İçeriğe geç

Riyâzü's-Sâlihîn17. kitap

Riyâzü's-Sâlihîn 1546

- باب تحريم الكذب

Hüküm yok Riyâzü's-Sâlihîn 1546

Râvi:Samura

وعن سمرة بن جندب رضي الله عنه قال‏:‏ كان رسول الله صلى الله عليه وسلم مما يكثر أن يقول لأصحابه‏:‏‏(‏‏(‏هل رأى أحد منكم رؤيا‏؟‏‏)‏‏)‏ فيقص عليه من شاء الله أن يقص، وإنه قال لنا ذات غداة‏:‏‏(‏‏(‏إنه أتاني الليلة آتيان، وإنهما قالا لي‏:‏ انطلق، وإني انطلقت معهما، وإنا أتينا على رجل مضطجع، وإذا آخر قائم عليه بصخرة، وإذا هو يهوي بالصخرة لرأسه، فيثلغ رأسه، فيتدهده الحجر ها هنا، فيتبع الحجر فليأخذه، فلا يرجع إليه حتى يصح رأسه كما كان، ثم يعود عليه، فيفعل به مثل ما فعل المرة الأولى‏!‏‏"‏ قال‏:‏ ‏"‏قلت لهما‏:‏ سبحان الله‏!‏ ما هذان‏؟‏ قالا لي‏:‏ انطلق انطلق، فانطلقنا، فأتينا على رجل مستلق لقفاه، وإذا آخر قائم عليه بكلوب من حديد، وإذا هو يأتي أحد شقي وجهه فيشرشر شدقه إلى قفاه، ومنخره إلى قفاه، وعينه إلى قفاه، ثم يتحول إلى الجانب الآخر، فيفعل به مثل ما فعل بالجانب الأول، فما يفرغ من ذلك الجانب حتى يصح ذلك الجانب كما كان، ثم يعود عليه، فيفعل مثل ما فعل في المرة الأولى‏"‏ قال‏:‏ قلت‏:‏ سبحان الله‏؟‏ ما هذان‏؟‏ قال‏:‏ قالا لي‏:‏ انطلق انطلق، فانطلقنا، فأتينا على مثل التنور‏"‏ فأحسب أنه قال‏:‏ ‏"‏فإذا فيه‏:‏ لغط وأصوات، فاطلعنا فيه فإذا فيه رجال ونساء عراة، وإذا هم يأتيهم لهب من أسفل منهم فإذا أتاهم ذلك اللهب ضوضئوا‏.‏ قلت‏:‏ ما هؤلاء‏؟‏ قالا لي‏:‏ انطلق انطلق، فانطلقنا فأتينا على نهر‏"‏ حسبت أنه كان يقول‏:‏ ‏"‏أحمر مثل الدم، وإذا في النهر رجل سابح يسبح، وإذا على شط النهر رجل قد جمع عنده حجارة كثيرة، وإذا ذلك السابح يسب ما يسبح، ثم يأتي ذلك الذي قد جمع عنده الحجارة، فيفغر له فاه، فيلقمه حجرًا، فينطلق فيسبح، ثم يرجع إليه، كلما رجع إليه، فغر له فاه، فألقمه حجرًا، قلت لهما‏:‏ ما هذان‏؟‏ قالا لي‏:‏ انطلق انطلق، فانطلقنا، فأتينا على رجل كريه المرآة، أو كأكره ما أنت راء رجلا مرأى فإذا هو عنده نارٌ يحشها ويسعى حولها‏.‏ قلت لهما‏:‏ ما هذا‏؟‏ قال لي‏:‏ انطلق انطلق، فانطلقنا فأتينا على روضة معتمة فيها من كل نور الربيع، وإذا بين ظهري الروضة رجل طويل لا أكاد أرى رأسه طولا في السماء، وإذا حول الرجل من أكثر ولدان رأيتهم قط، قلت‏:‏ ما هذا‏!‏ وما هؤلاء‏؟‏ قالا لي‏:‏ انطلق انطلق، فانطلقنا، فأتينا إلى دوحة عظيمة لم أرَ دوحة قط أعظم منها، ولا أحسن‏!‏ قالا لي‏:‏ ارقَ لي‏:‏ ارقَ فيها، فارتقينا فيها إلى مدينة مبنية بلبن ذهب ولبن فضة، فأتينا باب المدينة فاستفتحنا، ففتح لنا، فدخلناها، فتلقانا رجال شطر من خلقهم كأحسن ما أنت راء‏!‏ وشطر منهم كأقبح ما أنت راء‏!‏ قالا لهم‏:‏ اذهبوا فقعوا في ذلك النهر، وإذا هو نهر معترض يجري كأن ماءه المحض في البياض، فذهبوا فوقعوا فيه‏.‏ ثم رجعوا إلينا قد ذهب ذلك السوء عنهم، فصاروا في أحسن صورة‏.‏ قال‏:‏ قالا لي‏:‏ هذه جنة عدن، وهذاك منزلك، فسما بصري صعدًا، فإذا قصر مثل الربابة البيضاء‏.‏ قالا لي‏:‏ هذاك منزلك‏؟‏ قلت لهما‏:‏ بارك الله فيكما، فذراني فأدخله‏.‏ قالا‏:‏ أما الآن فلا، وأنت داخله‏.‏ قلت لهما‏:‏ فإني رأيت منذ الليلة عجبًا‏؟‏ فما هذا الذي رأيت‏؟‏ قالا لي‏:‏ أما إنا سنخبرك‏:‏ أما الرجل الأول الذي أتيت عليه يثلغ رأسه بالحجر، فإنه الرجل يأخذ القرآن فيرفضه وينام عن الصلاة المكتوبة، وأما الرجل الذي أتيت عليه يشرشر شدقه إلى قفاه، ومنخره إلى قفاه، وعينه إلى قفاه، فإنه الرجل يغدو من بيته فيكذب الكذبة تبلغ الآفاق‏.‏ وأما الرجال والنساء العراة الذين هم في مثل بناء التنور، فإنهم الزناة والزواني، وأما الرجل الذي أتيت عليه يسبح في النهر، ويلقم الحجارة، فإنه آكل الربا، وأما الرجل الكرية المرآة الذي عند النار يحشها ويسعى حولها، فإنه مالك خازن جهنم، وأما الرجل الطويل الذي في الروضة، فإنه إبراهيم، وأما الولدان الذين حوله، فكل مولود مات على الفطرة‏"‏ وفي رواية البرقاني‏:‏ ‏"‏ولد على الفطرة‏"‏ فقال بعض المسلمين‏:‏ يا رسول الله، وأولاد المشركين‏؟‏ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ ‏"‏وأولاد المشركين، وأما القوم الذين كانوا شطر منهم حسن، وشطر منهم قبيح، فإنهم قوم خلطوا عملا صالحًا وآخر سيئًا، تجاوز الله عنهم‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏
وفي رواية له‏:‏ ‏"‏رأيت الليلة رجلين أتياني فأخرجاني إلى أرض مقدسة‏"‏ ثم ذكره وقال‏:‏ ‏"‏فانطلقنا إلى نقب مثل التنور، أعلاه ضيق وأسفله واسع؛ يتوقد تحته نارًا، فإذا ارتفعت ارتفعوا حتى كادوا أن يخرجوا، وإذا خمدت، رجعوا فيها، وفيها رجال ونساء عراة‏"‏‏.‏ وفيها‏:‏ ‏"‏حتى أتينا على نهر من دم‏"‏ ولم يشك ‏"‏فيه رجل قائم على وسط النهر، وعلى شط النهر رجل، وبين يديه حجارة، فأقبل الرجل الذي في النهر، فإذا أراد أن يخرج، رمى الرجل بحجر في فيه، فرده حيث كان، فجعل كلما جاء ليخرج جعل يرمي في فيه بحجر، فيرجع كما كان‏"‏‏.‏ وفيها‏:‏ ‏"‏فصعدا بي الشجرة، فأدخلاني دارًا لم أرَ قط أحسن منها، فيها رجال شيوخ وشباب‏"‏‏.‏ وفيها‏:‏ ‏"‏الذي رأيته يشق شدقه فكذاب، يحدث بالكذبة فتحمل عنه حتى تبلغ الآفاق، فيصنع به ما رأيت إلى يوم القيامة‏"‏ وفيها‏:‏ ‏"‏الذي رأيته يشدخ رأسه فرجل علمه الله القرآن، فنام عنه بالليل، ولم يعمل فيه بالنهار، فيفعل به إلى يوم القيامة، والدار الأولى التي دخلت دار عامة المؤمنين، وأما هذه الدار فدار الشهداء، وأنا جبريل، وهذا ميكائيل، فارفع رأسك، فرفعت رأسي، فإذا فوقي مثل السحاب، قالا‏:‏ ذاك منزلك، قلت‏:‏ دعاني أدخل منزلي، قالا‏:‏ إنه بقي لك عمر لم تستكمله، فلو استكملته، أتيت منزلك‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏قوله: «يثلغ رأسه» هو بالثاء المثلثة والغين المعجمة، أي: يشدخه ويشقه. قوله: «يتدهده» أي: يتدحرج. و «الكلوب» بفتح الكاف وضم اللام المشددة، وهو معروف. قوله: «فيشرشر» : أي: يقطع. قوله: «ضوضوا» وهو بضادين معجمتين: أي صاحوا. قوله: «فيفغر» هو بالفاء والغين المعجمة، أي: يفتح. قوله «المرآة» هو بفتح الميم، أي: المنظر. قوله: «يحشها» هو بفتح الياء وضم الحاء المهملة والشين المعجمة، أي: يوقدها. قوله: «روضة معتمة» هو بضم الميم وإسكان العين وفتح التاء وتشديد الميم، أي: وافية النبات طويلته. قوله: «دوحة» وهي بفتح الدال وإسكان الواو وبالحاء المهملة: وهي الشجرة الكبيرة. قوله: «المحض» هو بفتح الميم وإسكان الحاء المهملة وبالضاد المعجمة، وهو: اللبن. قوله «فسما بصري» أي: ارتفع. و «صعدا» بضم الصاد والعي، أي: مرتفعا. و «الربابة» بفتح الراء وبالباء الموحدة مكررة، وهي: السحابة

Semure ibni Cündeb (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) çok defa ashabına rüya göreniniz var mıdır diye sorardı. Gördüm diyenin rüyasını da Allah’ın istediği şekilde yorumlardı. Bir sabah bize şöyle buyurdu: “Dün gece rüyamda bana iki kişi gelerek haydi yürü dediler. Ben de onlarla beraber yürüdüm. Yolda yere uzanmış bir adam ile karşılaştık. Elinde bir kaya parçası bulunan bir başka adam onun başı ucunda ayakta duruyor, elindeki kayayı uzanmış adamın tepesine indiriyor, başını yarıyordu. Taş da yuvarlanıp gidiyordu. Adam taşı arkasından koşup alıyor, o geri gelinceye kadar ötekinin başı iyileşiyor, eski haline geliyordu. Adam böylece ilk yaptığı hareketi aynen tekrarlayıp duruyordu. Ben yanımdakilere Sübhanallah bu nedir? dedim.

“Yürü yürü” dediler. Yürüdük, derken sırtüstü yatmış bir adamın yanına vardık. Başucunda bir adam elinde demir kancası ile duruyor, yatan adamın yüzünün bir tarafına gelip kancasıyla ağzının burnunun ve gözünün bir kısmını ensenine kadar yaralıyor, sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir taraf parçalanırken diğer taraf eski halini alıyordu. Adam da sürekli olarak aynı işi yapmaya devam ediyordu.

“Sübhanallah, bunlar nedir?” dedim.

“Yürü, yürü” dediler. Yürüdük, fırın gibi bir binaya vardık. Orada ne söylendiği anlaşılmayan çığlıklar, gürültüler birbirine karışıyordu. İçeride çıplak erkekler ve kadınlar olduğunu gördük. Aşağıdan yükselen alevler vücutlarını sarıyor ve hep birlikte çığlıklar koparıyorlardı. Yanımdakilere bunlara ne oluyor?” dedim.

“Yürü, yürü” dediler. Yürüdük, nihayet bir nehre vardık ki suları kan renginde idi. Nehrin içinde bir adam yüzüyor, kıyısında da yanına birçok taş yığmış başka bir kimse duruyordu. Nehirde yüzen adam bir süre yüzdükten sonra kıyıya gelip ağzını açıyordu. Kıyıda duran adam da ağzının içine bir taş atıyor, o da geri dönerek yüzmeye devam ediyordu. Sonra dönüp yine kenara geliyor, ağzını açıyor, öteki de ağzına bir taş daha atıyor, o da atılan taşı yutarak geri gidiyordu. Yanımdakilere bunlar nedir böyle dedim. Bana yürü yürü dediler. Yürüdük, gayet çirkin bir adamla karşılaştık. Yada hayatında gördüğün en çirkin yüzlü gibiydi durmadan ateş yakıyor ve etrafında dolanıp duruyordu.

“Bu nedir?” dedim, “Yürü, yürü” dediler. Yürüdük, bir süre yürüdükten sonra içinde her türlü bahar çiçekleri bulunan geniş yemyeşil bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında uzun boylu bir adam vardı, o kadar ki, göğe uzanan başını neredeyse göremeyecektim. Adamın etrafında daha önce hiç görmediğim kadar çok çocuk vardı. Yanımdakilere, bu adam ve bu çocuklar nedir? Dedim.

“Yürü, yürü” dediler. Gitgide büyük bir ağaçlığa vardık. Ben onun kadar güzel ve geniş bir ağaçlık görmemiştim. Yanımdakiler bana bu ağaca çık dediler. Birlikte bu ağaca çıktık ve ilerledik ve böylece binalarının tuğlaları altın ve gümüşten olan bir şehre yükseldik. Şehrin kapısına varıp açılmasını istedik. Kapı açıldı, içeri girdik.

Bizi karşılayan adamların vücutlarının yarısı bugüne kadar gördüklerinizin en güzeli, diğer yarısı ise en çirkini olan bir takım adamlardı. Yanımdaki iki kişi onlara:

“Gidin şu nehre dalın” dediler. Baktım ki suları pırıl pırıl parlayan enine doğru akan bir nehir saf süt gibiydi, hepsi bu nehre girip çıktılar. Çirkinlikleri tamamen kaybolmuş hepsi de son derece güzelleşmişlerdi.

Rasûlullah sözlerine şöyle devam etti: “Yanımdakiler bana burası Adn cennetidir ve senin konağın da şurasıdır” dediler. Başımı kaldırıp baktım. Beyaz buluta benzeyen bir köşk gördüm. İşte burası senindir dediler. Ben o iki kişiye, “Allah iyiliğinizi versin, bırakınız da ben oraya gireyim” dedim. “Hayır, şimdi değil, nasıl olsa ileride oraya gireceksin” dediler.

Bunun üzerine ben, “Bu gece hayret verici çok şeyler gördüm, bunlar ne idi?” diye sordum. Onlar da anlatalım dediler ve anlattılar.

“İlk önce gördüğün kafası taşla ezilen adam yok mu, o Kur’an’ı öğrendiği halde terk eden ve uykuyu farz namaza tercih eden kimsedir.

Şakakları burnu ve gözleri demir çengelle yarılıp yüzülen adam evinden çıkıp her tarafa yalanlar yayan kimsedir.

Fırın içindeki çıplak erkek ve kadınlar ise zina eden kimselerdir.

Nehirde yüzüp yüzüp de taş yutan adam ise faiz yiyen kimsedir.

Yanındaki ateşi sürekli yakıp etrafında dolaşıp duran çirkin görünüşlü kişi cehennem görevlisi Malik’tir.

Bahçedeki uzun boylu adam İbrahim (a.s.)’dır. Etrafındaki çocuklar ise İslam fıtratı üzere ölen veya fıtrat üzere doğan çocuklardır. Peygamberimizden bunları dinleyen Müslümanlardan biri, “Müşrik çocukları da bunlara dahi midir? diye sordu. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), “Müşrik çocukları da bunlara dahildir” buyurdu.

“Vücutlarının yarısı güzel, yarısı çirkin adamlara gelince, bunlar hem kötü hem de iyi amel işleyen kimselerdir. Allah onların kötülüklerini bağışlamıştır.” (Buhari, Ta’bir, 48)

Buhari’nin bir başka rivayetinde Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem):

“Dün gece bir rüya gördüm. İki melek beni kutsal bir yere çıkardılar.

Biz üstü dar altı geniş ateş yanan tandıra benzer bir deliğin yanına vardık. Alevler yükseldikçe insanlar da yükselip dışarı fırlayacak gibi oluyorlardı. Alevler sakinleşince de dibe doğru iniyorlardı. Orada çıplak erkek ve kadınlar bulunuyorlardı.

Nihayet kan akan bir nehrin yanına vardık. Nehrin ortasında ayakta duran bir adam nehrin kenarında da önünde bir yığın taş bulunan bir başka adam vardı. Nehirdeki adam çıkmak isteyince kıyıdaki onun ağzına bir taş atıyor ve onu geri çeviriyordu. Çıkmak için kenara her gelişinde aynı şeyi yapıyor, ağzına bir taş alıyor, o da geri dönüyordu.

O iki kişi beni ağaca çıkardılar ve beni daha güzelini hiç görmediğim bir eve soktular. İçinde yaşlı ve genç erkekler vardı.

Şu ağzının parçalandığını gördüğün adam var ya, o yalancının biriydi, devamlı yalan söyler, yalanı ufukları kaplıyordu. İşte bu yalancı kıyamete kadar böyle azap olunacaktır.

Bir de şu başının ezildiğini gördüğün adam var ya, ona da Allah Kur’an’ı öğretmişti. O ise geceleri hep uyku ile geçirip Kur’an okumamış, gündüzleri de Kur’an’la amel etmemişti, buna da kıyamet gününe kadar böyle azap edilecektir.

Girdiğin birinci ev mü’minlerin, şu ev ise şehidlerin köşküdür. Ben Cebrail’im bu da Mikail’dir. Kaldır başını dedi. Başımı kaldırınca beyaz bulutu andıran bir köşk gördüm, burası senin makamındır, dediler. Ben bırakın beni oraya gireyim dedim. Hayır, henüz sen ömrünü tamamlamadın, onu tamamlayınca köşküne gireceksin dediler. (Buhari, Cenaiz, 93)

Rivayet eden: Buhârî (No. 845, 1143, 1386, 2085, 2791, 3236, 3354, 4674) ve Ahmed b. Hanbel (No. 19236). Riyâzü's-Sâlihîn içinde geçer (No. 1546).

Kopyala
Kopyalanacaklar:
Hata bildir

Âlimlerin hükümleri

Bu hadis için henüz hüküm yok.

Diğer rivayetler

17 rivayetin tümünü gör
Hüküm yok Riyâzü's-Sâlihîn 1318

Semure (Allah Ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bu gece rüyada iki adam gördüm, yanıma geldiler ve beni bir ağaca çıkardılar. Sonra da bir eve beni koydular. O ev şimdiye kadar benzerini görmediğim bir güzellikte idi. O iki kişi…

وعن سمرة رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ “رأيت الليلة رجلين أتياني فصعدا بي الشجرة وأدخلاني دارًا هي أحسن وأفضل، لم أر قط أحسن منها، قال أما هذه الدار فدار الشهداء‏"‏ (5)

Râvi: Samura

Ayrıca rivayet edenler… (11)
  • إثبات عذاب القبر وسؤال الملكين (76)رَأَيْتُ اللَّيْلَةَ رَجُلَيْنِ أَتَيَانِي فَأَخَذَا بِيَدِي فَأَخْرَجَانِي إِلَى أَرْضٍ مُقَدَّسَةٍ ، فَإِذَا رَجُلٌ جَالِسٌ وَرَجُلٌ قَائِمٌ بِيَدِهِ كَلُّوبٌ مِنْ حَدِيدٍ يُدْخِلُهُ فِي شِدْقِهِ حَتَّى يَبْلُغَ قَفَاهُ ثُمَّ يَفْعَلُ بِشِدْقِهِ الآخَرِ مِثْلَ ذَلِكَ وَيَلْتَئِمُ شِدْقُهُ هَذَا فَ
  • البحر الزخار بمسند البزار 10-13 (390)أَتَانِي اللَّيْلَةَ آتِيَانِ فَقَالا لِي : انْطَلِقْ ، وَإِنِّي انْطَلَقْتُ مَعَهُمَا ، فَأَتَيَا عَلَى رَجُلٍ مُضْطَجِعٍ ، وَإِذَا آخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ بِصَخْرَةٍ ، وَإِذَا هُوَ يَهْوِي بِالصَّخْرَةِ لِرَأْسِهِ ، فَيَثْلَغُ بِهَا رَأْسَهُ ، فَيَذْهَبُ الْحَجَرُ هَكَذَا ، فَيَتْبَعُ الْحَجَرَ فَي
  • البحر الزخار بمسند البزار 10-13 (391)هَلْ رَأَى مِنْكُمْ أَحَدٌ رُؤْيَا ؟
  • السنن الكبرى للبيهقي (2782)إِذَا صَلَّى صَلاةَ الصُّبْحِ ، أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ ، فَقَالَ : هَلْ رَأَى أَحَدٌ مِنْكُمْ رُؤْيَا ؟
  • السنن الكبرى للنسائي (7353)هَلْ رَأَى أَحَدٌ مِنْكُمْ رُؤْيَا ؟ قَالَ : فَيُقَصُّ عَلَيْهِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يُقَصَّ ، وَإِنَّهُ قَالَ لَنَا ذَاتَ غَدَاةٍ : إِنَّهُ أَتَانِي اللَّيْلَةَ آتِيَانِ ، وَإِنَّهُمَا ابْتَعَثَانِي ، وَإِنَّهُمَا قَالا لِي : انْطَلِقْ ، وَإِنِّي انْطَلَقْتُ مَعَهُمَا ، وَإِنَّا أَتَيْنَا عَلَى ر
  • القضاء والقدر للبيهقي (557)إِذَا صَلَّى صَلاةً أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ ، فَقَالَ : مَنْ رَأَى مِنْكُمُ اللَّيْلَةَ رُؤْيَا . فَذَكَرَ الْحَدِيثَ بِطُولِهِ فِي رُؤْيَا النَّبِيِّ ﷺ قَالَ فِيهِ : انْطَلَقَ حَتَّى انْتَهَيْنَا إِلَى رَوْضَةٍ خَضْرَاءَ فِيهَا شَجَرَةٌ عَظِيمَةٌ , وَفِي أَصْلِهَا شَيْخٌ وَصِبْيَانٌ
  • الوسيط في تفسير القرآن المجيد (425)أَتَانِي اللَّيْلَةَ آتِيَانِ ، فَابْتَعَثَانِي فَانْتَهَيْنَا إِلَى مَدِينَةٍ مَبْنِيَّةٍ بِلَبِنٍ ذَهَبٍ وَلَبِنٍ فِضَّةٍ فَتَلَقَّانَا رِجَالٌ شَطْرٌ مِنْ خَلْقِهِمْ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ ، وَشَطْرٌ كَأَقْبَحِ مَا أَنْتَ رَاءٍ ، قَالَ لَهُمْ : اذْهَبُوا فَقِعُوا فِي ذَلِكَ النَّهْرِ فَوَقَع
  • تغليق التعليق لابن حجر (488)مَنْ رَأَى مِنْكُمُ اللَّيْلَةَ رُؤْيَا ؟ الْحَدِيثَ . وَفِيهِ : فَإِذَا رَجُلٌ جَالِسٌ ، وَرَجُلٌ قَائِمٌ بِيَدِهِ . قَالَ بَعْضُ أَصْحَابِنَا : عَنْ مُوسَى ، كَلُّوبٌ مِنْ حَدِيدٍ . وَفِيهِ : فَانْطَلَقْنَا حَتَّى أَتَيْنَا عَلَى نَهْرٍ مِنْ دَمٍ ، فِيهِ رَجُلٌ قَائِمٌ عَلَى وَسَطِ النَّهْرِ ، وَر
  • شعب الإيمان للبيهقي (4480)فَانْطَلَقْنَا فَأَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُسْتَلْقٍ لِقَفَاهُ ، وَإِذَا آخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ بِكَلُّوبٍ مِنْ حَدِيدٍ ، وَإِذَا هُوَ يَأْتِي أَحَدَ شِقَّيْ وَجْهِهِ ، فَيُشَرْشِرُ شِدْقَهُ إِلَى قَفَاهُ ، وَمَنْخِرَهُ إِلَى قَفَاهُ ، وَعَيْنَهُ إِلَى قَفَاهُ ، قَالَ : ثُمَّ يَتَحَوَّلُ إِلَى الْجَان
  • صحيح ابن حبان (661)هَلْ رَأَى أَحَدٌ مِنْ رُؤْيَا ؟ فَيَقُصُّ عَلَيْهِ مَنْ شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُصَّ ، وَإِنَّهُ قَالَ لَنَا ذَاتَ غَدَاةٍ : إِنَّهُ أَتَانِي اللَّيْلَةَ آتِيَانِ ، وَإِنَّهُمَا ابْتَعَثَانِي ، وَإِنَّهُمَا ، قَالا لِي : انْطَلِقْ ، وَإِنِّي انْطَلَقْتُ مَعَهُمَا حَتَّى أَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُضْطَج
  • مسند الروياني (831)أَتَانِي اللَّيْلَةَ آتِيَانِ ، وَإِنَّهُمَا ابْتَعَثَانِي فَقَالا لِي : انْطَلِقْ ، فَانْطَلَقْتُ مَعَهُمَا فَأَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُضْطَجِعٍ ، وَإِذَا آخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ بِصَخْرَةٍ ، وَإِذَا هُوَ يَهْوِي بِصَخْرَةٍ عَلَى رَأْسِهِ ، فَيُثْلَغُ فَيُدَهْدَهُ الْحَجَرُ هَهُنَا فَيَتْبَعُهُ فَيَأ

Aynı konuda

Konular

12 Ekim 2026 Pazartesi 1 جمادى الأولى 1448 هـ