaklar, hem de ne zaman bir ahd üzerine antlaşma yapsalar, her defasında mutlaka içlerinden bir güruh çıkıp onu bozacak ve atıverecek öyle mi? Hatta az bir güruh değil, onların çoğu ahit tanımaz imansızlardır.
Onlar ki, yanlarında bulunan Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları ümmî Peygambere, Rasûle tâbi olurlar. (O peygamber) onlara iyiliği emreder ve kötülüklerden nehyeder, temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zorlukları kaldırır. Ona iman edenler, onu destekleyip yardım eden ve onunla indirilen nura uyanlar, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.