17. sûre İsrâ bu yolculukla başlar: “Kendisine âyetlerimizden bazılarını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir” (17:1). İsrâ kelimesi Kur’an’da geçmez; yalnızca esrâ fiili geçer.
İsrâ, “geceleyin yürütmek” anlamındaki esrâ fiilinin masdarıdır (gece yolculuğu bildiren s-r-y kökü). Kelime, Peygamber’in ﷺ Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya yaptığı ve Mi‘rac’ın takip ettiği gece yolculuğunu ifade eder. Esra, Türkiye’de en çok verilen kız isimlerindendir.
Bir gece kulunu, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya ayetlerimizi ona göstermek için götüren (Allah her türlü noksanlıktan) münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi işitendir, görendir.
(Melekler) dediler ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azapla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?”