İçeriğe geç

İsrâ Suresi 97. Ayet

سورة الإسراء، الآية ٩٧

17:97 15. cüz 29. hizb Mushaf’ta 292. sayfa Mekki sure

17:97 ayetinin metni

وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِهِۦ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا مَّأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَٰهُمْ سَعِيرًا ۝٩٧

Okunuşu

waman yahdi l-lahu fahuwa l-muh'tadi waman yuḍ'lil falan tajida lahum awliyāa min dūnihi wanaḥshuruhum yawma l-qiyāmati ʿalā wujūhihim ʿum'yan wabuk'man waṣumman mawāhum jahannamu kullamā khabat zid'nāhum saʿīran

Meal

Allah kimi doğru yola iletirse, işte o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, artık onlar için Allah’tan başka veli bulamazsın. Biz onları kıyamet günü yüzleri üzeri, kör, sağır ve dilsiz olarak haşrederiz. Varacakları sığınakları Cehennem'dir. Sönmeye yüz tuttukça onun alevini artırırız.

Başka bir dilde meal
Mahmud Halil el-Husari Sure içinde oku

İsrâ Suresi’nin 97. ayeti (17:97) Mekki bir surededir; 15. cüzde, Mushaf’ın 292. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.

İsrâ Suresi 97. ayeti dinleyin

73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.

Tüm sesler (79)

97. ayetin tefsiri

el-Muhtasar

Yüce Allah kimi hidayete ermeye muvaffak kılarsa, işte o gerçekten hidayete ermiş olandır. -Ey Resul!- Kimi de hidayete ermekten geri bırakırsa ve saptırırsa onları hakka yönlendirecek, onların üzerinden zararı kaldıracak ve onlara faydalı olanı elde ettirecek veliler bulamazsın. Kıyamet gününde onları yüzleri üstü süründürerek körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşredeceğiz. Onların varacağı ve kalacakları yer cehennemdir. Onun ateşi ve alevi duruldukça, onlar için yeniden alevini artırırız.

Büyük tefsirler

es-Sa’dî Tefsiri

97. Yüce Allah, hidâyet verenin ve saptıranın yalnızca kendisi olduğunu haber vermektedir. Allah kime hidâyet verir, ona kolay olan bu yolu hazırlar ve onu zor olan sapıklık yolundan da uzak tutarsa işte gerçekten hidâyet bulan kişi odur. Allah kimi de saptıracak olur, ona yardımını göndermez ve onu kendi haline bırakırsa işte Allah’tan başka onu hidâyete iletecek hiçbir kimse olamaz. Yüce Allah, böylelerini rezil ve rüsvay etmek için onları yüzleri üzere kör, sağır ve dilsiz olarak haşredecektir. Göremeyecekleri, konuşamayacakları ve hiçbir şey işitemeyecekleri bir halde diriltecek ve o … Devamını oku

İsrâ Suresi’nin tamamının tefsiri

Bu ayetlerden çıkarılan faydalar

İsrâ suresinin 97-104. ayetleriyle ilgilidir (Mushafın 292. sayfası).

  • Sadece Allah Teâla hidayet edip, saptırabilir. Yüce Allah kime hidayet etmişse o hakikat üzerinedir, kimi de saptırıp yardımsız bırakırsa onu hiçbir kimse hidayete erdiremez.
  • Kâfirlerin barınakları (yerleşip yaşayacakları yerler) ve dâimi makamları cehennemdir. Ateşleri her azaldığında Allah Teâlâ, ateşin alevini arttırır.
  • Zalim ve zorbalar çevrelerine tehdit savurdukları zaman Yüce Allah'a sığınmak gerekir.
  • Zalim ve zorbalar, hak ehliyle karşılaştıklarında iktidar ve kuvvet kullanmaya yönelirler. Çünkü onlar hak ehliyle delil ve beyan ile yüzleşmeye güç yetiremezler.

97. ayetin diğer mealleri

Allah kime doğru yolu iletirse işte, o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, artık onlar için Allah’tan başka veli bulamazsın. Biz onları Kıyamet günü yüzleri üzeri, kör, sağır ve dilsiz olarak haşrederiz. Varacakları sığınakları Cehennem'dir. Sönmeye yüz tuttukça onun alevini artırırız.

Allah kime hidayet verirse, işte doğru yolu bulan odur, kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara, Allah’tan başka dostlar bulamazsın. Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşrederiz. Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini artırırız.

Allah kime hidayet verirse, o doğru yoldadır. Kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık bunlar için Allah'tan başka hiçbir yardımcı bulamazsın. Ve biz, o kâfirleri kıyamet günü kör, dilsiz ve sağır oldukları halde, yüzleri üstü sürünerek haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir; ateşi dindikçe onun ateşini artırırız.

97. ayet kelime kelime

  1. وَمَن waman ve kime
  2. يَهْدِ yahdi hidayet ederse
  3. ٱللَّهُ l-lahu Allah
  4. فَهُوَ fahuwa işte odur
  5. ٱلْمُهْتَدِ l-muh'tadi doğru yolu bulan
  6. وَمَن waman kimi de
  7. يُضْلِلْ yuḍ'lil sapıklıkta bırakırsa
  8. فَلَن falan artık
  9. تَجِدَ tajida bulamazsın
  10. لَهُمْ lahum onlar için
  11. أَوْلِيَآءَ awliyāa veliler
  12. مِن min O'ndan başka
  13. دُونِهِۦ dūnihi
  14. وَنَحْشُرُهُمْ wanaḥshuruhum ve onları süreriz
  15. يَوْمَ yawma günü
  16. ٱلْقِيَٰمَةِ l-qiyāmati kıyamet
  17. عَلَىٰ ʿalā üyerine
  18. وُجُوهِهِمْ wujūhihim yüzleri
  19. عُمْيًا ʿum'yan kör
  20. وَبُكْمًا wabuk'man ve dilsiz
  21. وَصُمًّا waṣumman ve sağır
  22. مَّأْوَىٰهُمْ mawāhum varacakları yer
  23. جَهَنَّمُ jahannamu cehennemdir
  24. كُلَّمَا kullamā her seferinde
  25. خَبَتْ khabat (ateş) dindiği
  26. زِدْنَٰهُمْ zid'nāhum onlara artırırız
  27. سَعِيرًا saʿīran çılgın alevi

97. ayetle ilgili ayetler

İbn Kesîr’in bu ayetin tefsirinde andığı ayetler

  • Kehf 18:17

    وَتَرَى ٱلشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَٰوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ ٱلشِّمَالِ وَهُمْ فِى فَجْوَةٍ مِّنْهُ ذَٰلِكَ مِنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ وَلِيًّا مُّرْشِدًا

    (Orada olsaydın) Güneş doğduğunda; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, battığında da sol yandan kayıp gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın âyetlerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.

  • Nebe 78:30

    فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا

    Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.”

  • Mü’min 40:57

    لَخَلْقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ أَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

    Elbette göklerin ve yerin yaratılması insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler.

  • Ahkâf 46:33

    أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَمْ يَعْىَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ بَلَىٰٓ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Görmediler mi ki gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan Allah, ölüleri diriltmeye de güç yetirir? Evet, şüphesiz O her şeye güç yetirendir.

  • Yâsîn 36:81

    أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ

    Gökleri ve yeri yaratan onların bir benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Evet, elbette kadirdir. O hakkıyla yaratıcıdır ve her şeyi bilir.

  • Yâsîn 36:83

    فَسُبْحَٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    Her şeyin mülkü elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah (noksanlıklardan) münezzehtir.

Daha fazlası

11 Ekim 2026 Pazar 30 ربيع الآخر 1448 هـ