12:7 ayetinin metni
لَّقَدْ كَانَ فِى يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِۦٓ ءَايَٰتٌ لِّلسَّآئِلِينَ ٧
Okunuşu
laqad kāna fī yūsufa wa-ikh'watihi āyātun lilssāilīna
Meal
Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır.
سورة يوسف، الآية ٧
لَّقَدْ كَانَ فِى يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِۦٓ ءَايَٰتٌ لِّلسَّآئِلِينَ ٧
laqad kāna fī yūsufa wa-ikh'watihi āyātun lilssāilīna
Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır.
Yûsuf Suresi’nin 7. ayeti (12:7) Mekki bir surededir; 12. cüzde, Mushaf’ın 236. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Ant olsun ki Yusuf ve kardeşlerinin haberlerinde, onlar hakkında soranlar için ibret ve öğütler vardır.
7. “Andolsun ki Yûsuf ve kardeşlerinde (durumlarını araştırıp) soranlar için” gerek hâl dili ile gerek konuşma dili ile ona dair soru soran herkes için “nice ibretler” pek çok güzel sonuç ve maksatlara ulaştıran ibretli deliller “vardır.” İşte bu delil ve ibretlerden gereği gibi faydalanacaklar, soru soranlardır. Yüz çevirenler, ibretlerden de kıssalardan da apaçık delillerden de yararlanamazlar.
Yûsuf suresinin 5-14. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 236. sayfası).
Gerçekten Yusuf ve kardeşlerinde, sorup,araştıranlara nice ibretler vardır.
Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde, gerçekleri araştırmak isteyenler için ibretler vardır.
Andolsun ki, Yusuf ve kardeşleri kıssasında soranlara ibret alacak âyetler vardır.
Ebu Hureyre -radıuyallahu anh- anlatıyor: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda son rekatta başını kaldırınca şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Ayyaş b. Ebî Rabîa'ı kurtar. Allah'ım! El-Velîd İbnu'l-Velid'i kurtar. Yâ Allah! Seleme İbnu'l-Hişâm'ı kurtar! Allah'ım! (Müşrikler elinde) zayıf ve âciz…
اللَّهُمَّ أَنْجِ عَيَّاشَ بْنَ أَبِي رَبِيعَةَ، اللَّهُمَّ أَنْجِ سَلَمَةَ بْنَ هِشَامٍ، اللَّهُمَّ أَنْجِ الْوَلِيدَ بْنَ الْوَلِيدِ اللَّهُمَّ أَنْجِ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ، اللَّهُمَّ اشْدُدْ…
قُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِـۧمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِىَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
Deyin ki: ''Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kûb ve torunlarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.''