"Ey insanlar! Bilen, bildiğini söylesin. Bilmeyen de "Allah en doğrusunu bilir." desin. Zira insanın bilmediği konuda "Allah en doğrusunu bilir" demesi de bir ilimdir."
- باب النهي عن التكلف وهو فعل وقول ما لا مصلحة فيه بمشقة
SahihKudsî hadisRiyâzü's-Sâlihîn 1656
وعن مسروق قال : دخلنا على عبدالله بن مسعود رضي الله عنه فقال : يا أيها الناس من علم شيئا فليقل به، ومن لم يعلم، فليقل :الله أعلم، فإن من العلم أن يقول الرجل لما لا يعلم: الله أعلم . قال الله تعالى لنبيه صلى الله عليه وسلم :{قل ما أسألكم عليه من أجر وما أنا من المتكلفين}. ((رواه البخاري)).
Mesrûk’tan şöyle rivayet edilmiştir: Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'ın yanına gitmiştik. O bize şunları söyledi: "Ey insanlar! Bilen, bildiğini söylesin. Bilmeyen de "Allah en doğrusunu bilir. desin. Zira insanın bilmediği konuda "Allah en doğrusunu bilir" demesi de bir ilimdir.Allah Teâlâ, Peygamber'i -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle buyurmuştur: "De ki: Kur'ân'ı tebliğden ötürü sizden bir ücret istemiyorum. Ben, kendiliğinden bir şeyler uydurup size tekellüfe girenlerden de değilim."
Hadisin manası: Eğer bir insan bildiği bir şeyden sorulursa onu gizlemesin, insanlara beyan etsin. Ama bilmediği bir şeyden sorulduğunda da "Allah en doğrusunu bilir." desin cevap vermek için tekellüfe girmesin. Zira insanın bilmediği konuda "Allah en doğrsunu bilir." demesi de bir ilimdir. Yani insanın bilmediği şey konusunda ‘’Allah en iyi bilir.’’ demesi ilimdendir. Çünkü ben bilmiyorum diyen ve bilmeyen gerçek âlimdir. O kendi kadrinin ne kadar olduğunu bilir, makamının derecesini bilir ve cahil olduğunu bilir, bilmediği bir şey için de ‘’Allah en doğrusunu bilir." dedi. Müslim’deki lafızda: ’’Çünkü O, sizden biriniz için bilmediğini bilmiyorum demek hususunda ‘’Allah en iyi bilir’’ demeyi en iyi bilendir. Manası: Bir kişinin ilmi için en güzel, en tam ve en faydalı olan bilmediği bir şey için ‘’Allah en iyi bilir.’’ demesidir. Ardından İbn Mesûd –radıyallahu anh- Allah Teâlâ’nın şu sözünü delil olarak kullanmıştır: (De ki: Kur'ân'ı tebliğden ötürü sizden bir ücret istemiyorum. Ben, kendiliğinden bir şeyler uydurup size tekellüfe girenlerden de değilim.) Yani: Size getirdiğim vahiy sebebiyle sizden bana bir şey vermenizi istemiyorum. Ben size hayrı gösteriyorum ve sizi Allah -Azze ve Celle-’ye davet ediyorum. Ben tekellüfe girenlerden de değilim. Size zorluk çıkaran ve ilimsiz konuşanlardan değilim. Sonuç olarak: Şüphesiz ki kişiye işin ehli olması hariç fetva vermesi caiz değildir. Ancak Allah Teâlâ o kimseyi insanlara fetva vererek ve irşad ederek dosdoğru yola hidayet bulmaları için bir önder tayin ederse o başkadır. Eğer Allah dilemezse fetva vermedeki cüreti ona fayda vermez, dünyada ve ahirette onun üzerine vebal olur. Mataliu'l-Envâr alâ Sıhâh'il-Asâr: (4/439). İbn Useymin’in Riyazu's-Salihin Şerhi: (6/391,392)
Arapça açıklama
معنى الحديث: أن الإنسان إذا سُئل عن شيء يعلمه، فليبينه للناس ولا يكتمه، وأما إذا سئل عن شيء لا يعلمه، فليقل: الله أعلم ولا يتكلف الجواب.
"فإن من العلم أن يقول لِمَا لا يَعْلَم: الله أعلم" أي أن من العلم أن يقول الإنسان لما لا يعلم : "الله أعلم"؛ لأن الذي يقول لا أعلم وهو لا يعلم هو العالم حقيقة هو الذي علم قَدْر نفسه وعلم منزلته وأنه جاهل فيقول لما لا يعرف الله أعلم.
وعند مسلم بلفظ: "فإنه أعلم لأحدكم أن يقول لما لا يعلم: الله أعلم".
والمعنى: أنه أحسن لعلمه وأتم وأنفع له أن يقول لما لا يعلمه: "الله أعلم".
ثم استدل ابن مسعود رضي الله عنه بقوله تعالى : (قل ما أسألكم عليه من أجر وما أنا من المتكلفين) أي لا أسألكم على ما جئت به من الوحي أجرا تعطونني إياه وإنما أدلكم على الخير وأدعوكم إلى الله عز وجل .
(وما أنا من المتكلفين) أي من الشاقين عليكم أو القائلين بلا علم.
فالحاصل: أنه لا يجوز للإنسان أن يفتي إلا حيث جازت له الفتوى، وإن كان الله تعالى قد أراد أن يكون إمامًا للناس يفتيهم ويهديهم إلى صراط مستقيم فإنه سيكون وإن كان الله لم يرد ذلك فلن يفيده تجرأه في الفتوى ويكون ذلك وبالًا عليه في الدنيا والآخرة.
عدم التكلف في المسائل العلمية، كأن يسأل عن شيء غير واضح له فيتحمل جوابا له، وربما أبعد عن الحقيقة في بيانه.
لا ينقص من قَدْرِ العالم أن يجهل بعض مسائل العلم، ويعلن عدم معرفته بها.
الاقتداء برسول الله -صلى الله عليه وسلم- في عدم التَّكَلف مطلقًا.