İçeriğe geç

Müsned

«İnsanlar -yahut kullar- kıyamet gününde, çıplak, sünnetsiz ve buhmen (kararmış) olarak haşr olunacaklardır.» Biz de: "Ey Allah’ın Rasûlü! Buhmen ne demektir?” diye sorduk. O da: «Yanlarında hiçbir şeyleri bulunmayan demektir» diye buyurdu ve devamla, yakın olanın işittiği gibi uzak olanın da işiteceği bir sesle: «Ben Melik'im (Hükümranım), Deyyân'ım (Hakimim, hüküm verenim) diye nida eder.»

Hasen Müsned 15464

Râvi:Abdullah ibn Unays

قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ قَالَ أَخْبَرَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ عَبْدِ الْوَاحِدِ الْمَكِّيِّ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ بَلَغَنِي حَدِيثٌ عَنْ رَجُلٍ سَمِعَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَاشْتَرَيْتُ بَعِيرًا ثُمَّ شَدَدْتُ عَلَيْهِ رَحْلِي فَسِرْتُ إِلَيْهِ شَهْرًا حَتَّى قَدِمْتُ عَلَيْهِ الشَّامَ فَإِذَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُنَيْسٍ فَقُلْتُ لِلْبَوَّابِ قُلْ لَهُ جَابِرٌ عَلَى الْبَابِ فَقَالَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ قُلْتُ نَعَمْ فَخَرَجَ يَطَأُ ثَوْبَهُ فَاعْتَنَقَنِي وَاعْتَنَقْتُهُ فَقُلْتُ حَدِيثًا بَلَغَنِي عَنْكَ أَنَّكَ سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الْقِصَاصِ فَخَشِيتُ أَنْ تَمُوتَ أَوْ أَمُوتَ قَبْلَ أَنْ أَسْمَعَهُ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَوْ قَالَ الْعِبَادُ عُرَاةً غُرْلًا بُهْمًا قَالَ قُلْنَا وَمَا بُهْمًا قَالَ لَيْسَ مَعَهُمْ شَيْءٌ ثُمَّ يُنَادِيهِمْ بِصَوْتٍ يَسْمَعُهُ مِنْ قُرْبٍ أَنَا الْمَلِكُ أَنَا الدَّيَّانُ وَلَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ أَهْلِ النَّارِ أَنْ يَدْخُلَ النَّارَ وَلَهُ عِنْدَ أَحَدٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ حَقٌّ حَتَّى أَقُصَّهُ مِنْهُ وَلَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ أَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ وَلِأَحَدٍ مِنْ أَهْلِ النَّارِ عِنْدَهُ حَقٌّ حَتَّى أَقُصَّهُ مِنْهُ حَتَّى اللَّطْمَةُ قَالَ قُلْنَا كَيْفَ وَإِنَّا إِنَّمَا نَأْتِي اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ عُرَاةً غُرْلًا بُهْمًا قَالَ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ

Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhuma-: “Bana bir adamın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duyduğu bir hadis ulaştı. Bir binek satın aldım. Sonra üzerine yolculuk yapacağım yüklerimi koydum. (O hadisi duymak için) bir aylık yola çıktım. Nihayet Şam’da yanına vardım. Bir de baktım ki Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh- orada duruyor. Kendisi kapıcısına: “Ona (gelene) bir sor kendisi Câbir olacak” dedi. "İbn Abdullah mı?” diye sordu. Ben de: “Evet” diye cevap verdim. Kendisi bunun üzerine elbisesini topladı ve benimle musafaha etti, sarıldı ben de sarıldım. Ben de ona: “Senden bana ulaşan bir hadis var da, o hadisi sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duymuşsun, kısas konusu ile ilgili. Ben de onu senden almaya geldim. Çünkü senden duymadan önce ölürsün diye ya da senden önce ölürüm diye korktum.” O da dedi ki: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den duyduğuma göre, şöyle buyurdu: «İnsanlar -yahut- kullar, kıyamet gününde çıplak, sünnetsiz ve buhmen olarak haşir olunacaklardır.» Biz de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Buhmen ne demektir?” diye sorduk. O da:«Yanlarında hiçbir şeyleri bulunmayan demektir» diye buyurdu ve devamla, yakın olanın işittiği gibi uzak olanın da işiteceği bir sesle: «Ben Melik'im (hükümranım), Deyyân'ım (Hakim'im, hüküm verenim) diye nida eder. Cehennem ehlinden olan bir kimsenin bir tokatlık hak dahi olsa Cennet ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cehennem'e girmez. Cennet ehlinden olan bir kimsenin de -bir tokatlık hak dahi olsa- Cehennem ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cennet'e girmez.» diye buyurdu. Biz de: “Bizler Allah Teâlâ’ya çıplak, sünnetsiz ve yanımızda hiçbir şey bulunmadığı halde gideceğimize göre bu nasıl olur? diye sorduk." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Hasenâtlarla (iyiliklerle) ve kötülüklerle.» buyurdu.

Rivayet eden: Ahmed b. Hanbel (No. 15464).

Kopyala
Kopyalanacaklar:
Hata bildir

Açıklama

Câbir b. Abdullah el-Ensârî -radıyallahu anhuma- Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh-'ın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den kendisinin işitmediği bir hadisi işittiğini haber veriyor. Cabir, bir deve satın aldı. Sonra üzerine yolculuk yapacağı yüklerini koydu ve o hadisi duymak için Şam'a, Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh-'ın yanına varıncaya kadar bir aylık yola çıktı. Cabir, Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh-'ın yanına girdi. Kendisi kapıcısına: “Ona (gelene) bir sor kendisi Câbir olacak” dedi. “İbn Abdullah mı?” diye sordu. Ben de: “Evet” diye cevap verdim. Kendisi bunun üzerine hızlı bir şekilde ve hızından elbisesine basarak çıktı. Birbirlerinin boynuna sarıldılar. Câbir --radıyallahu anh- ona: “Senden bana kısas ile alakalı senin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duymuş olduğun bir hadis ulaştı. Ben, o hadisinden almaya geldim. Çünkü ben o hadisi senden duymadan önce senin ölmenden yahut kendim ölmekten korktum.” dedi. O da dedi ki: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den duyduğuma göre şöyle buyurdu: «İnsanlar -ya da kullar- kıyamet gününde çıplak, sünnetsiz ve buhmen olarak haşr olunacaklardır.» Biz de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Buhmen ne demektir?” diye sorduk. O da: «Yanlarında hiçbir şeyleri bulunmayan» Allah kıyamet günü insanları hesaba çekmek,amellerinin karşılıklarını vermek için bir yerde toplayacak. Onları anneleri doğurduğu gibi o vakit çıplak ve sünnetsiz olacaklar. Ve onlarla beraber dünyadan hiçbir şey olmayacak. ''Ses ile nida etti'' Nida ancak ses ile olur. İnsanlar sessiz bir nida bilmezler. Burada sesin zikredilmesi nidayı pekiştirmek içindir. Bu da açıklık ve aşikarlıkta en üst derecede Allah Teâlâ'nın kendisinden işitilecek bir söz ile konuştuğunun göstergesidir. Şüphesiz onun sesi vardır. Ancak O'nun sesi yarattıklarının sesine benzemez. Bunun için de şöyle demiştir: ''Konuştuğunda yakın olanın işittiği gibi uzak olanın da işiteceği bir ses.'' Bu sıfat Allah Teâlâ'nın sesine özeldir. Yarattıklarının seslerine gelince sesin kuvvet ve zayıflığına göre onları sadece yakında olanlar işitirler. Bu konuda belirlenmiş naslar/deliller çoktur. Bu naslardan Allah Teâlâ'nın şu sözü: "Ve Rableri ise onlara nidâ etti ki: Sizi bu ağaçtan nehyetmemiş miydim?" Ve şu sözü: "Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık." Sonra da şöyle buyurdu: "Ben Melik'im (Hükümranım), Deyyân'ım (Hakimim, hüküm verenim" Nida: Şu sözü: "Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git!" O ses ki, bekleyenlerin yakından duyduğu gibi uzaktanda işitirler. O da şu sözünde: ''Ben Melik'im (Hükümranım), Deyyân'ım (Hakimim, hüküm verenim.)'' Allah Teâlâ Melik'tir, gökyüzünün, yeryüzünün içindekilerinin mülkü onun elindedir. O Deyyân (hükmeden) olup, kullarını amellerine karşılık mükâfatlandırır. Kim hayırlı bir amel yaparsa, onu ameli karşılığında daha üstünüyle karşılığını verir. Kim de kötülük yaparsa ona da hak ettiği karşılığı verir. Sonra Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Cehennem ehlinden olan bir kimsenin bir tokatlık hak dahi olsa Cennet ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cehennem'e girmez. Cennet ehlinden olan bir kimsenin de -bir tokatlık hak dahi olsa- Cehennem ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan cennete girmez.” Allah -Azze ve Celle- kulları arasında adaletle hükmeder. Mazlumun hakkını zalimden alır.Cehennem ehlinden birinin Cennet ehlinden hakkı bulunsa onu almadan Cehennem'e sokmaz. Bu da adaletin tam olmasındandır. Şüphesiz ki kâfir ve zalim olanlar Cehennem'e gireceklerdir, ancak onlara zulmedilmeyecektir. Eğer onlardan birinin Cennet ehlinden alacağı varsa ondan o hakkını alır. Bu durum Cennet ehli için de geçerlidir. Sahabiler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle dediler. Dedik ki: "Beraberlerinde dünyadan hiç bir şey yok iken nasıl olur da insanlar hakları verirler?" Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurduki: «İyilikler ve kötülükler ile» Hakların yerine getirilmesi mazlum olanın zalimin iyiliklerinden alması ile olacaktır. Eğer zalimin iyilikleri biterse mazlumun kötülüklerinden alınıp zalimin kötülüklerine konulacak, sonra da ateşe atılacaktır. Hadiste geldiği gibi durum böyledir.

Arapça açıklama

يخبر جابر بن عبد الله الأنصاري أنه علم أن عبد الله بن أُنيس سمع حديثًا من رسول الله صلى الله عليه وسلم لم يسمعه، فاشترى جملًا ووضع عليه أمتعته، ثم سافر شهرا، حتى قَدِم الشام فدخل على عبد الله بن أُنيس، فقال للبوَّاب: قل له: جابر على الباب، فقال عبد الله بن أُنيس: ابن عبد الله؟ قال جابر: نعم، فخرج إليه مسرعًا يدوس على ثوبه من سرعته، واعتنقا، فقال له جابر: إني علمت أنك سمعتَ من رسول الله صلى الله عليه وسلم حديثًا في القَصَاص، فخفت أن تموت، أو أموت قبل أن أسمعه، فقال: سمعتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «يُحْشَرُ الناسُ يوم القيامة عُراةً غُرْلًا بُهْمًا» قال: قلنا: وما بُهْمًا؟ قال: «ليس معهم شيء» أي: يجمع الله الناس يوم القيامة في مكان واحد ليحاسبهم، ويجزيهم بعملهم، ويكونون حينذاك عراة وغير مختونين، كما ولدتهم أمهاتهم، ليس معهم شيء من الدنيا.

ثم قال: «ثم يناديهم بصوت» فالنداء لا يكون إلا بصوت، ولا يعرف الناس نداء بدون صوت، فذكر الصوت هنا لتأكيد النداء، وهذا في غاية الصراحة والوضوح في أن الله يتكلم بكلام يُسمع منه تعالى، وأن له صوتاً، ولكن صوته لا يشبه أصوات خلقه، ولهذا قال: «يسمعه من بعد كما يسمعه من قرب» فهذه الصفة تختص بصوته تعالى، وأما أصوات خلقه فيسمعها القريب منها فقط، حسب قوة الصوت وضعفه، وقد كثرت النصوص المثبتة لذلك، منها قوله تعالى: {ِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا}، وقوله: {وَنَادَيْنَاهُ مِن جَانِبِ الطُّورِ الأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا}، وقوله: {وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ}.

ثم قال: «أنا الملك أنا الديان» يعني: أن النداء الذي يسمعه أهل الموقف كلهم يسمعه من بعد كما يسمعه من قرب، هو بقوله: «أنا الملك أنا الديان ...»، فهو تعالى الملك الذي بيده ملك السماوات والأرض، ومن فيهن، وهو الديان الذي يجازي عباده بعملهم، من عمل خيراً جازاه بأفضل مما عمل، ومن عمل شراً جازاه بما يستحق.

ثم يقول تعالى: «ولا ينبغي لأحد من أهل النار، أن يدخل النارَ، وله عند أحد من أهل الجنة حقٌّ، حتى أقصَّه منه، ولا ينبغي لأحد من أهل الجنة أن يدخل الجنةَ، ولأحد من أهل النار عنده حقٌّ، حتى أقصَّه منه، حتى اللطمة» أي: أن الله عز وجل يحكم بين عباده بالعدل، فيأخذ من الظالم حق المظلوم، فلا يدخل أحد من أهل النار النارَ وله عند أهل الجنة حق، حتى يمكنه من أخذ حقه، وهذا من تمام العدل فإن الكافر والظالم مع أنهما سيدخلان النار إلا أنهم لن يُظلموا، فإذا كان لهم حق عند أحد من أهل الجنة أخذوه منه، وكذلك الحال في أهل الجنة.

فقال الصحابة للنبي صلى الله عليه وسلم : قلنا: كيف سيوفي الناس الحقوق وليس معهم شيء من الدنيا؟ فقال النبي صلى الله عليه وسلم: «بالحسنات والسيئات» أي: إنما يحدث توفية الحقوق بأن يأخذ المظلوم من حسنات الظالم، فإذا فنيت حسنات الظالم أُخذ من سيئات المظلوم فوُضعت على سيئات الظالم ثم طُرح في النار، كما جاء في الحديث.

  • الرحلة في طلب العلم وسماع الحديث.
  • شدة حرص الصحابة على سماع الأحاديث.
  • أن بعض أهل الموقف أقرب إلى الله -تعالى- من بعض.
  • إثبات النداء والصوت لله تعالى من غير تحريف ولا تعطيل ومن غير تكييف ولا تمثيل.
  • الملك والديان من الأسماء الحسنى.
  • القصاص يوم القيامة يكون بالحسنات والسيئات.

Âlimlerin hükümleri

İsim verilmeyen kaynak hüküm ifadesi: حسن

Diğer rivayetler

Ayrıca rivayet edenler… (3)
  • تغليق التعليق لابن حجر (2419)يَحْشُرُ اللَّهُ الْعِبَادَ , فَيُنَادِيهِمْ بِصَوْتٍ يَسْمَعُهُ مَنْ بَعُدَ كَمَا يَسْمَعُهُ مَنْ قَرُبَ , أَنَا الْمَلِكُ , أَنَا الدَّيَّانُ
  • تغليق التعليق لابن حجر (2421)يَحْشُرُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ , أَوْ قَالَ : الْعِبَادَ , عُرَاةً غُرْلا بُهْمًا , قَالَ : قُلْنَا : وَمَا بُهْمًا ؟ قَالَ : لَيْسَ مَعَهُمْ شَيْءٌ , ثُمَّ يُنَادِيهِمْ بِصَوْتٍ يَسْمَعُهُ مَنْ بَعُدَ كَمَا يَسْمَعُهُ مَنْ قَرُبَ : أَنَا الدَّيَّانُ , أَنَا الْمَلِكُ , لا يَنْبَغِي ل
  • خلق أفعال العباد للبخاري (174)يُحْشَرُ الْعِبَادُ , فَيُنَادِيهِمْ بِصَوْتٍ يَسْمَعُهُ مَنْ بَعُدَ , كَمَا يَسْمَعُهُ مَنْ قَرُبَ : أَنَا الْمَلِكُ ، أَنَا الدَّيَّانُ ، لا يَنْبَغِي لأَحَدٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ أَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ ، وَأَحَدٌ مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَطْلُبُهُ بِمَظْلَمَةٍ

Aynı konuda

Geçen âyetler

Konular