fa-idhā qaḍaytum manāsikakum fa-udh'kurū l-laha kadhik'rikum ābāakum aw ashadda dhik'ran famina l-nāsi man yaqūlu rabbanā ātinā fī l-dun'yā wamā lahu fī l-ākhirati min khalāqin
Meal
Hac ibadetinizi bitirince atalarınızı andığınız gibi, hatta daha da kuvvetli bir anışla Allah’ı zikredin. İnsanlardan: "Rabbimiz! Bize bu dünyada ver." diyen vardır. Onun ahirette hiçbir nasibi yoktur.
Bakara Suresi’nin 200. ayeti (2:200) Medeni bir surededir; 2. cüzde, Mushaf’ın 31. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 69 kârinin sesinden dinleyin.
Bakara Suresi 200. ayeti dinleyin
69 kâriden 75 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (75)
200. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Eğer hac amellerini bitirir ve boşa çıkarsanız, babalarınızla övündüğünüz ve onlara sena ettiğiniz gibi veya babalarınızı zikrettiğinizden daha çok zikrederek Allah’ı anın ve ona çokça sena edin. Çünkü sahip olduğunuz bütün nimetlerin asıl sahibi Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'dır. İnsanlar farklı farklıdır. Onların bir kısmı sadece bu dünya hayatına iman eden kâfir, müşrik kimselerdir. Bunlar Rablerinden sağlık, mal, çocuk gibi sadece bu dünya nimetlerinden ve süslerinden isterler. Onların, dünyaya olan arzuları ve ahiretten yüz çevirmeleri sebebiyle, Allah'ın ahirette mümin kulları için hazırladıklarından bir nasipleri yoktur.
200-202. Daha sonra Yüce Allah insanların değişik hallerini şöyle haber vermektedir: Hepsi ihtiyaçlarını ondan ister, kendileri için zararlı olan şeylerin bertaraf edilmesini O’ndan bekler bununla birlikte maksatları farklı farklıdır. Bu insanlardan kimisi “Rabbimiz, bize dünyada ver” der, yani Allah’tan arzuladığı dünyevi ihtiyaçlarını vermesini ister. Âhiretten yüz çevirdiği ve bütün gayretini dünyaya hasrettiği için böylesinin “ahirette hiçbir nasibi yoktur.” Kimileri ise her iki dünyanın menfaatini elde etmek için Allah’a dua eder, hem dinin hem de dünyasının önemli meselelerini ve … Devamını oku
Mümin kulun dünya ve ahiret yolculuğunda azık edinmesi gerekir. Allah, bu yüzden takvanın en hayırlı azık olduğunu zikretmiştir.
Hac amelleri tamamlandıktan sonra Allah Teâlâ’yı çokça zikretmek meşrudur.
İnsanların maksatları farklı farklıdır. Onların bazıları Rablerinden dünyalıktan başka bir şey istemeyip dünya hayatını dert edinmişken, bazısı ise Allah'tan, dünya ve ahiret hayatının hayrını ister. İşte, başarılı kılınan bu kimsedir.
200. ayetin diğer mealleri
Hac ibadetinizi bitirince atalarınızı andığınız gibi, hatta daha da kuvvetli bir anışla Allah’ı zikredin. İnsanlardan: Rabbimiz, bize bu dünyada ver, diyenler vardır. Onların ahirette hiçbir nasibi yoktur.
Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin âhiretten hiç nasibi yoktur.
Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, önceleri babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan kimisi: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!" der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yoktur.
(Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz taş gibi yahut daha sert bir şekilde katılaşmıştı. Halbuki içinden nehirler kaynayan, yarılıp (içlerinden) sular çıkan ve Allah korkusundan yuvarlanan nice taşlar vardır! Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.
Daha önce kendilerine, "(Savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin!” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve: "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez."
Kim ahiret ekinini/sevabını isterse, onun ekinini/sevabını artırırız. Kim dünya ekinini isterse ona da ondan veririz. Onun ahirette bir nasibi/payı yoktur.
Onlar şeytanların, Süleyman’ın saltanatı hakkında uydurdukları şeylere tabi oldular. Oysa Süleyman kâfir değildi. (Fakat insanlara sihri öğreten) şeytanlar kâfir idi. Onlar insanlara büyüyü Babil'deki iki meleğe, Hârut ile Mârut’a indirileni öğretiyorlardı. O ikisi: Biz bir imtihan vesilesiyiz, sakın kâfir olma! demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. O ikisinden karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar kendilerine faydalı olanı değil zararlı olanı öğreniyorlardı. Andolsun onlar, o büyüyü satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Kendilerini sattıkları şeyin ne kadar kötü olduğunu keşke anlasalardı!