Sana (kıyamet) saatinin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açığa çıkaramaz. Göklere ve yere o saat ağır gelir. Kıyamet ansızın gelir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar." De ki: "Onun ilmi sadece Allah katındadır. Ama insanların çoğu (bunu) bilmezler."
A’râf Suresi’nin 187. ayeti (7:187) Mekki bir surededir; 9. cüzde, Mushaf’ın 174. sayfasında yer alır. Arapçasını okunuşu, mealleri ve tefsiriyle okuyun, 72 kârinin sesinden dinleyin.
A’râf Suresi 187. ayeti dinleyin
72 kâriden 78 tilavet: birini seçin, oynatıcıda başlasın.
Tüm sesler (78)
187. ayetin tefsiri
el-Muhtasar
Bu inatçı yalancılar sana kıyametin ne zaman gelip çatacağı hakkındaki ilmi soruyorlar. Ey Muhammed! De ki: "Onun ilmi ne bende ve ne de bir başkasındadır. Onun ilmi ancak Allah'ın katındadır. Onun takdir edilen vaktini Allah'tan başkası açıklayamaz. Onun vakti göklerde ve yerde bulunanların hepsinden gizlenmiştir ve o sizin başınıza ancak ansızın gelir. Sen, sanki onun vaktini bilmek için çok hevesliymişsin gibi onun vaktinin ne zaman olduğunu sana soruyorlar. Hâlbuki sen, Rabbin hakkındaki ilminin kemalinden dolayı böyle bir şey sormuyorsun." Ey Muhammed! Onlara de ki: "Kıyametin vaktinin ilmi sadece bir tek olan Allah'ın katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler."
187. Yüce Allah, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle hitap etmektedir: Seni yalanlayan ve sana karşı tutumları ile işi yokuşa sürmek isteyen kimseler “sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını” Kıyametin ne vakit geleceğini ve insanların başına ne zaman kopacağını “soruyorlar.” “De ki: Onun bilgisi Rabbimin katındadır.” Onu bilmek O’na hastır. “Vakti gelince onu ancak O tecelli ettirecektir.” Kopmasını takdir ettiği vakitte ondan başka hiçbir kimse onu ortaya çıkartıp gerçekleştiremez. “O (bilgisi ve dehşetiyle) göklerde de yerde de oldukça ağır bir olaydır.” Yani ona dair … Devamını oku
Yüce Allah, beşer için ilme ulaşıp, idrak etmenin araçları olan kalp, göz ve kulakları yaratmıştır ki, faydalı şeyleri elde edip zararlı olan şeyleri de kendilerinden def edebilsinler.
Yüce Allah'ın güzel isimleri ile dua etmek, yapılan duanın kabul edilmesinin sebeplerindendir. Her talep edilen şey, kendisine uygun olan isim ile dua edilerek istenir. Örneğin: "Ey çokça bağışlayan Allah'ım! tövbemi kabul et ve beni bağışla!" diyerek dua etmek gibi.
Göklerin ve yerin büyüklüğü tefekkür edilmelidir. Bu tefekkürle başkasının değil, sadece Allah Teâlâ'nın uluhiyeti hak ettiği inancına varılır. Çünkü O, tek başına her şeyi yaratıp, yapandır.
187. ayetin diğer mealleri
Sana (kıyamet) saatinin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açığa çıkaramaz. Göklere ve yere o saat ağır gelir. Kıyamet ansızın gelir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun ilmi sadece Allah katındadır. Ama insanların çoğu (bunu) bilmezler.
Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O (Kıyamet) size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah'ın katındadır, ama insanların çoğu bilmezler.
Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O'ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
187. ayet kelime kelime
يَسْـَٔلُونَكَyasalūnakasana soruyorlar
عَنِʿanisa'at(in)den
ٱلسَّاعَةِl-sāʿati
أَيَّانَayyānane zaman (diye)
مُرْسَىٰهَاmur'sāhāgelip çatması
قُلْqulde ki
إِنَّمَاinnamāancak
عِلْمُهَاʿil'muhāonun bilgisi
عِندَʿindayanındadır
رَبِّىrabbīRabbimin
لَاlāOnu açığa çıkaramaz
يُجَلِّيهَاyujallīhā
لِوَقْتِهَآliwaqtihātam zamanında
إِلَّاillābaşkası
هُوَhuwaO'ndan
ثَقُلَتْthaqulatO ağır gelmiştir
فِىfīgöklere de
ٱلسَّمَٰوَٰتِl-samāwāti
وَٱلْأَرْضِwal-arḍiyere de
لَاlāO size gelmez
تَأْتِيكُمْtatīkum
إِلَّاillāancak
بَغْتَةًbaghtatanansızın
يَسْـَٔلُونَكَyasalūnakasana soruyorlar
كَأَنَّكَka-annakasanki sen
حَفِىٌّḥafiyyunbiliyormuşsun
عَنْهَاʿanhāonu
قُلْqulde ki
إِنَّمَاinnamāmuhakkak
عِلْمُهَاʿil'muhāonun bilgisi
عِندَʿindayanındadır
ٱللَّهِl-lahiAllah'ın
وَلَٰكِنَّwalākinnafakat
أَكْثَرَaktharaçoğu
ٱلنَّاسِl-nāsiinsanların
لَاlābilmezler
يَعْلَمُونَyaʿlamūna
Bu ayetin geçtiği hadisler
Bu ayet bir hadiste geçiyor; hadisin metni Arapçadır.
Ona iman etmeyenler, onun çabucak gelmesini istiyorlar. İman edenler ise ondan korkarlar ve onun hak olduğunu bilirler. Bilin ki kıyamet hakkında tartışanlar uzak/derin bir sapıklık içindedirler.
Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O; yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
Lafzen benzer ayetler
Bu ayetle ortak bir ifadeyi paylaşırlar: ezberlerken birbirinden ayırt etmeye yarar.
Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.