قُلْ كَفَىٰ بِٱللَّهِ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱلْبَٰطِلِ وَكَفَرُوا۟ بِٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ ٥٢
52. “De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter.” Ben O’nu şahit tutuyorum. Eğer yalan söylüyor isem O, benim başıma size de ibret olacak musibetler getirir. Eğer O, her halükârda beni destekliyor, bana yardım ediyor, işleri bana kolaylaştırıyor ise -ki öyledir- işte Allah tarafından benim lehime olan bu üstün şahitlik, sizin için yeterli olmalıdır.
Eğer siz O’nun sözlerini işitmiyor ve O’nu görmüyorsunuz diye içinizden O’nun şahitliğinin delil olarak yeterli olmadığı kanaatini geçiriyor iseniz şunu bilin ki “O, göklerde ve yerde olanı bilir.” Benim durumum ile sizin durumunuz ve benim size söylediğim bu sözler de O’nun bildikleri arasındadır.
O, bunları bilmekle ve böyle bir cezalandırmaya kadir olmakla birlikte ben, O’nun adına hak olmayan şeyleri uyduruyor isem hiç şüphesiz bu durumda ben, O’nun ilim, kudret ve kuvvetine dil uzatmış olurum ki bu da cezalandırılmamı gerektirir. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Eğer bazı sözleri uydurup Bize isnat etse idi, Biz onu elbette yakalayıverirdik. Sonra da şah damarını elbette koparırdık.” (el-Hakka, 69/44-46)
“Batıla iman edip Allah’ı inkâr edenler, işte onlar zarar edenlerin ta kendileridir.” Çünkü onlar Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe iman etmeyerek zarara uğramışlardır. Yine onlar, ebedi nimetleri elden kaçırmışlar, dosdoğru hak karşılığında her türlü çirkin batılı, ebedi nimetler karşılığında da her türlü can yakıcı azabı elde etmişlerdir. O bakımdan hem kendilerini hem de aile fertlerini Kıyamet gününde zarar sokmuş olacaklardır.