إِذَا جَآءَكَ ٱلْمُنَٰفِقُونَ قَالُوا۟ نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُۥ وَٱللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ لَكَٰذِبُونَ ١
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Ne zaman ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye gelip yerleşti ve orada müslümanlar çoğalıp İslâm güç kazanmaya başladı, Medine’nin yerlisi olan Evs ve Hazrec’e mensup bazı kimseler, küfrü içlerinde gizledikleri halde iman etmiş gibi gözüktüler. Bununla mevkileri korunsun, canları ve malları da kurtulsun istiyorlardı.
Bunun üzerine Yüce Allah, kendileri vasıtasıyla tanınabilecekleri bazı sıfatlarını söz konusu etti ki kulları onlardan sakınabilsin ve onlardan yana uyanık bulunsunlar.
"Münâfıklar sana geldikleri vakit” yalan söyleyrek “Şahitlik ederiz ki sen kesinlikle Allah’ın rasûlüsün, derler.” Münâfıkların bu şahitlikleri, yalan yere ve münâfıklık/ikiyüzlülük etmek sureti ile yapılmıştı. Kaldı ki Allah Rasûlünün desteklenmesi için onların şahitliklerine ihtiyaç da yoktur. Çünkü “Allah da biliyor ki sen kesinlikle O’nun Rasûlüsün. Fakat Allah şahitlik eder ki o münâfıklar” sözlerinde ve iddialarında “kesinlikle yalancıdırlar.” Onlar, bu sözü gerçekten öyle inandıkları için söylemiyorlar.