İçeriğe geç

Yûnus Suresi 18. Ayet

سورة يونس، الآية ١٨

10:18 11. cüz 21. hizb Mushaf’ta 210. sayfa Mekki sure

10:18 ayetinin metni

وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَٰٓؤُلَآءِ شُفَعَٰٓؤُنَا عِندَ ٱللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّـُٔونَ ٱللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ ۝١٨

Okunuşu

wayaʿbudūna min dūni l-lahi mā lā yaḍurruhum walā yanfaʿuhum wayaqūlūna hāulāi shufaʿāunā ʿinda l-lahi qul atunabbiūna l-laha bimā lā yaʿlamu fī l-samāwāti walā fī l-arḍi sub'ḥānahu wataʿālā ʿammā yush'rikūna

Meal

Onlar Allah ile birlikte kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermeyecek olan şeylere ibadet ederler. Bir de: “Bunlar Allah katında bizim şefâatçilerimizdir” derler. De ki: Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Allah, onların şirk koşmalarından münezzehtir ve çok yücedir.

Başka bir dilde meal
Mahmud Halil el-Husari Sure içinde oku

Yûnus Suresi’nin 18. ayeti (10:18) Mekki bir surededir; 11. cüzde, Mushaf’ın 210. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 74 kârinin sesinden dinleyin.

Yûnus Suresi 18. ayeti dinleyin

74 kâriden 80 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.

Tüm sesler (80)

18. ayetin tefsiri

el-Muhtasar

Müşrikler, ilah olduğunu iddia ettikleri, kendilerine de hiç bir zarar ve fayda vermeyen şeylere, Allah ile birlikte ibadet ederler. Oysa gerçek mabut dilediği zaman fayda ve zarar verendir. Yine ibadet ettikleri ilahları hakkında şöyle derler: "Onlar Allah katında bize şefaatçidirler. Allah günahlarımız sebebi ile bize azap etmez." -Ey Peygamber!- Onlara de ki: Siz, her şeyi hakkıyla bilen Allah'a, kendisinin bir ortağı olduğunu mu haber veriyorsunuz? Hâlbuki O, göklerde ve yerde bir ortağı olduğunu bilmemektedir. (Yani O'nun bir ortağı yoktur) Yüce Allah, müşriklerin batıl ve yalan söyledikleri şeylerden uzaktır ve münezzehtir.

Büyük tefsirler

es-Sa’dî Tefsiri

18. “Onlar” yani Allah Rasûlünü yalanlayan müşrikler, “Allah’ın dışında kendilerine ne zarar ne de fayda veremeyecek şeylere tapıyor” Tapındıkları mabudlar onlara zerre kadar bir fayda sağlayamadığı gibi, gelecek hiçbir kötülüğü de önleyemez “ve” herhangi bir delilleri bulunmaksızın: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir, diyorlar.” Yani onlara kendilerini Allah’a yakınlaştırsınlar ve O’nun nezdinde kendilerine şefaatçi olsunlar diye tapınıyorlar. Bu ise kendiliklerinden uydurdukları bir sözdür. Bu yüzden Yüce Allah bu iddialarını çürüterek şöyle buyurmaktadır: “De ki: Siz Allah’a … Devamını oku

Yûnus Suresi’nin tamamının tefsiri

Bu ayetlerden çıkarılan faydalar

Yûnus suresinin 15-20. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 210. sayfası).

  • Yahudilerin Tevrat'ta yaptıkları gibi Allah kelamını tahrif etmenin ve Allah'a yalan atıp iftira etmenin ne kadar büyük bir şey olduğu beyan edilmiştir.
  • Zarar ve fayda vermek sadece Allah'ın elindedir. O'ndan başkası bunu yapamaz.
  • Müşriklerin, ilahları hakkında Allah katında kendilerinin şefaatçileri olduklarına dair iddiaları son derece batıldır.
  • Hevâya tabi olmak ve dinde ihtilaf etmek ayrılığın sebebidir.

18. ayetin diğer mealleri

Kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere: Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir, diyerek Allah’tan başkalarına ibadet ederler. De ki: Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Allah, koştukları şirklerden münezzeh ve yücedir.

   Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve: «Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır» diyorlar. De ki: «Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.»

Allah'ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve "Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir." diyorlar. De ki, "Siz Allah'a göklerde ve yerde O'nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir.

18. ayet kelime kelime

  1. وَيَعْبُدُونَ wayaʿbudūna ve ibadet ediyorlar ع ب د
  2. مِن min bırakıp
  3. دُونِ dūni د و ن
  4. ٱللَّهِ l-lahi Allah'ı
  5. مَا mā şeylere
  6. لَا lā hiç
  7. يَضُرُّهُمْ yaḍurruhum bir zararı olmayan ض ر ر
  8. وَلَا walā ve
  9. يَنفَعُهُمْ yanfaʿuhum yararı olmayan ن ف ع
  10. وَيَقُولُونَ wayaqūlūna ve diyorlar ki ق و ل
  11. هَٰٓؤُلَآءِ hāulāi bunlar
  12. شُفَعَٰٓؤُنَا shufaʿāunā bizim şefaatçilerimizdir ش ف ع
  13. عِندَ ʿinda katında ع ن د
  14. ٱللَّهِ l-lahi Allah
  15. قُلْ qul de ki ق و ل
  16. أَتُنَبِّـُٔونَ atunabbiūna bildiriyor musunuz? ن ب أ
  17. ٱللَّهَ l-laha Allah'a
  18. بِمَا bimā bir şeyi
  19. لَا lā bilmediği
  20. يَعْلَمُ yaʿlamu ع ل م
  21. فِى fī göklerde
  22. ٱلسَّمَٰوَٰتِ l-samāwāti س م و
  23. وَلَا walā ve
  24. فِى fī yerde
  25. ٱلْأَرْضِ l-arḍi أ ر ض
  26. سُبْحَٰنَهُۥ sub'ḥānahu O münezzehtir س ب ح
  27. وَتَعَٰلَىٰ wataʿālā ve yücedir ع ل و
  28. عَمَّا ʿammā ortak koştuklarından
  29. يُشْرِكُونَ yush'rikūna ش ر ك

18. ayetle ilgili ayetler

İbn Kesîr’in bu ayetin tefsirinde andığı ayetler

  • En’âm 6:93

    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِىَ إِلَىَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَىْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلظَّٰلِمُونَ فِى غَمَرَٰتِ ٱلْمَوْتِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ بَاسِطُوٓا۟ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوٓا۟ أَنفُسَكُمُ ٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ ٱلْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ غَيْرَ ٱلْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ ءَايَٰتِهِۦ تَسْتَكْبِرُونَ

    Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim.” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz ve O’nun ayetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hallerini bir görsen!

  • En’âm 6:21

    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ

    Allah’a karşı yalan uydurandan ya da O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.

Lafzen benzer ayetler

Bu ayetle ortak bir ifadeyi paylaşırlar: ezberlerken birbirinden ayırt etmeye yarar.

  • Furkân 25:55

    وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ وَكَانَ ٱلْكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِۦ ظَهِيرًا

    Hâlbuki onlar Allah’tan başka kendilerine fayda da, zarar da veremeyen şeylere ibadet ederler. Kâfir, Rabbine karşı (Şeytan'a) arka çıkandır.

  • Nahl 16:73

    وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِّنَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْتَطِيعُونَ

    Allah'tan başka kendilerine göklerden ve yerden rızık olarak bir şey vermeye güç yetiremeyen ve bunu yapamayacak olan şeylere taparlar.

  • Enbiyâ 21:66

    قَالَ أَفَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكُمْ شَيْـًٔا وَلَا يَضُرُّكُمْ

    İbrahim: "O halde Allah’ı bırakıp da size hiç bir şekilde fayda ya da zarar vermeyen şeylere mi ibadet ediyorsunuz?" dedi.

  • Hac 22:12

    يَدْعُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُۥ وَمَا لَا يَنفَعُهُۥ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلْبَعِيدُ

    O, Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda veren şeylere ibadet eder. İşte bu uzak sapıklığın ta kendisidir.

  • Nahl 16:1

    أَتَىٰٓ أَمْرُ ٱللَّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    Allah’ın emri geldi. Artık onun vaktinden önce gelmesini istemeyin. Allah, onların şirk koştuklarından çok yücedir ve münezzehtir.

  • Mâide 5:76

    قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَٱللَّهُ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    (Ey Muhammed!) De ki: Siz Allah ile birlikte size zarar da fayda da sağlamayan (ilahlara mı) ibadet ediyorsunuz? Oysa Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla bilendir.

Yûnus Suresi’nin tüm benzer ayetleri

Daha fazlası

14 Ekim 2026 Çarşamba 3 جمادى الأولى 1448 هـ