İçeriğe geç

Sahîh-i Müslim1. kitap

Şu sandeletlerimi alıp geri dön. Bu duvarın arkasında, kalbiyle kesin olarak inanmış bir şekilde “Lâ ilâhe illallah” diyen kime rastlarsan, onu Cennet ile müjdele!

باب مَنْ لَقِيَ اللَّهَ بِالإِيمَانِ وَهُوَ غَيْرُ شَاكٍّ فِيهِ دَخَلَ الْجَنَّةَ وَحَرُمَ عَلَى النَّارِ

Sahih Sahîh-i Müslim hadisi Sahîh-i Müslim 31

Râvi:Ebû Hureyre

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ كُنَّا قُعُودًا حَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَنَا أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فِي نَفَرٍ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَيْنِ أَظْهُرِنَا فَأَبْطَأَ عَلَيْنَا وَخَشِينَا أَنْ يُقْتَطَعَ دُونَنَا وَفَزِعْنَا فَقُمْنَا فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ فَخَرَجْتُ أَبْتَغِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَتَيْتُ حَائِطًا لِلأَنْصَارِ لِبَنِي النَّجَّارِ فَدُرْتُ بِهِ هَلْ أَجِدُ لَهُ بَابًا فَلَمْ أَجِدْ فَإِذَا رَبِيعٌ يَدْخُلُ فِي جَوْفِ حَائِطٍ مِنْ بِئْرٍ خَارِجَةٍ - وَالرَّبِيعُ الْجَدْوَلُ - فَاحْتَفَزْتُ كَمَا يَحْتَفِزُ الثَّعْلَبُ فَدَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ أَبُو هُرَيْرَةَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا شَأْنُكَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ كُنْتَ بَيْنَ أَظْهُرِنَا فَقُمْتَ فَأَبْطَأْتَ عَلَيْنَا فَخَشِينَا أَنْ تُقْتَطَعَ دُونَنَا فَفَزِعْنَا فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ فَأَتَيْتُ هَذَا الْحَائِطَ فَاحْتَفَزْتُ كَمَا يَحْتَفِزُ الثَّعْلَبُ وَهَؤُلاَءِ النَّاسُ وَرَائِي فَقَالَ ‏"‏ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ‏"‏ ‏.‏ وَأَعْطَانِي نَعْلَيْهِ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ بِنَعْلَىَّ هَاتَيْنِ

فَمَنْ لَقِيتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الْحَائِطِ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏ فَكَانَ أَوَّلَ مَنْ لَقِيتُ عُمَرُ فَقَالَ مَا هَاتَانِ النَّعْلاَنِ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ‏.‏ فَقُلْتُ هَاتَانِ نَعْلاَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَنِي بِهِمَا مَنْ لَقِيتُ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ بَشَّرْتُهُ بِالْجَنَّةِ ‏.‏ فَضَرَبَ عُمَرُ بِيَدِهِ بَيْنَ ثَدْيَىَّ فَخَرَرْتُ لاِسْتِي فَقَالَ ارْجِعْ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ فَرَجَعْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَجْهَشْتُ بُكَاءً وَرَكِبَنِي عُمَرُ فَإِذَا هُوَ عَلَى أَثَرِي فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا لَكَ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ لَقِيتُ عُمَرَ فَأَخْبَرْتُهُ بِالَّذِي بَعَثْتَنِي بِهِ فَضَرَبَ بَيْنَ ثَدْيَىَّ ضَرْبَةً خَرَرْتُ لاِسْتِي قَالَ ارْجِعْ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا عُمَرُ مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا فَعَلْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي أَبَعَثْتَ أَبَا هُرَيْرَةَ بِنَعْلَيْكَ مَنْ لَقِيَ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ بَشَّرَهُ بِالْجَنَّةِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَلاَ تَفْعَلْ فَإِنِّي أَخْشَى أَنْ يَتَّكِلَ النَّاسُ عَلَيْهَا فَخَلِّهِمْ يَعْمَلُونَ ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَخَلِّهِمْ

Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in etrafında oturuyorduk. Yanımızda Ebû Bekir, Ömer -radıyallahu anhuma- ve bir grup sahâbî vardı. Bir ara Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aramızdan kalkıp gitti. Uzunca bir süre dönmeyince, başına kötü bir iş gelmesinden korktuk ve telaşla yerimizden kalktık. Bu endişeyi ilk duyan bendim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i araya araya Ensar'dan Neccâroğulları'na ait bir bahçeye geldim. Giriş kapısını arayarak bahçenin etrafını dolandım, fakat bir kapı bulamadım. Bahçenin dışındaki bir kuyudan içeriye su veren küçük bir ark gördüm ve oradan büzülerek Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girdim. «Ebû Hureyre! Sen misin?» diye sordu. Evet! Yâ Rasûlallah! dedim. «Seni buraya getiren nedir?» dedi. Aramızda otururken kalkıp gittin. Geri dönmediğini görünce, sana bir kötülük yapılmasından korkup telaşlandık. İlk endişe duyan da ben oldum. Kalkıp bu bahçeye geldim ve tilki gibi iki büklüm içeri girdim. Diğerleri de arkadan geliyor, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ebû Hureyre!» diye seslendikten sonra sandeletlerini çıkarıp verdi ve şunları söyledi: «Şu sandeletlerimi alıp geri dön. Bu duvarın arkasında, kalbiyle kesin olarak inanmış bir şekilde “Lâ ilâhe illallah” diyen kime rastlarsan, onu Cennet ile müjdele! » Karşılaştığım ilk kişi Ömer'di ve bana şöyle dedi: "Ey Ebû Hureyre, bu iki sandalet nedir?" Ben de dedim ki: "Bunlar Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sandaletleridir. Beni bunlarla gönderdi. Karşılaştığım ve kalbiyle kesin olarak 'Lâ ilâhe illallah' diye şehadet eden herkesi Cennetle müjdelememi emretti." dedim. Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh- eliyle göğsüme vurdu. O kadar sert vurdu ki sırtüstü yere düştüm. Sonra bana "Geri dön, Ebû Hureyre!" dedi. Ben de Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına döndüm. Ağlayarak geldim. Ömer de arkamdan yetişti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Ey Ebû Hureyre! Sana ne oldu?" diye buyurdu. Ben: "Ömer'le karşılaştım. Bana verdiğin görevi haber verince göğsüme vurdu, yere düştüm ve bana 'Geri dön.' dedi." dedim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Ey Ömer! Seni bunu yapmaya sevk eden nedir?" buyurdu. Ömer -radıyallahu anh-:

"Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasûlü! Ebû Hureyre'yi sandaletlerinle, kalbiyle kesin olarak 'Lâ ilâhe illallah' diye şehadet eden herkesi Cennetle müjdelemesi için mi gönderdin?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Evet." diye buyurdu. Ömer -radıyallahu anh-: "Bunu yapma. Çünkü insanların sadece buna güvenip ameli terk etmelerinden korkuyorum. Bırak, amel etmeye devam etsinler." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Öyleyse bırak onları amel etsinler." diye buyurdu.

Rivayet eden: Müslim (No. 31).

Kopyala
Kopyalanacaklar:
Hata bildir

Açıklama

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir ve Ömer de dahil olmak üzere bir grup sahabeyle birlikte oturuyordu. Sonra (bir ihtiyaç için) kalktı. Ancak dönüşü gecikince; bu yüzden düşman tarafından esir alınabileceğinden veya başka bir şekilde zarar görebileceğinden endişe ettiler. Sahabeler -radıyallahu anhum- telaş ve endişe içinde ayağa kalktılar. İlk telaşa kapılan Ebû Hureyre -radıyallahu anh- oldu. Nihayet Neccâroğulları'na ait bir bahçeye geldi. Açık bir kapı bulabilmek ümidiyle bahçenin etrafını dolaştı; fakat bulamadı. Ancak duvarda, suyun içeri girdiği küçük bir delik buldu. Vücudunu toparlayıp büzülerek oradan içeri girdi ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i buldu. Bunun üzerine ona: 'Sen Ebû Hureyre misin?' diye sordu. O da: Evet dedi. «Seni buraya getiren nedir?» dedi. Ebû Hureyre dedi ki: Sen aramızdaydın. Sonra kalktın; fakat dönüşün gecikti. Bunun üzerine, bize ulaşmadan sana bir zarar verileceğinden endişe ettik. Bu yüzden telaşa kapıldık. İlk telaşa kapılan da ben oldum. Derken bu bahçeye geldim. Tilkinin yaptığı gibi vücudumu büzüp dar aralıktan geçerek içeri girdim. İşte şu insanlar da benim arkamdan geliyorlar. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Hureyre'nin doğru söylediğinin bir alameti ve işareti olsun diye ona sandaletlerini verdi ve şöyle buyurdu: Bu sandaletlerimi alıp git ve bu bahçenin ardında, kalbi buna kesin olarak iman etmiş bir hâlde, "Lâ ilâhe illallah (Allah'tan başka hak ilâh yoktur)" diye şehâdet eden kimse, Cennet ehli arasındadır. Ebû Hureyre radıyallahu anh-'ın ilk karşılaştığı kişi Ömer -radıyallahu anh- oldu. Ömer ona: "Ey Ebû Hureyre! Bu iki sandelette nedir?" diye sordu. Ebû Hureyre şöyle cevap verdi:

"Bunlar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sandeletleridir. Beni bunlarla gönderdi. Kalbinde kesin bir inançla Allah'tan başka hak ilah yoktur diye şahitlik eden biriyle karşılaştığımda onu Cennetle müjdelemem için gönderdi. Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh-, eliyle Ebû Hureyre'nin göğsüne vurdu. Ebû Hureyre sırtüstü yere düştü. Ömer: "Geri dön ey Ebû Hureyre!" dedi. Bunun üzerine ben, korku ve telaş içinde, yüzümün rengi değişmiş ve neredeyse ağlayacak bir hâlde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geri döndüm. Ömer de beni takip ederek arkamdan yürüdü. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Ebû Hureyre sana ne oldu?» diye sordu. "Dedim ki: 'Ömer'e rastladım. Beni kendisiyle gönderdiğin şeyi ona anlattım. Bunun üzerine bana bir darbe vurdu; ben de arka tarafımın üzerine düştüm. Ardından: "Geri dön!" dedi.'" Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Ey Ömer! Bunu neden yaptın?" Ömer dedi ki: Ya Rasûlallah! Anam babam sana feda olsun; Ebû Hureyre’yi sandaletlerinle, kalbiyle kesin bir şekilde inanarak "Allah'tan başka hak ilah yoktur" diye şehadet eden kime rastlarsa onu Cennetle müjdelemesi için mi gönderdin? O da: Evet dedi. Ömer -radıyallahu anh- "Bunu yapma. Çünkü insanların sadece buna güvenip ameli terk etmelerinden korkuyorum. Bırak, amel etmeye devam etsinler." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Öyleyse bırak onları amel etsinler." diye buyurdu.

Hadisten çıkan dersler

  • Sahabelerin -radıyallahu anhum- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e duydukları yoğun sevgi ve onu her türlü zarardan koruma konusundaki gayretleri ifade edilmiştir.
  • İyi haberin müjdesini vermek meşrudur.
  • İman; söz, amel ve itikattır.
  • Kâdî İyâd ve diğer âlimler şöyle demiştir: Ömer -radıyallahu anh-'ın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e müracaat edip bu hususu yeniden değerlendirmesini istemesi, ona itiraz etmek yahut emrini reddetmek anlamına gelmez. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'ı göndermesindeki maksat, ümmetin gönüllerini hoş etmek ve onları bu müjdeyle sevindirmekten ibaretti. Ömer -radıyallahu anh- ise bu müjdenin bir süre gizli tutulmasının onlar için daha uygun olacağını düşündü; böylece insanlar bu müjdeye güvenip amelleri terk etmezlerdi. Ona göre bunu ertelemek, bu müjdeyi hemen duyurmaktan daha hayırlı sonuçlar doğuracaktı. Bu görüşünü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e arz edince, Rasûlullah da onu isabetli bularak onayladı.
  • Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: 'Bu hadis-i şerifte, bir liderin (devlet başkanının) ya da genel olarak bir büyüğün bir görüşü benimsediği, ona tabi olan birinin ise bunun aksini doğru gördüğü durumlara dair bir hüküm vardır: Tabi olan kimseye düşen, bu görüşünü lidere/büyüğe arz edip onun bu konuyu yeniden değerlendirmesini sağlamaktır. Şayet yönetici ya da büyük olan bu kişi, kendisine tabi olanın söylediğinin doğru olduğunu görürse kendi görüşünden döner. Aksi takdirde, tabi olanın zihnine takılan ve o görüşü ileri sürmesine yol açan şüphenin/tereddüdün cevabını ona açıklar.
  • Maslahat gereği veya bir mefsedet (zarar/fitne) korkusuyla, ihtiyaç duyulmayan bazı ilimleri yaymaktan kaçınmak caizdir.
  • Tevhid inancına sahip insanlar için büyük bir müjde verilmiştir. O da her kim kalbinden tam bir ihlasla 'Lâ ilâhe illallah' (Allah'tan başka hak ilah yoktur) diye şahitlik ederek ölürse, Cennet'e gidecektir.
  • Ömer -radıyallahu anh-'ın gücü, bilgeliği ve geniş bir fıkha/anlayışa sahip olması ifade edilmiştir.
  • Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste; aralarındaki sevgi ve dostluktan (veya başka bir sebepten) dolayı rıza göstereceğini bildiği takdirde, bir kimsenin başkasına ait mülke izinsiz girmesinin caiz olduğuna dair bir hüküm vardır.

Arapça açıklama

كان النبي صلى الله عليه وسلم جالسًا في جماعة من أصحابه منهم أبو بكر وعمر، فقام صلى الله عليه وسلم ثم أبطأ عليهم، فخشوا أن يصاب بمكروه من عدو؛ إما بأسر وإما بغيره.

فقام الصحابة رضي الله عنهم فزعين، فكان أول من فزع أبو هريرة رضي الله عنه حتى أتى بستانًا لبني النجار، فجعل يطوف به لعله يجد بابًا مفتوحًا فلم يجد، ولكنه وجد فتحة صغيرة في الجدار يدخل منها الماء، فضم جسمه حتى دخل فوجد النبي صلى الله عليه وسلم، فقال له: أنت أبو هريرة؟

قال: نعم.

قال: ما شأنك؟

قال أبو هريرة: كنت بين أظهرنا، فقمت فأبطأت علينا، فخشينا أن تقتطع دوننا، فَفَزَعْنا، فكنت أول من فَزَع، فأتيت هذا الحائط، فاحْتَفَزْتُ كما يَحْتَفِزُ الثعلب، وهؤلاء الناس ورائي.

فأعطاه النبي صلى الله عليه وسلّم نعليه أمارةً وعلامةً أنه صادق، وقال له: اذهب بنعلي هاتين، فمن لقيت من وراء هذا الحائط يشهد أن لا إله إلا الله ولا معبود بحق إلا الله، مستيقنًا به قلبه؛ فمن كانت هذه صفته فهو من أهل الجنة.

فكان أول من لقي عُمَرَ، فقال له: ما هاتان النعلان يا أبا هريرة؟ فقال: هاتان نعلا رسول الله صلى الله عليه وسلم، بعثني بهما من لقيت يشهد أن لا إله إلا الله مستيقنًا بها قلبه، بشرته بالجنة.

فضرب عمر بيده صدر أبي هريرة فسقط على دُبره، فقال: ارجع يا أبا هريرة، فرجعت إلى النبي صلى الله عليه وسلم فَزِعًا مُتَغَيّر الوجه مُتَهَيِّئ للبكاء، وتَبِعَني عمر ومشى خلفي.

فقال صلى الله عليه وسلم: ما لك يا أبا هريرة؟

قلت: لقيت عمر، فأخبرته بالذي بعثتني به، فضربني ضربة سقطتُ على دبري، وقال: ارجع.

فقال صلى الله عليه وسلم: يا عمر، ما حملك على ما فعلت؟

قال عمر: يا رسول الله، بأبي أنت وأمي، أبعثت أبا هريرة بنعليك، من لقي الله يشهد أن لا إله إلا الله مستيقنًا بها قلبه بَشَّرهُ بالجنة؟

قال: نعم.

قال: فلا تفعل، فإني أخشى أن يَتَّكِلَ الناس على قولها فقط دون عمل، فخلهم يعملون.

فقال صلى الله عليه وسلم: فخلهم إذن.

  • شدة حب الصحابة رضي الله عنهم لرسول الله صلى الله عليه وسلم وحرصهم على سلامته من كل مكروه.
  • مشروعية البشارة بالخبر السارّ.
  • الإيمان قول وعمل واعتقاد.
  • قال القاضي عياض وغيره: وليس فعل عمر رضي الله عنه ومراجعته النبي صلى الله عليه وسلم اعتراضًا عليه وردًّا لأمره؛ إذ ليس فيما بعث به أبا هريرة غير تطييب قلوب الأمة وبشراهم، فرأى عمر رضي الله عنه أنّ كَتْمَ هذا أصلح لهم وأحرى أن لا يتكلوا، وأنه أَعْوَد عليهم بالخير من مُعَجَّلِ هذه البشرى، فلما عرضه على النبي صلى الله عليه وسلم صَوّبَه فيه.
  • قال النووي: وفي هذا الحديث أن الإمام والكبير مُطلقًا إذا رأى شيئًا ورأى بعض أتباعه خلافه؛ أنه ينبغي للتابع أنْ يَعرضه على المتبوع لينظر فيه فإنْ ظَهر له أن ما قاله التابع هو الصواب رجع إليه وإلا بين للتابع جواب الشبهة التي عرضت له.
  • جواز الإمساك عن نشر بعض العلوم التي لا حاجة إليها للمصلحة أو خوف المفسدة.
  • بشارة عظيمة لأهل التوحيد، وأن من مات وهو يشهد أن لا إله إلا الله خالصًا من قلبه فله الجنة.
  • قوة عمر رضي الله عنه، وحكمته، وسعة فقهه.
  • قال النووي: وفيه جواز دخول الإنسان ملْكَ غيره بغير إذنه إذا علم أنه يرضى ذلك لمودة بينهما، أو غير ذلك.

Klasik şerh

Nevevî — Şerhu Sahîhi Müslim

قَوْله : ( حَدَّثَنِي أَبُو كَثِير ) هُوَ بِالْمُثَلَّثَةِ وَاسْمه يَزِيد بِالزَّايِ اِبْن عَبْد الرَّحْمَن بْن أُذَيْنَة. وَيُقَال : اِبْن غُفَيْلَةَ بِضَمِّ الْغَيْن الْمُعْجَمَة وَبِالْفَاءِ. وَيُقَال : اِبْن عَبْد اللَّه بْن أُذَيْنَة. قَالَ أَبُو عَوَانَة الْإِسْفَرَايِينِيّ فِي مُسْنَده : غُفَيْلَةُ أَصَحّ مِنْ أُذَيْنَة. قَوْله : ( كُنَّا قُعُودًا حَوْل رَسُول اللَّه صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَعَنَا أَبُو بَكْر وَعُمَر رَضِيَ اللَّه عَنْهُمَا فِي نَفَر ) قَالَ أَهْل اللُّغَة يُقَال قَعَدْنَا حَوْله وَحَوْلَيْهِ وَحَوَالَيْهِ وَحَوَالَهُ بِفَتْحِ الْحَاء وَاللَّام فِي جَمِيعهمَا أَيْ عَلَى جَوَانِبه. قَالُوا : وَلَا يُقَال : حَوَالِيه بِكَسْرِ اللَّام. وَأَمَّا قَوْله ( وَمَعَن…

Devamını oku

Âlimlerin hükümleri

Hüküm, kitabın (Sahîh-i Müslim) konumundan alınmıştır.

Diğer rivayetler

Hüküm yok Riyâzü's-Sâlihîn 424

Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Aramızda Ebubekir, Ömer ve birkaç kişi bulunduğu halde Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’le beraber oturuyorduk. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) kalkıp aramızdan ayrıldı. Gecikince bir şey olur endişesiyle telaşa düştük…

وعن أبي هريرة رضي الله عنه ، قال‏:‏ كنا قعوداً مع رسول الله صلى الله عليه وسلم، معنا أبو بكر وعمر، رضي الله عنهما في نفر، فقام رسول الله، صلى الله عليه وسلم، من بين أظهرنا، فأبطأ علينا، فخشينا أن يقتطع دوننا، ففزعنا…

Râvi: Ebû Hureyre

Hüküm yok Riyâzü's-Sâlihîn 709

Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in etrafında Ebu Bekir ve Ömer (Allah Ondan razı olsun)’da bulunduğu bir grup insanla oturuyorduk. Rasûlullah aramızdan kalktı. Uzunca bir süre dönmeyince telaşa düştük. İlk telaşlanan bendim. Peygamber…

وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال‏:‏ كنا قعوداً حول رسول الله صلى الله عليه وسلم ، ومعنا أبو بكر وعمر رضي الله عنهما في نفر، فقام رسول الله صلى الله عليه وسلم من بين أظهرنا فأبطأ علينا، وخشينا أن يقتطع دوننا وفزعنا فقمنا…

Râvi: Ebû Hureyre

Ayrıca rivayet edenler… (5)
  • الأنوار في شمائل النبي المختار (845)اذْهَبْ بِنَعْلَيَّ ، فَمَنْ لَقِيتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الْحَائِطِ يَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ . فَكَانَ أَوَّلَ مَنْ لَقِيتُ عُمَرُ ، فَقَالَ : مَا هَاتَانِ النَّعْلانِ ، يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ؟ قُلْتُ : نَعْلا رَسُولِ اللَّهِ ، صَلَّى ا
  • الاعتقاد إلى سبيل الرشاد للبيهقي (2)اذْهَبْ بِنَعْلَيَّ هَاتَيْنِ ، فَمَنْ لَقِيتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الْحَائِطِ يَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ
  • المسند المستخرج على صحيح مسلم لأبي نعيم (119)اذْهَبْ بِنَعْلَيَّ هَاتَيْنِ فَمَنْ لَقِيتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الْحَائِطِ يَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا مِنْ قَلْبِهِ فَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ، فَكَانَ أَوَّلَ مَنْ لَقِيتُ عُمَرَ ، فَقَالَ : مَا هَاتَانِ النَّعْلانِ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ؟ ، فَقُلْتُ : هَاتَيْنِ نَعْلَيْ
  • شعب الإيمان للبيهقي (5)اذْهَبْ فَمَنْ لَقِيتَ يَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ ، مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ
  • صحيح ابن حبان (4641)اذْهَبْ بِنَعْلَيَّ هَاتَيْنِ ، فَمَنْ لَقِيتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الْحَائِطِ يَشْهَدُ أَنْ لا إِِلَهَ إِِلا اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ . كَانَ أَوَّلُ مَنْ لَقِيتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهِ ، فَقَالَ : مَا هَاتَانِ النَّعْلانِ يَا أَبَا هُر

Konular