49. Yüce Allah daha sonra takvâ sahiplerinin özelliklerini açıklayarak şöyle buyurmaktadır: “Rablerinden gıyaben korkarlar.” İnsanların kendilerini görmediği yerde, herkesin gözünden uzak oldukları halde bile O’ndan korkarlar. İnsanların kendilerini gördükleri hallerde korkmaları ise öncelikle söz konusudur. Bu sebeple haram kıldığı şeylerden her zaman uzak dururlar ve emirlerini daima yerine getirirler. “Ve onlar Kıyametten dolayı da korku içindedirler.” Rablerini tam anlamı ile bildiklerinden dolayı ondan korkar, çekinirler. Böylelikle hem ihsan makamını hem de Allah’tan korkma makamını bir arada elde etmiş olurlar. Buradaki atıf (“ve” bağlacı) aynı şey ve aynı niteliğe sahip varlık hakkında varid olan birbirinden farklı sıfatları, birbirine atfetmek kabilindendir.
Günahları itiraf etmek, ancak vakti geçmeden önce tövbe edilirse kişiye fayda verir.
Allah'ın hakkında adalet ispat edilmiş ve zulüm O'ndan reddedilmiştir.
Yüce Allah'a davet ederken delillerin kuvvetli olması çok önemlidir.
Körü körüne taklit etmek zararlıdır.
Münkerin ortadan kaldırılması aşama aşamadır. En kolay olandan başlanır. İbrahim -aleyhisselam- kavminin içinde bulunduğu münkeri söz ve delili açıkça ilan ederek başlamış, sonra da fiilî olarak değiştirmeye geçmiştir.
49. ayetin diğer mealleri
Onlar, görmedikleri halde Rablerinden korkan ve kıyamet saatinden de sakınan kimselerdir.
(O takvâ sahipleri ki) onlar, görmedikleri halde Rablerine candan saygı gösterirler. Yine onlar, kıyametten korkan kimselerdir.
Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler.
Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Yükü (günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa onun yükünden bir şey yüklenmez. Sen ancak, görmeden Rablerinden korkanları ve namazı dosdoğru kılanları uyarırsın. Kim günâh kirinden arınırsa, kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah'adır.