İçeriğe geç

Riyâzü's-Sâlihîn0. kitap

Riyâzü's-Sâlihîn 202

- باب الأمر بأداء الأمانة

Hüküm yok Riyâzü's-Sâlihîn 202

وعن أبي خُبيب -بضم الخاء المعجمة- عبد الله بن الزبير، رضي الله عنهما، قال‏:‏ لما وقف الزبير يوم الجمل دعاني فقمت إلى جنبه، فقال‏:‏ يا بني إنه لا يقتل اليوم إلا ظالم أو مظلوم ،وإني لا أرانى إلا سأقتل اليوم مظلوما، وإن من أكبر همي لديني، أفترى ديننا يبقي من مالنا شيئًا‏؟‏ ثم قال‏:‏ يا بني بع مالنا واقض ديني، وأوصى بالثلث وثلثه لبنيه، يعني لبني عبد الله بن الزبير ثلث الثلث‏.‏ قال فإن فضل من مالنا بعد قضاء الدين شيء فثلثه لبنيك ، قال هشام ‏:‏ وكان بعض ولد عبد الله قد وازى بعض بني الزبير خبيب وعباد، وله يومئذ تسعة بنين وتسع بنات‏.‏ قال عبد الله ‏:‏ فجعل يوصيني بدينه ويقول‏:‏ يا بنى إن عجزت عن شيء منه فاستعن عليه بمولاي‏.‏ قال فوالله ما دريت ما أراد حتى قلت‏:‏ يا أبت من مولاك‏؟‏ قال‏:‏ الله‏.‏ قال‏:‏ فوالله ما وقعت في كربةٍ من دينه إلا قلت‏:‏ يا مولى الزبير اقض عنه دينه، فيقضيه‏.‏ قال‏:‏ فقتل الزبير ولم يدع دينارًا ولا درهمًا إلا أرضين، منهما الغابة وإحدى عشرة دارًا بالمدينة، ودارين بالبصرة، ودارًا بالكوفة ودارًا بمصر‏.‏ قال‏:‏ وإنما كان دينه الذي كان عليه أن الرجل كان يأتيه بالمال، فيستودعه إياه، فيقول الزبير‏:‏ لا ولكن هو سلف إني أخشى عليه الضيعة‏.‏ وما ولي إمارة قط ولا جباية ولا خراجًا ولا شيئًا إلا أن يكون في غزو مع رسول الله صلى الله عليه وسلم، أو مع أبي بكر وعمر وعثمان رضي الله عنهم، قال عبد الله‏:‏ فحسبت ما كان عليه من الدين فوجدته ألفي ألف ومائتي ألف‏!‏ فلقى حكيم بن حزام عبد الله بن الزبير فقال‏:‏ يا ابن أخي كم على أخي من الدين‏؟‏ فكتمته وقلت ‏:‏ مائة ألف‏.‏ فقال حكيم‏:‏ والله ما أرى أموالكم تسع هذه ‏!‏ فقال عبد الله‏:‏ أرأيتك إن كانت ألف ألف‏؟‏ ومائتي ألف‏؟‏ قال‏:‏ ما أراكم تطيقون هذا، فإن عجزتم عن شيء منه فاستعينوا بي‏.‏ قال‏:‏ وكان الزبير قد اشترى الغابة بسبعين ومائة ألف، فباعها عبد الله بألف ألف وستمائة ألف ، ثم قام فقال‏:‏ من كان له على الزبير شيء فليوافنا بالغابة، فأتاه عبد الله بن جعفر، وكان له على الزبير أربعمائة ألف، فقال لعبد الله‏:‏ إن شئتم تركتها لكم‏؟‏ قال عبد الله‏:‏ لا، قال‏:‏ فإن شئتم جعلتموها فيما تؤخرون إن أخرتم، فقال عبد الله‏:‏ لا قال‏:‏ فاقطعوا لي قطعة، قال عبد الله‏:‏ لك من ههنا إلى ههنا‏.‏ فباع عبد الله منها، فقضى عنه دينه، وأوفاه وبقي منها أربعة أسهم ونصف، فقدم على معاوية وعنده عمرو بن عثمان، والمنذر بن الزبير، وابن زمعة فقال له معاوية‏:‏ كم قومت الغابة‏؟‏ قال ‏:‏ كل سهم بمائة ألف قال‏:‏ كم بقي منها‏؟‏ قال‏:‏ أربعة أسهم ونصف، فقال المنذر ابن الزبير‏:‏ قد أخذت منها سهمًا بمائة ألف، قال عمرو بن عثمان‏:‏ قد أخذت منها سهمًا بمائة ألف‏.‏ وقال ابن زمعة‏:‏ قد أخذت سهمًا بمائة ألف، فقال معاوية‏:‏ كم بقي منها‏؟‏ قال‏:‏ سهم ونصف سهم، قال‏:‏ قد أخذته بخمسين ومائة ألف ‏.‏ قال‏:‏ وباع عبد الله بن جعفر نصيبه من معاوية بستمائة ألف‏.‏ فلما فرغ ابن الزبير من قضاء دينه قال بنو الزبير ‏:‏ اقسم بيننا ميراثنا‏.‏ قال‏:‏ ‏:‏ والله لا أقسم بينكم حتى أنادي بالموسم أربع سنين ‏:‏ ألا من كان له على الزبير دين فليأتنا فلنقضه‏.‏ فجعل كل سنة ينادي في الموسم، فلما مضى أربع سنين قسم بينهم ودفع الثلث‏.‏ وكان للزبير أربع نسوة، فأصاب كل امراةٍ ألف ألف ومائتا ألف، فجميع ماله خمسون ألف ألف ومائتا ألف، رواه البخاري‏.‏

Ebu Hubeyb Abdullah ibni Zübeyr (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Cemel vakası gününde muharebe durunca babam Zübeyr beni çağırdı, bende yanına gidip durdum, dedi ki:

-Ey oğulcuğum bugün öldürülenler ya zalim veya mazlumdur.Bana gelince bugün mazlum olarak öldürüleceğimi zannediyorum.En büyük düşüncelerimden birisi borçlarım-dır. Borçlarımız malımızdan geriye bir şey bırakacak mı ? ne dersin dedi ve devam etti:

-Ey oğulcuğum malımı sat borcumu öde, malının üçte birini vasiyet etti, bunun da üçte birini onun çocuklarına yani Abdullah’ın çocukları olan torunlarına malın üçte birinin içte birini vasiyet etti verilmesini istedi ve dedi ki;

-Borçlar ödendikten sonra malımızdan bir şey kalırsa üçte biri senin oğullarına aittir, dedi.

Hişam şöyle diyor: Abdullah’ın çocukları Zübeyrin Hubeyb ve Abbad gibi bazı çocuklarının yaşıtı idiler. O gün için onun dokuz oğlu ile dokuz kızı bulunuyordu.

Abdullah der ki: Borcunu bana vasiyet edip duruyor ve Ey oğulcuğum şayet borcumdan bir kısmını ödemekten aciz kalırsan Mevlamdan yardım dile diyordu. Allaha yemin olsun ki ben ne demek istediğini tam anlıyamadım ve Babacığım Mevlan kim dedim. O da : Mevlam Allah’tır, dedi.

Allah’a yemin ederim ki onun borcunu ödemede sıkıntıya düştükçe:

-Ey Zübeyr’in Mevlası onun borcunu ödemekte kolaylık ihsan et diye dua ederdim de o da ödemede kolaylık verirdi. Abdullah ibni Zübeyr şöyle diyor:

Zübeyr öldürülürken altın ve gümüş bırakmadı sadece bir bölümü Gabe denilen yerde arazi bırakmıştı. Medine’de on bir ev, Basrada iki ev, Kufe ve Mısırda da birer ev bıraktı.

Abdullah demiştir ki: Babamın üzerindeki borç şu suretle meydana gelmişti. Bir kimse ona bir şey emanet bırakmak istediğinde Zübeyr ona : Hayır emanet olarak değil borç olarak bırak, ben onun kaybolmasından korkarım, derdi. Zübeyr hayatı boyunca ne bir valilik ne de haraç toplama memurluğu ne de başka bir idari görevde bulunmadı, sadece Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)le veya Ebu Bekir, Ömer ve Osman(Allah Onlardan razı olsun) ile birlikte cihada iştirak etmişti.

Abdullah diyor ki : Babamın üzerindeki borçları hesapladım, iki milyon iki yüz bin dinar olarak buldum. Hakim ibni Hişam ile karşılaştım. Ey yeğenim kardeşimin borcu ne kadardır, diye sordu. Ben tamamını söylemedim. Yüz bin dinar dedim. Bunun üzerine Hakîm: Vallahi malının bunu karşılayabileceğini sanmıyorum dedi. Eğer iki milyon iki yüz bin dinar ise ne dersin dedim. Buna gücünüzün yeteceğini sanmıyorum eğer sıkıntıya düşerseniz benden yardım isteyin dedi. Abdullah diyor ki: Zübeyr, Gabe mevkiindeki araziyi yüz yetmiş bine satın almıştı. Abdullah orayı bir milyon altı yüz bine sattı ve kimin Zübeyr’de alacağı varsa Gabe’de bize gelsin diye ilan etti. Bunun üzerine Abdullah ibni Cafer dört yüz bin dinar alacağı olduğunu bildirerek isterseniz bu borcu size bağışlayayım diyerek müracaat etti. Abdullah da hayır dedi. Bunun üzerine Abdullah ibni Cafer şayet borcunuzdan bir bölümünü geri bırakmak isterseniz benimkini geri bırakabilirsiniz, dedi. Abdullah hayır bunu da istemiyoruz deyince Abdullah ibni Cafer: O halde bana araziden bir parça ayırın, dedi. Abdullah ibni Zübeyr de: Şuradan buraya kadar senin olsun dedi. Abdullah kalan araziden bir bölümünü de sattı. Babası Zübeyrin kalan borçlarını ödeyip bitirdi. Araziden dört buçuk hisse de arttı.

Abdullah kalkıp Muaviye’nin huzuruna gitti. Orada Amr ibni Osman, Münzir ibni Zübeyr ve ibni Zema’da vardı. Muaviye, Abdullah ibni Zübeyre:

-Gabe’ye ne kadar değer biçildi, diye sordu. Abdullah her hisse için yüz bin dinar, dedi. Muaviye:

-Bunlardan ne kadarı kaldı? Dedi.

- Dört buçuk hisse, dedi Abdullah.

Bunun üzerine Münzir ibni Zübeyr: Ben ondan bir hisseyi yüz bin dinara aldım, dedi. Amr ibni Osman da bir sehimini de ben yüz bin dinara aldım, dedi. İbni Zema da bir sehimini de ben yüz bin dinara aldım, dedi. Muaviye geriye ne kaldı diye sordu. Abdullah ibni Zübeyr: Bir buçuk hisse dedi. Muaviye :

-Kalan bir buçuk hisseyi de ben yüz elli bine satın aldım, dedi. Abdullah ibni Zübeyr dedi ki: Abdullah ibni Cafer, Muaviyeye Gabe’deki hissesini altı yüz bine sattı.

Abdullah ibni Zübeyr babasının borçlarını ödeyip bitirince Zübeyr’in varisleri mirasımızı aramızda taksim et dediler. Abdullah Allah’a yemin ederim ki dört sene süreyle hac mevsiminde:

“Kimin Zübeyr’de alacağı varsa bize gelsin ödeyelim diye ilan etmedikçe Zübeyr’in mirasını paylaştırmayacağım, dedi.” Dört sene geçince mirası taksim etti ve babası Zübeyr’in vasiyeti olan üçte birini dağıttı. Zübeyr’in dört karısı vardı, onlardan her birine bir milyon iki yüz bin dinar hisse düştü. Buna göre Zübeyr’in tüm serveti elli milyon iki yüz bin dinara varmaktaydı. (Buhari, Fedailül Humus 13)

Rivayet eden: Buhârî (No. 3129). Riyâzü's-Sâlihîn içinde geçer (No. 202).

Kopyala
Kopyalanacaklar:
Hata bildir

Bu hadisin başka bir rivayetinin açıklaması var: Sahîh-i Buhârî 3129

Âlimlerin hükümleri

Bu hadis için henüz hüküm yok.

Diğer rivayetler

Sahih Sahîh-i Buhârî 3129

Zubeyr b. Avvâm -radıyallahu anh-’ın kıssası ve borcunu ödemedeki vefası.

Ebu Hubeyb Abdullah b. ez-Zubeyr -radıyallahu anhumâ'dan- şöyle rivayet etmiştir: Zubeyr, Cemel Vakası gününde durduğu zaman beni çağırdı. Bunun üzerine ben (gelip) onun yanında durdum. Bana şunları söyledi: Ey oğulcuğum! Şu muhakkak ki, bu gün ancak zâlim olan yahut mazlum olan öldürülür. Ve ben…

يَا بُنَىِّ، إِنَّهُ لاَ يُقْتَلُ الْيَوْمَ إِلاَّ ظَالِمٌ أَوْ مَظْلُومٌ، وَإِنِّي لاَ أُرَانِي إِلاَّ سَأُقْتَلُ الْيَوْمَ مَظْلُومًا، وَإِنَّ مِنْ أَكْبَرِ هَمِّي لَدَيْنِي، أَفَتُرَى يُبْقِي دَيْنُنَا مِنْ مَالِنَا…

Râvi: Abdullah ibn az-Zubayr Şerhli

Konular

11 Ekim 2026 Pazar 30 ربيع الآخر 1448 هـ