Bir adam Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girmek için izin istedi. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kabilesinin kötü adamıdır, ama izin verin ona!» buyurdu.
عن عائشة رضي الله عنها أن رجلا استأذن على النبي صلى الله عليه وسلم فقال: “ائذنوا له، بئس أخو العشيرة؟ " ((متفق عليه)).
احتج به البخاري في جواز غيبة أهل الفساد وأهل الريب.
Bir adam Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girmek için izin istedi. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kabilesinin kötü adamıdır, ama izin verin ona!» buyurdu.
Bir adam Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girmek için izin istedi. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kabilesinin kötü adamı ya da oğludur ama, izin verin ona!» buyurdu. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- yanına oturduğunda onun yüzüne güldü ve iyi davrandı. Adam oradan ayrılınca Âişe –radıyallahu anha- Ey Allah'ın Rasûlü! Adamı gördüğünde onun için şöyle şöyle dedin, sonra yüzüne güldün ve iyi davrandın bunun hikmeti nedir? Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: «Ey Âişe! Ne zaman benim çirkin sözlü olduğuma şahitlik ettin. Kıyamet günü Allah katında en kötü durumda kalacak kişi, insanların şerrinden çekindikleri için kendisini terk ettikleri kimsedir.» Bu adam fesat ve şer ehlinden olan birisiydi. Bundan dolayı Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- hak ettiği şeyi onun gıyabında zikretmiştir ve kabilesinin kötü adamı demiştir. Bu sözü o kimsenin fesadından insanları sakındırmak için yapmıştır. Ta ki insanlar ona aldanmasın. Eğer fesat ve dalalet sahibi ancak insanları güzel konuşmasıyla büyüleyen birisini görürsen, o zaman bu kimsenin sapık birisi olduğunu açıklamak üzerine farzdır. Çünkü insanların ona kanmasını engellemen gerekir. Nice insanlar vardır sana karşı gülümser, güzel konuşur ve onu gördüğünde beğenir, konuştuğunda da sözünü dinlersin. Ancak o kendisinde hayır olmayan kimsedir. İçinde bulunduğu durumu insanlara beyan etmek gerekir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in o adama karşı cana yakın davranışı müdârâ etmek(dünyanın ya da dinin veya her ikisinin birden ıslahı için dünyaya ait değerleri kullanmak) içindir. İlim ehli müdârânın başkalarıyla ilişkilerde aranan bir özellik olduğunu kabul etmişlerdir. Ancak dalkavukluk yapmak böyle değildir. Çünkü dalkavukluk yapılması gerekli olandan ödün verip, yasaklara aldırış etmemeyi ya da yasakların işlenmesini gerektirir. Bu da hiçbir zaman caiz değildir. Ayet-i kerime de “İstediler ki yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.” (Kalem suresi: 9) Ama müdârâ etmek ve en ufak bir zarar getirmeyecek şekilde, maslahatın tahakkuk etmesi için insanlarla muamele etmek, şeri bir durumdur.
Arapça açıklama
استأذن رجل على النبي صلى الله عليه وسلم فقال: "ائذنوا له، بِئْس أخو العشيرة، أو ابْن العشيرة"، فلما جلس تَطلَّق النبي صلى الله عليه وسلم في وجهه وانْبَسط إليه، فلما انطلق الرجل قالت له عائشة: يا رسول الله، حين رأيت الرجل قلت له كذا وكذا، ثم تَطَلَّقْتَ في وجهه وانْبَسطت إليه؟ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : "يا عائشة، متى عَهِدْتِنِي فَحَّاشًا، إن شَرَّ الناس عند الله منزلة يوم القيامة من تركه الناس اتقاء شره" فهذا الرجل من أهل الفساد والشر ولهذا ذكره صلى الله عليه وسلم في غيبته بما يستحقه فقال بئس ابن قبيلته هو من أجل أن يحذر الناس فساده، حتى لا يغتروا به، فإذا رأيت شخصًا ذا فساد وغَيٍّ لكنه قد سَحَر الناس بفصاحته، فإنه يجب عليك أن تبين أن هذا الرجل فاسد؛ لأجل ألا يَغْتَّر الناس به، كمْ من إنسان طَليق اللسان فصيح البيان إذا رأيته يعجبك جسمه وإن يقل تسمع لقوله، ولكنه لا خير فيه، فالواجب بيان حاله.
وأما عن ملاطفته صلى الله عليه وسلم للرجل فذلك من باب المُدارة وأهل العلم يقررون أن المُداراة مطلوبة، يعني في التعامل مع الآخرين، بخلاف المُدَاهنة، المُدَاهنة التي يترتب عليها تنازل عن واجب، أو ارتكاب محظور، هذا لا يجوز بحال، لقوله تعالى : (وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ) [سورة القلم: 9]، أما المُداراة والتعامل مع الناس بما يحقق المصلحة ولا يترتب عليه أدنى مفسدة، فإن هذا أمر شرعي.
جواز غِيْبَة أهل الفساد وأهل الرِّيب؛ تحذيرًا من الاغترار بظواهرهم.
قول النبي -صلى الله عليه وسلم- في أمته بالأمور التي يسميهم بها، ويضيفها إليهم من الأمور المكروهة، ليست من الغيبة.
من عَلم فُشْحًا في غيره ورأى أن ثالثا سيَغْتَر بهذا الفاحش، فعليه أن ينصحه ويعظه، ويحذره منه.