Sevde binti Zem‘a, Peygamber’in ﷺ Hz. Hatice’nin vefatından sonra evlendiği ilk hanımdır; ilk eşiyle birlikte Habeşistan’a hicret etmişti. Yaşlanınca kendi gününü Hz. Âişe’ye bırakmış, Peygamber ﷺ de zamanını buna göre paylaştırmıştır (Buhârî, 5212).
Sevde, esved (“siyah”) ve sevâd (“halkın çoğunluğu”) kelimelerini veren s-v-d kökünden gelir; seyyid (“efendi, ulu”) ve siyâde (“efendilik”) de aynı köktendir. Dilciler sevde kelimesini siyah taşlarla kaplı bir arazinin adı olarak da kaydeder. İsim, mü’minlerin annesi Hz. Sevde binti Zem‘a’nın hatırasına verilir.
İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır.”
Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı. Onlar sizin örtünüzdür, siz de onların örtüsüsünüz. Allah, nefsinize ihanet etmekte olduğunuzu biliyordu. Bu sebeple, tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Fecir vakti geldiğinde beyaz iplik, siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın! Sizler, mescitlerde itikâfa çekilmiş olduğunuz halde kadınlarınıza yaklaşmayın! Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın! İşte Allah, kötülüklerden korunmaları için insanlara ayetlerini böylece açıklar.