“Ben sizi de, sizin Allah’tan başka taptıklarınızı da terk ediyorum. Yalnız Rabbime dua ediyorum. Rabbime dua etmekle bedbaht olmayacağımı ümit ederim.''
Meryem Suresi’nin 48. ayeti (19:48) Mekki bir surededir; 16. cüzde, Mushaf’ın 308. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 72 kârinin sesinden dinleyin.
Meryem Suresi 48. ayeti dinleyin
72 kâriden 78 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (78)
48. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Sizi ve Allah'tan başka ilah edinip ibadet ettiğiniz ilahlarınızı terk ediyorum. Hiçbir şeyi ortak koşmadığım Rabbime dua ediyorum. Dua ettiğimde beni men etmeyeceğini ve bu duam ile bedbahtlardan olmayacağımı ümit ediyorum.
48. İbrahim kavminden ve babasından ümit kesince dedi ki: “Ben sizi de sizin Allah’ın dışında yalvardıklarınızı da” hem sizi, hem putlarınızı “terk ediyor, yalnız Rabbime dua ediyorum.” Bu hem ibadet mahiyetindeki duayı, hem de dilekte bulunma anlamındaki duayı kapsar. “Rabbime dua etmekle mahrum olmayacağımı ümit ediyorum.” Yani Allah’ın duamı ve amellerimi kabul etmek suretiyle beni bahtiyar kılacağını ümit ederim. İşte Allah’ın yoluna davet ettiğinde hevâlarına uyan, öğütlerden hiçbir şekilde faydalanmayarak serserice azgınlıklarını sürdürmekte ısrar eden ve bu yüzden çağrıyı kabul etmeyen … Devamını oku
İbrahim -aleyhisselam- hanımı Sâre ile birlikte kavminden uzaklaşıp, ayrıldı. Bundan dolayı ayette her ikisine birden verilen çocuk ve torunun hatırlatılması bu yönden uygun oldu. Ardından Allah Teâlâ İbrahim -aleyhisselam-'a İsmail -aleyhisselam-'ı bahşettiğini tek olarak zikretti. Hâlbuki İsmail'i İshak'tan önce bahşetmiştir.
Ana-baba ile konuşurken şefkatli, yumuşak ve edepli olmak ve onlara seslenirken en güzel isimlerin seçilmesi gerekir.
Günahlar insanın, Yüce Allah'ın rahmetine ulaşmasına engel olup, üzerine rahmet kapılarının kapanmasına sebep olur. Yüce Allah'a itaat etmek ise O'nun rahmetine nail olunacak en büyük sebeplerden birisidir.
Allah Teâlâ iyilik yapana ihsanı ölçüsünde hayırla yâd edilmeyi vadetmiştir. İbrahim -aleyhisselam- ve zürriyeti, muhsinlerin önderlerindendir.
48. ayetin diğer mealleri
Sizden ve sizin Allah’tan başka dua ettiklerinizden uzaklaşıyorum. Ben, Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki Rabbine dua etmekle bedbaht olmam.
Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.
"Ben, sizden ve Allah'tan başka taptığınız şeylerden çekilip ayrılırım da Rabbime dua (ibadet) ederim. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım."
48. ayet kelime kelime
وَأَعْتَزِلُكُمْwa-aʿtazilukumsizden ayrılıyorumع ز ل
De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.”
Allah’a karşı yalan uydurarak iftira edenden yahut O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Kitapta yazılı olan nasipleri elbette onlara ulaşacaktır. Nihayet elçilerimiz onların canlarını almaya gelince: “Allah’ın dışında dua ettikleriniz hani nerede?” diyecekler. Onlar da: “Bizden uzaklaşıp gittiler.” diyerek kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik edeceklerdir.
-Ey insanlar!- Bir örnek veriliyor, onu iyice dinleyin! Sizin Allah’ın dışında dua ettikleriniz (ilahlar) bir araya gelseler bile bir sinek dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu ondan kurtaramazlar. İsteyen de, istenen de zayıftır.
De ki: "Allah'ı bırakıp da dua ettiğiniz ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana! Onlar yerdeki hangi şeyi yaratmışlardır? Yoksa onların göklerde mi bir ortaklıkları var? Yoksa onlara bir kitap verildi de, ondan bir delile mi dayanıyorlar?" Hayır! Zalimler birbirlerini aldatmaktan başka bir vaadde bulunmuyorlar.
Andolsun eğer onlara; “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, elbette “Allah”, derler. De ki: “Peki söyleyin bakalım? Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler.”