Sahâbî Hâris b. Hişâm, Peygamber’e ﷺ vahyin ona nasıl geldiğini sormuştur: bu soru Sahîh-i Buhârî’nin ikinci hadisinin başında yer alır (Buhârî, 2). Sıhhati tartışmalı bir hadiste “İsimlerin en doğrusu Hâris ve Hemmâm’dır” buyrulur (Ebû Dâvûd, 4950); şârihler bunu, her insanın geçimini kazanmak için çalıştığı (hars) ve bir şeye niyet ettiği (hemm) için diye açıklar.
Haris isminin anlamı ve kökeni
Hâris, “toprağı sürmek, ekip biçmek” anlamındaki harase fiilinin ism-i fâilidir (h-r-s kökü): çiftçi demektir; hars kelimesi “kazanç” anlamına da geldiğinden, daha geniş olarak geçimini kazanmak için çalışan kişiyi ifade eder. Kur’an kelimeyi mecazen kullanır: “Kim âhiret ekinini isterse onun ekinini artırırız” (42:20). Ebü’l-Hâris aslanın künyesidir. Çoğu zaman harf-i tarifle (el-Hâris) kullanılan bu isim, Arapların en eski isimlerindendir.
Kim ahiret ekinini/sevabını isterse, onun ekinini/sevabını artırırız. Kim dünya ekinini isterse ona da ondan veririz. Onun ahirette bir nasibi/payı yoktur.
Kadınlar sizin tarlanızdır, o halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için ileriye yönelik hazırlık yapın. Allah’tan korkun ve O’na kavuşacağınızı bilin. Müminlere müjde ver.
Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir inektir.” Onlar: “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler. Nihayet o ineği kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.