Biz bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, oranın ileri gelenlerine (itaat etmelerini) emrederiz ama onlar yoldan çıkarlar. Artık onun üzerine söz (azap) kesinleşir de onu tümüyle helak ederiz.
İsrâ Suresi’nin 16. ayeti (17:16) Mekki bir surededir; 15. cüzde, Mushaf’ın 283. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 73 kârinin sesinden dinleyin.
İsrâ Suresi 16. ayeti dinleyin
73 kâriden 79 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (79)
16. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Biz bir memleketi, yapmış olduğu zulümlerinden dolayı helak etmek istediğimiz zaman nimetin azdırdığı kimselere Allah'a itaat etmelerini emrederiz. Onlar ise emrimizi yerine getirmezler. Bilakis isyan eder ve itaat etmekten uzak olurlar. Bundan dolayı onlar kendilerini tamamen yok edecek azabın üzerlerine gelmesini hak etmiş olurlar. Böylece biz onları köklerinden yerle bir eden azapla yok ederiz.
16. Yüce Allah, bize şunu haber vermektedir: O, zalim ülkelerden herhangi birisini helak etmeyi, azap ile kökten yok etmeyi dilerse oranın nimet ve refahtan şımarmış olanlarına kaderî emrini verir, onlar da “orada fâsıklık ederler.” Azgınlıkları artar durur. Sonunda “üzerlerine” geri çevrilmesi imkânsız olan azap “sözü hak olur. Biz de orayı yerle bir ederiz.”
Kim Kur'an'ın göstermiş olduğu hidayete tabi olursa, bütün işlerinde insanların en kamili, en doğrusu ve en çok hidayet üzerinde olanıdır.
İnsanı kendi nefsine ve çocuklarına beddua etmekten sakındırma vardır.
Gece ve gündüzün, uzunluk ve kısalık bakımından farklı olmaları, birbirlerinin peşinden gelmeleri, gündüzün aydınlık ve gecenin karanlık olması; bunların hepsi Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın birliğine, varlığına, ilminin ve kudretinin mükemmel olduğuna delildir.
Ayetler şahsi sorumluluk ilkesini ortaya koymaktadır. Bu yüce Allah'ın adalet ve rahmeti gereğince belirlenir.
16. ayetin diğer mealleri
Bir memleketi helak etmek istediğimiz zaman oranın ileri gelenlerine emir veririz. Onlar ise emrimizden dışarı çıkarlar. Artık o memleketin üzerine söz (azap) kesinleşir de ve orayı tümüyle helak ederiz.
Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşılarına (iyilikleri) emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlerler. Böylece o ülke, helake müstahak olur, biz de orayı darmadağın ederiz.
Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helaka müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz.
16. ayet kelime kelime
وَإِذَآwa-idhāve zaman
أَرَدْنَآaradnābiz istediğimiz
أَنanhelak etmek
نُّهْلِكَnuh'lika
قَرْيَةًqaryatanbir kenti
أَمَرْنَاamarnāemrederiz
مُتْرَفِيهَاmut'rafīhāonun varlıklılarına
فَفَسَقُوا۟fafasaqūkötü işler yaparlar
فِيهَاfīhāorada
فَحَقَّfaḥaqqaböylece gerekli olur
عَلَيْهَاʿalayhāonlara
ٱلْقَوْلُl-qawlu(azab) karar(ı)
فَدَمَّرْنَٰهَاfadammarnāhābiz de orayı yıkarız
تَدْمِيرًاtadmīrandarmadağın
Bu ayetin geçtiği hadisler
Bu ayet bir hadiste geçiyor; hadisin metni Arapçadır.
Dünya hayatının örneği, gökten indirdiğimiz su gibidir. Onunla insanların ve hayvanların yiyeceği bitkiler, o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Yeryüzü tüm güzelliklerini takınıp süslenip bezenir. Sahipleride artık bunları toplayabileceklerini sandıkları sırada, geceleyin veya gündüzün emrimiz gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden biçilmiş bir hale getiririz. İşte düşünen bir topluma ayetleri böyle açıklıyoruz.