İçeriğe geç

Sahîh-i Müslim5. kitap

«Şüphesiz bu namazda insanların sözünden bir şeyler söylemek onunla bağdaşmaz. Namazda sadece tesbih ve tekbir getirilir, Kur'an okunur.»

باب تَحْرِيمِ الْكَلاَمِ فِي الصَّلاَةِ وَنَسْخِ مَا كَانَ مِنْ إِبَاحَتِهِ ‏

Sahih Sahîh-i Müslim hadisi Sahîh-i Müslim 537a

Râvi:Mu‘âwiya ibn al-Hakam as-Sulamî

حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ - وَتَقَارَبَا فِي لَفْظِ الْحَدِيثِ - قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ حَجَّاجٍ الصَّوَّافِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ الْحَكَمِ السُّلَمِيِّ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أُصَلِّي، مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ عَطَسَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ فَقُلْتُ يَرْحَمُكَ اللَّهُ ‏.‏ فَرَمَانِي الْقَوْمُ بِأَبْصَارِهِمْ فَقُلْتُ وَاثُكْلَ أُمِّيَاهْ مَا شَأْنُكُمْ تَنْظُرُونَ إِلَىَّ ‏.‏ فَجَعَلُوا يَضْرِبُونَ بِأَيْدِيهِمْ عَلَى أَفْخَاذِهِمْ فَلَمَّا رَأَيْتُهُمْ يُصَمِّتُونَنِي لَكِنِّي سَكَتُّ فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبِأَبِي هُوَ وَأُمِّي مَا رَأَيْتُ مُعَلِّمًا قَبْلَهُ وَلاَ بَعْدَهُ أَحْسَنَ تَعْلِيمًا مِنْهُ فَوَاللَّهِ مَا كَهَرَنِي وَلاَ ضَرَبَنِي وَلاَ شَتَمَنِي قَالَ ‏"‏

إِنَّ هَذِهِ الصَّلاَةَ لاَ يَصْلُحُ فِيهَا شَىْءٌ مِنْ كَلاَمِ النَّاسِ إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِجَاهِلِيَّةٍ وَقَدْ جَاءَ اللَّهُ بِالإِسْلاَمِ وَإِنَّ مِنَّا رِجَالاً يَأْتُونَ الْكُهَّانَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلاَ تَأْتِهِمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَمِنَّا رِجَالٌ يَتَطَيَّرُونَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذَاكَ شَىْءٌ يَجِدُونَهُ فِي صُدُورِهِمْ فَلاَ يَصُدَّنَّهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ الصَّبَّاحِ ‏"‏ فَلاَ يَصُدَّنَّكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ وَمِنَّا رِجَالٌ يَخُطُّونَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ كَانَ نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ فَمَنْ وَافَقَ خَطَّهُ فَذَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَكَانَتْ لِي جَارِيَةٌ تَرْعَى غَنَمًا لِي قِبَلَ أُحُدٍ وَالْجَوَّانِيَّةِ فَاطَّلَعْتُ ذَاتَ يَوْمٍ فَإِذَا الذِّيبُ قَدْ ذَهَبَ بِشَاةٍ مِنْ غَنَمِهَا وَأَنَا رَجُلٌ مِنْ بَنِي آدَمَ آسَفُ كَمَا يَأْسَفُونَ لَكِنِّي صَكَكْتُهَا صَكَّةً فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَعَظَّمَ ذَلِكَ عَلَىَّ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ أُعْتِقُهَا قَالَ ‏"‏ ائْتِنِي بِهَا ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَيْتُهُ بِهَا فَقَالَ لَهَا ‏"‏ أَيْنَ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فِي السَّمَاءِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَنْ أَنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَعْتِقْهَا فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ

Muaviye b. el-Hakem es-Sulemî -radıyallahu anh- dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte namaz kılarken cemaatten bir adam aksırdı. Ben de: Yerhamukallah, dedim.Cemaat bana ters ters baktı. Ben: Hay anamı kaybetseydim (ya da hay anam bensiz kalsaydı), bu haliniz ne, bana bakıp duruyorsunuz, dedim. Bu sefer elleriyle uyluklarına vurmaya başladılar. Onların beni susturmak istediklerini gördüm, ben de sustum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı kıldıktan sonra -babam anam ona feda olsun- ne ondan önce, ne ondan sonra daha güzel öğreten bir öğretmen görmedim. Allah'a yemim ederim ki beni ne azarladı, ne dövdü, ne de ağır söz söyledi. Sadece: «Şüphesiz bu namazda insanların sözünden bir şeyler söylemek onunla bağdaşmaz. Namazda sadece tesbih ve tekbir getirilir, Kur'an okunur.» buyurdu -ya da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in buyurduğu gibi- Ben: Ey Allah'ın Rasûlü! Ben cahiliyeden henüz yeni kurtulmuş birisiyim. Allah, İslam'ı bize gönderdi. Bizden kâhinlere giden birtakım insanlar var, dedim. O: «Artık sen onlara gitme» buyurdu. Muaviye b. el-Hakem -radıyallahu anh- dedi ki: Aramızdan bazı hususları uğursuz sayan kimseler vardır, dedim. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu onların kalplerinde hissettikleri bir şeydir. Bu hal onları -sakın alıkoymasın buyurdu. Muaviye -radıyallahu anh- dedi ki: Ben; bizden bazı kimeler de hat çiziyorlar dedim. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Nebilerden bir nebi de hat çiziyordu, hattı onun hattına uygun düşen isabet etmiş olur.» buyurdu. Muaviye dedi ki: Benim bir cariyem vardı. Uhud ve Cevvâniye taraflarında koyunlarımı otlatırdı. Bir gün yanına gitmiştim de bir kurdun koyunlarımdam birisini alıp gitmiş olduğunu gördüm. Ben de bir insanım. İnsanlar nasıl üzülüyorsa ben de öyle üzülürüm. Dolayısıyla ona bir tokat indirdim. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gittim, bana bu işin büyük bir iş olduğunu söyledi. Ben, ey Allah'ın Rasûlü! O halde o cariyeyi azad edeyim mi? dedim. O: «Onu bana getir» buyurdu. Ben de cariyeyi yanına götürdüm. Ona: Allah nerededir? dedi. Cariye, semadadır dedi. Allah Rasûlü: «Ben kimim?» dedi. Cariye: Sen Allah'ın Rasûlü'sün, dedi. Allah Rasûlü (bana): «Ona hürriyetini ver, çünkü o bir müminedir» buyurdu.

Rivayet eden: Müslim (No. 537a), Ebû Dâvûd (No. 930, 3282, 3909), Nesâî (No. 1218), İmâm Mâlik (No. 1473), Ahmed b. Hanbel (No. 22644, 22645, 22648, 22649, 22650, 22651, 22652) ve Dârimî (No. 1464).

Kopyala
Kopyalanacaklar:
Hata bildir

Açıklama

Muaviye b. el-Hakem -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile cemaatle namaz kılarken yaşanan bir olayı haber vermektedir. Bir adam aksırıp Allah'a hamd eder. Muaviye -radıyallahu anh- asılda olduğu gibi hemen adama "Yerhamukallah" der. Onun böyle yapmasının sebebi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «İçinizden biri aksırırsa Elhamdulillah desin. Kardeşi de ya da arkadaşı ona Yerhamukallah desin» buyurmasıdır. (Muaviye) -radıyallahu anh- aksıran kimseye ''Yerhamukallah'' demenin namaz dışında söylenmesi gerektiğini bilmiyordu. Devamla şöyle anlatmaktadır: "Cemaat bana ters ters baktı, söz söylemeden susması için gözleriyle işaret ettiler. Ona, birini azarlarmış gibi baktılar. Ancak (Muaviye) -radıyallahu anh- bu şekilde davranmalarının sebebini anlamamıştı. Onlara ''Hay anamı kaybetseydim'' diyerek karşılık verdi. Neden böyle yapıyorsunuz? Durumunuz ve işiniz nedir. Bana neden bakıyorsunuz, yani neden bana kızgın bir şekilde bakıyorsunuz. Bu sefer elleriyle uyluklarına vurmaya başladılar. Onların kendisini susturmak istediklerini ve konuşmaması gerektiğini anladı ve sustu. ''Beni susturmak istediklerini anladım ve sustum'' Manası:Onların bana konuşmayı bırakıp susmamı emrettiklerini anladığım zaman, yaptığım şeyin çirkinliğinden dolayı cahaletime şaşırdım. Bana karşı aşırı tepkileri sebebiyle onlarla tartışmak istedim. Lakin onlara uymak için sustum. Çünkü onlar benden daha bilgililerdi" Kızgınlığımın gereğini yapmadım ve sebebini de sormadım. ’’Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- namazı kılınca’’ yani namazı bitirdiği zaman ‘’Babam anam ona feda olsun’’ Yani babamı ve anamı ona feda edeyim, bu yemin değildir, ancak bu onun yerine baba ve annenin feda edilmesidir. ’’Ne ondan önce ne de ondan sonra daha güzel öğreten bir öğretmen görmedim. Çünkü Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onu azarlamadı ve sert davranmadı bilakis bu konudaki şeri hükmü kabule ve boyun eğmeye en uygun bir yolla açıkladı.’’Allah’a yemin olsun ki beni azarlamadı’’ Yani beni azarlamadı ve bana ağır sözler söylemedi. ’’Bana vurmadı’’ Beni yaptığım yanlışlıktan dolayı döverek edeplendirmedi. ’’Bana sövmedi’’; bana ağır sözler söylemedi bilakis bana şeri hükmü yumuşak bir şekilde açıkladı. Bana şöyle buyurdu: «Şüphesiz bu namazda insanların sözünden bir şeyler söylemek namazla bağdaşmaz. Namazda sadece tesbih ve tekbir getirilir, Kur’an okunur» Yani; namazda insanların birbirleriyle konuştukları gibi konuşmaları caiz değildir. İslam’ın ilk başında namazda konuşuyorlardı. Fakat daha sonra bu nesh edildi yani bunun hükmü değiştirildi. Namazda olacak olan, tesbih ve tekbir getirmek, Kur’an okumaktır. ‘’Ey Allah’ın Rasûlü dedim. Ben cahiliyyeden henüz yeni kurtulmuş birisiyim." Cahiliyyet; İslam dinin gelmesinden önceki dönem için kullanılır. Bu isimle isimlendirilmelerinin sebebi de, çokça cahil olmaları ve nasıl hareket edeceklerini bilmemelerinden dolayıdır. ’’Allah, İslam’ı bize gönderdi’’. Yani; küfürden İslam’a geçtim, henüz dini hükümleri bilmiyorum.’’Bizden kâhinlere giden birtakım insanlar var." Yani; arkadaşlarından kâhinlere gidip onlara gelecekte olacak işlerle alakalı soru soranlar var. "Artık sen onlara gitme’’ dedi. Kâhinlere gitmekten yasak edilme sebebi şudur; çünkü onlar bilinmeyen işler hakkında konuşuyorlar, söyledikleri bazen isabetli oluyor. İnsanlar için bunun fitnesinden korkmuştur. Çünkü onlar din konusunda insanlar üzerinde karışıklığa sebep oluyorlar. Kâhinlere gitmekten ve onların söylediklerinde onları tasdik etmekten yasaklayan hadisler vardır. Bir de onlara verilen paranın haram olduğu hakkında sahih hadisler de vardır.(Muaviye b. El-Hakem) Dedi ki: "Aramızdan tetayyur yapanlar var’’ Tetayyur, görünen yahut işitilen bir şeyi ya da zamanı yahut mekânı uğursuzluk sebebi saymaktır. Araplar uğursuzluk saymaları ile tanınan kimselerdir. Hatta bir insan hayırlı bir şey yapmak ister de sonra kuşun sağa ya da sola gittiğini gördüğünde bunun onların indindeki anlamına göre yapmak istediği bu işten uğursuzluk sebebi ile geri dururdu. Onlardan bazıları duyduğu bir sesi ya da gördüğü bir kimseyi uğursuz sayardı. Nikâh konusunda şevval ayını uğursuz sayanlar vardı. Çarşamba gününü ve safer ayını uğursuz sayanlar da vardı. Bütün bunlar insanın aklına, düşüncesine ve yaşantısına zararı olması sebebiyle şeriatın batıl saydığı şeylerdir. İnsanın bu işlerle ilgilenmemesi ve Allah’a tevekkülün ta kendisidir. " Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- dedi ki: «Bu onların kalplerinde hissettikleri bir şeydir. Bu hal onları sakın alıkoymasın» Uğursuzluk kendi nefislerinde buldukları kaçınılmaz bir şeydir. Bu yüzden onlar kınanmazlar. Çünkü o sonradan kazanılmış bir şey değildir. Bundan dolayı sorumlulukları yoktur. Lakin bu uğursuzluk sebebiyle işlerinde tasarrufta bulunmaktan geri durmasınlar. Bu güçlerinin yettiği ve sonradan kazanılan bir şeydir ve bundan sorumlu olurlar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onları uğursuz sayarak amel etmekten ve yine uğursuzluk sebebiyle amel etmemekten yasakladı. Uğursuzluğu yasaklayan hadisler ortadadır. Tetayyur, burada insanın nefsinde meydana gelen düşünce değildir. Hadiste geçen tetayyur; uğursuzluğun gereği olarak amel etmeme şeklindeki tezahur eden şeydir ve amel edilen uğursuzluğa hamledilir. (Muâviye) dedi ki: Ben, bizden bazı kimseler de hat çiziyorlar dedim. Araplar'da hat şudur: Bir adam kâhine gelir ve bu kâhinin yanında bir genç vardır. Ona kum üzerine çokça hat çizmesini emreder. Sonra da o gence bu hatlardan ikişer ikişer çizmesini emreder. Sonra da en son kalan hatlara bakar. Eğer kalan iki hat ise bu felahın ve zaferin delilidir. Eğer kalan hat bir tane ise bu da hüsranın ve umutsuzluğun delilidir. Allah Rasûlü: «Nebilerden bir Nebi de hat çiziyordu.» Kuma hat çizerek işleri bu çizgiler vesilesiyle feraset ile biliyordu. Onun İdris ya da Dânyâl –aleyhimesselâm- olduğu söylenmiştir. Ancak bizim bu uygunluğu, yakini bir ilim ile bilmemiz için bir yol yoktur. O yüzden bunu yapmak mübah olmaz. Kast edilen çizgi (çizerek kahinlik yapmak) haramdır. Çünkü bu uygunluğu yakini bir bilgi olmadan bilemeyiz. Bizim için de bu konuda yakini bir bilgi yoktur. Şu ihtimal de olabilir: Bu bizim şeriatımızda nesh olmuştur. Bir ihtimal de şu olabilir: Çizgi çizerek bilgi vermek o peygamberin ilmi olup onunla beraber kesilmiştir. Biz de bunu yapmaktan nehyolunduk. Bu hadis insanların yaptığı kum üzerine çizgi çizerek kehanette bulunma ilminin batıl ve fasit olduğuna delalet ettiği gibi, çizgi çizerek kahinlik yapma ilminin caiz olduğuna değil haram olduğuna delalet eder. Çünkü uygunluk bu ilmi bilmeyi gerektirmektedir. Bu ilmi bilmekte iki yoldan birini bilerek olur: Birincisi: Bu ilmin mahiyetini bildiren açık,doğru bir nas ile olması. İkincisi: O peygamber zamanından Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanına kadar tevatür ile bir nakil olması gerekir. Bu iki yol da geçersizdir. Burada bilinmesi gereken şudur ki; peygamberler gaybı bildiklerini iddia etmezler. İnsanlara da kendilerinin gaybı bildiklerini söylemezler. İnsanlara gayb ile alakalı konularda haber vermiş oldukları bilgiler ancak Allah’ın onlara vahiy yoluyla haber vermesidir. Bu haberi kendi nefislerine nispet etmezler. Allah Teâlâ’nın şu ayetinde buyurduğu gibi: "O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz. Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O,bunun önünden ve ardından gözcüler salar." (Cin Sûresi 26 ve 27. Ayetler) Çünkü gayb Allah’ın kendine has kıldığı bir ilimdir. Kim kendisinin bu ilmi bildiğini iddia ediyorsa, ancak Rabliğe has bazı hususiyetleri de iddia etmiş olur. Bunu da kehanet işiyle uğraşanlar yapmaktadırlar. Bu şekilde gaipten haber verenlerin değerli Peygamberimizin onlara bu ilmi öğrettiğini iddia etmelerinin yalan olduğu da ortaya çıkmış oldu. (Muâviye -radıyallahu anh-) dedi ki: "Benim bir cariyem vardı. Uhud ve Cevvâniye taraflarında koyunlarımı otlatırdı." Yani; onun Uhud Dağı'na yakın bir yerde koyunlarını otlatan bir cariyesi vardı. ’’Bir gün yanına gitmiştim de bir kurdun koyunlarımdan birisini alıp gitmiş olduğunu gördüm.’’ Yani; kurdun koyunlarından bir koyun avladığını anladı. Koyunlar onundur, ancak (Muaviye b. El-Hakem’in) o cariyenin koyunlarından demesi, otlattığı, ilgilendiği koyunlar demek istiyor. Ben de âdemoğullarından bir kişiyim, onlar nasıl üzülüyorlarsa ben de öyle üzülüyorum. Esef, kızgınlık demektir. Manası: Ben cariyeye kurdun koyunlardan bir koyun yemesi sebebiyle kızdım. Ona kızgınlığımın gereği olarak çok sert bir şekilde vurmak istedim. "Ancak ben ona bir tokat attım’’ yani kızgınlığım gereğini yapmadım. Sadece bir tokat atmakla yetindim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldim ve O da bana bu işin büyük bir iş olduğunu söyledi. Cariyeye tokat attıktan sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek bu kıssayı haber verdi. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- de cariyeye atılan bu tokadın büyük bir iş olarak gördü. Muâviye b. el-Hakem es-Sulemî –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in onun yaptığı şeyden etkilendiğini görünce kendi kendine düşündü, dedi ki: " Ey Allah’ın Rasûlü o halde o cariyeyi azad edeyim mi?" Yani; ona vurmamın neticesinde onu kölelikten hürriyetine kavuşturayım mı? O: «Onu bana getir» buyurdu. Ben de cariyeyi yanına götürdüm. Ona: «Allah nerededir?» dedi. Yani, kemâl sıfatlarıyla vasfedilmiş kulluğu hak eden mabud nerededir. Başka bir rivayette: «Rabbin nerededir?» Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu soru ile cariyenin tevhid ehli olduğunu onaylamak istedi. Onunla maksadını bildirecek şekilde konuştu. Tevhid ehlinin alameti Allah’ın semanın üzerinde olmasıdır. Cariye dedi ki: ’’Semadadır’’ gökyüzünde olmasının manası; yükseklik, muhakkak ki Allah -Subhânehu ve Teâlâ- her şeyin üzerinde mahlûkatın tavanı olan Arş'ının üzerindedir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben kimim?» dedi. Cariye: Sen Allah’ın Rasûlüsün, dedi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- (bana): «Ona hürriyetini ver, çünkü o bir müminedir» buyurdu. Cariye Allah Teâlâ’nın yüceliği, yüksekliğine ve Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in peygamberliğine şahitlik edince onun azad edilmesini emretti. Çünkü bu onun imanına ve itikadının doğruluğuna delildir.

Arapça açıklama

يخبر معاوية بن الحكم السُّلَمي رضي الله عنه عما حصل له عندما كان يصلي مع النبي صلى الله عليه وسلم في إحدى صلوات الجماعة، إذ سَمع رجلا عَطَس فَحَمِد الله، فَبَادره رضي الله عنه : بقوله: (يَرحمك الله) على أصله، وهو قوله صلى الله عليه وسلم : (إذا عَطس أحدكم فليقل: الحمد لله، وليقل له أخوه أو صاحبه يرحمك الله)، ولم يعلم رضي الله عنه أن استحباب تشميت العاطس إنما هو في غير الصلاة.

"فَرَمَانِي القوم بأبْصَارهم" أي: أشاروا إليه بأبصارهم من غير كلام، ونظروا إليه نظر زَجر، إلا أنه رضي الله عنه لم يعلم سبب إنكارهم عليه، فما كان منه إلا أن خاطبهم بقوله: "وَاثُكْلَ أُمِّيَاهْ"، والمعنى: وافقدها لي فإني هَلكت.

ما شَأنُكُم؟ أي: ما حالكم وأمركم."تنظرون إليَّ" أي: لماذا تنظرون إليَّ نظر الغَضَب؟.

"فجعلوا يضربون بأيْدِيهم على أفْخَاذِهم" أي: أنهم زادوا في الإنكار عليه بضرب الأيدي على الأفخاذ، ففهم منهم أنهم يريدون منه أن يَسكت، وأن ينتهي عن الكلام، فَسَكت، "فلما رأيتهم يُصَمِّتُونَنِي لكنِّي سَكَتُّ" والمعنى: لما عرفت أنهم يأمرونني بالسكوت عن الكلام، عَجبت لجهلي بقبح ما ارتكبت، ومُبالغتهم في الإنكار علي وأردت أن أُخَاصِمهم، لكني سكت امتثالاً؛ لأنهم أعلم مني، ولم أعمل بمقتضى غضبي، ولم أسأل عن السبب.

"فلما صلَّى رسول الله صلى الله عليه وسلم " أي: انتهى وفرغ من صلاته.

"فَبِأَبِي هو وأمِّي" أي: مُفَدَّى بأبي وأمِّي، وهذا ليس بقسم، وإنما هي تَفدية بالأب والأم.

"ما رأيت معَلِّما قَبْلَه ولا بَعده أحْسَن تَعليما منه"؛ لأن النبي صلى الله عليه وسلم لم يعنفه ولم ينهره، بل بَيَّن له الحكم الشرعي بطريقة أدعى للقبول والإذعان.

"فوالله، ما كَهَرَنِي" لم ينهَرني ولم يغلظ عليَّ بالقول.

"وَلَا ضَرَبني" لم يؤدبني بالضرب على ما اقترفته من مخالفة.

"وَلَا شَتَمَنِي" ما أغلظ علي بالقول بل بَيَّن لي الحكم الشرعي بِرفق، حيث قال لي: "إن هذه الصلاة لا يَصلح فيها شيء من كلام الناس، إنما هو التَّسبيح والتَّكبير وقراءة القرآن"، يعني: لا يحل في الصلاة كلام الناس الذي هو التَّخاطب فيما بينهم وقد كان ذلك سَائغا في أول الإسلام ثم نسخ، وإنما الذي في الصلاة: التسبيح والتكبير وقراءة القرآن.

"قلت: يا رسول الله، إنِّي حديث عَهد بِجَاهلية" يعني: قريب عهد بجاهلية، والجاهلية: تُطلق على ما قبل ورود الشَّرع سُموا جاهلية؛ لكثرة جهالاتهم وفُحْشِهم.

"وقد جاء الله بالإسلام" يعني: انتقلت عن الكفر إلى الإسلام، ولم أعرف بعد أحكام الدِّين.

"وإن مِنَّا رجَالا يَأتون الكُهَّان" أي: إن من أصحابه من يَأتي الكُهان، ويسألهم عن أمور غيبية تحدث في المستقبل.

"فقال: فلا تَأْتِهِم" وإنما نُهي عن إتيان الكُهان؛ لأنهم يتكلمون في أمور غيبية قد يصادف بعضها الإصابة فيخاف الفتنة على الإنسان بسبب ذلك؛ لأنهم يلبِّسون على الناس كثيرا من أمر الشرائع، وقد تظاهرت الأحاديث الصحيحة بالنهي عن إتيان الكُهان وتصديقهم فيما يقولون، وتحريم ما يعطون من الحلوان.

"قال: ومِنَّا رجَال يَتَطَيَّرُونَ"، التَّطير : التَّشاؤم بِمرئي، أو مسموع، أو زمان، أو مكان.

وكانت العرب معروفة بالتَّطير، حتى لو أراد الإنسان منهم خيرًا، ثم رأى الطَّير ذهبت يمينًا أو شمالًا حسب ما كان معروفًا عندهم، تجده يتأخر عن هذا الذي أراده، ومنهم من إذا سمع صوتًا أو رأى شخصًا تشاءم، ومنهم من يتشاءم من شهر شوال بالنسبة للنكاح، ومنهم من يتشاءم بيوم الأربعاء، أو بشهر صفر، وهذا كله مما أبطله الشرع؛ لضرره على الإنسان عقلًا وتفكيرًا وسلوكًا، وكون الإنسان لا يبالي بهذه الأمور، هذا هو التوكل على الله.

"قال: ذَاك شَيء يَجِدونه في صُدورهم، فلا يَصُدَّنَّهُمْ" الطِّيَرة شيء يجدونه في نفوسهم ضرورة، ولا عَتب عليهم في ذلك؛ فإنه غير مُكتسب لهم فلا تَكليف به، ولكن لا يمتنعوا بسببه من التَّصرف في أمورهم، فهذا هو الذي يَقدرون عليه وهو مُكتسب لهم، فيقع به التَّكليف، فنهاهم النبي -عليه الصلاة والسلام- عن العمل بالطِّيرة، والامتناع من تصرفاتهم بسببها، وقد تظاهرت الأحاديث الصحيحة في النَّهي عن التَّطير، والطِّيرة هنا: محمولة على العمل بها، لا على ما يجده الإنسان في نفسه من غير عمل على مقتضاه عندهم.

"قال قلت: ومِنَّا رجال يَخُطُّونَ"، الخَط عند العرب: أن يأتي الرَّجُل العرَّاف وبَين يديه غُلام، فيأمره بأن يَخُط في الرَّمْل خطوطا كثيرة، ثم يأمره أن يَمحو منها اثنين اثنين، ثم ينظر إلى آخر ما يبقى من تلك الخطوط، فإن كان الباقي منها زوجًا؛ فهو دليل الفلاح والظَّفر، وإن كان فردا؛ فهو دليل الخَيبة واليأس.

"قال: كان نَبِي من الأنبياء يَخُطُّ"، أي: يضرب خطوطا كخطوط الرَّمْل فيعرف الأمور بالفراسة بتوسط تلك الخطوط، وقيل هو إدريس أو دانيال -عليهما الصلاة والسلام-.

"فمن وافق خَطَه" أي: خط ذلك النبي -عليه الصلاة والسلام- "فَذَاك" أي: من وافق خط ذاك النبي فهو مباح له، ولكن لا طريق لنا إلى العلم اليقيني بالموافقة فلا يباح، والمقصود أنه حرام؛ لأنه لا يباح إلا بيقين الموافقة، وليس لنا يقين بها، ويحتمل: أن هذا نُسخ في شَرعِنا، ويحتمل: أن يكون إباحة الخط؛ علما لنبوة ذاك النبي، وقد انقطعت فنهينا عن تعاطي ذلك، فالحديث يدل على تحريم العمل بعلم الخَط، لا على جوازه، كما يدل على بطلان طريقة الناس في علم الرَّمْل وفسادها؛ لأن الموافقة تقتضي العلم به، والعلم يكون بأحد طريقين:

أحدهما: النَّص الصريح الصحيح في بيان كيفية هذا العلم.

والثاني: النقل المتواتر من زمن ذلك النبي إلى زمن النبي صلى الله عليه وسلم ، وكلا الأمرين منتفٍ.

وينبغي أن يعلم في هذا المقام أن الأنبياء لا يدعون علم الغيب، ولا يخبرون الناس أنهم يعلمون الغيب، وما أخبروا الناس به من الغيب إنما هو من إيحاء الله إليهم فلا يَنسبونه إلى أنفسهم، كما قال الله تعالى : (عَالِمُ الْغَيْبِ فَلا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا * إِلاَّ مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَدًا) [الجن 26، 27]؛ لأن الغيب مما اختص الله بعلمه، فلا يَدَّعيه أحدٌ لنفسه إلا كان مُدَّعياً لبعض خصائص الربوبية، وهذا ما يفعله أرباب هذه الصِّناعة، فظهر بهذا دَجل هؤلاء في دعوى أن هذا النبي الكريم معلم لهم.

"قال: وكانت لي جَارية تَرعى غَنَما لي قِبَل أُحُدٍ والْجَوَّانِيَّةِ"، يعني: كانت له جارية تَرعى غَنمه في موضع قريب من جَبل أُحدٍ.

"فَاطَّلَعْتُ ذات يوم فإذا الذِّيب قد ذهب بِشَاة من غَنَمِهَا" يعني: علم أن الذئب قد افترس شاة من الشِّياه، والغنم له لكنه قال: (غنمها) أي: التي تقوم هي برعايتها.

"وأنا رجُلٌ من بَني آدم، آسَف كما يَأْسَفُونَ" الأسف: الغَضب، والمعنى: أنني غضبت عليها بسبب أكل الذِّئب لشاة من الشِّياه؛ فأردت أن أضربها ضربا شديدا على ما هو مقتضى الغَضب.

"لكني صَكَكْتُهَا صَكَّة" إلا أنني لم أفعل، بل اقتصرت على أن لطمتها لطْمَة، "فَأَتَيْت رسول الله صلى الله عليه وسلم فَعظَّم ذلك عليَّ"، بعد أن لطَمها جاء إلى النبي صلى الله عليه وسلم وأخبره بالقصة، فأكْبَر لطْمَه إياها، أي: أعْظَمه.

فلما رأى معاوية بن الحكم السُّلَمي رضي الله عنه النبي صلى الله عليه وسلم قد تَأثر من فعله ذلك، وأخذ في نَفسه، قال: "قلت: يا رسول الله أفلا أُعْتِقُهَا؟" يعني: أُحررها من العبودية جراء ضَربي إياها، قال: «ائْتِنِي بها» فَأَتَيْتُهُ بها، فقال لها: «أَيْن الله؟» أي: أين المَعبود المستحق الموصوف بصفات الكمال؟. وفي رواية: (أين رَبُّك؟) فالنبي صلى الله عليه وسلم أراد بهذا السؤال التأكد أنها موحدة، فخاطبها بما يُفهم قصده؛ إذ علامة الموحدين اعتقادهم أن الله في السماء.

"قالت: في السَّماء" ومعنى في السماء: العلو، وأنه سبحانه فوق كل شيء وفوق عَرشه الذي هو سقف المخلوقات.

قال: «من أنا؟» قالت: أنت رسول الله، قال: «أَعْتِقْهَا، فَإِنها مُؤْمِنَةٌ».

فلما شَهِدت بعلو الله تعالى وبرسالته صلى الله عليه وسلم أمر بِعتقها؛ لأن ذلك دليل على إيمانها وسلامة معتقدها.

  • أن المُصلِّي إذا عَطس؛ شُرع له أن يَحمد الله في نفسه.
  • إنكار المُنكر على المُخالف؛ لقوله: (فرمَاني القوم بأبصارهم..).
  • أن الحرَكة اليَسِيرة في الصلاة لا تبطلها؛ لقوله (فجعلوا يَضربون بأيْدِيهم على أفْخَاذِهم).
  • جواز تَفْدِية النبي -صلى الله عليه وسلم- بالأبَوين.
  • حُسن تعليم النبي -صلى الله عليه وسلم- ورِفقه بالجاهل، فإن النبي -صلى الله عليه وسلم- لم يُعَنِّفه ولم يُوَبِّخه، بل أرشده إلى الصواب بطريقة أدعى إلى القَبول -صلى الله عليه وسلم-.
  • جواز الحَلف من غير استحلاف؛ لقوله: (فوالله..) ما لم يكن عادة.
  • أن ما يتعلق بخطاب الباري -جلا وعلا- لا تبطل به الصلاة، فلو قال المُصلِّي: (ربِّ أسألك، ربِّ أستغفرك، ربِّ أشكرك)؛ لأن هذا ليس مما يتداوله الناس بينهم، بل هو دعاء وعبادة.
  • ظاهره أنه لا فرق بين كون الكلام قليلا أو كثيرا، ولا فرق بين صلاة النَّفل والفَرض؛ لعموم قوله -صلى الله عليه وسلم- (لا يصلح فيها شيء).
  • أن الصلاة لا تبطل بالكلام الصادر عن غير قصد.
  • أن من تكلم في الصلاة جاهلا بالحُكم فلا إعادة عليه؛ لأن النبي -صلى الله عليه وسلم- لم يأمر مُعاوية -رضي الله عنه- بإعادة الصلاة لجَهله، ويلحق به النَّاسي، ومن سَبق لسَانه، ومن تكلم بغير قصد.
  • قوله: "كلام النَّاس" ظاهره ولو كان الكلام من حرف واحد، كقول المصلي لشخص: (عِ) أمر من الوَعي، فهذا كلام تبطل به الصلاة، أما ما لا يسمى كلاما كما لو تنحنح وقال :"أح، أح" لم تبطل به الصلاة؛ لأنه لا يسمى كلاما.
  • أنَّ مُخَاطبة الناس في الصَّلاة إعراضٌ عن مناجاة الله -تعالى-.
  • يستحب للمصلِّي ويتأكَّد عليه حضورُ قلبه في الصَّلاة، فلا يلهيه عن معانيها وأحوالها مُلْهٍ، بل يُفْرِغُ قلبه ويستجمعه؛ لاستحضار ما يقولُ فيها ويفعل.
  • أن التَّسبيح والتَّكبير وقراءة القرآن واجبات الصلاة.
  • أن أحكام الشَّرع تُؤخذ بالتَّدرج، فيعَلَّم المُسلم الجديد أمور الدَّين شيئا فشيئا.
  • انتشار الكِهانة والتَّطَير قبل الإسلام.
  • النَّهي عن إتيان الكُهَّان وتصديقهم فيما يقولون، وتحريم ما يُعطون من الحُلوان، وهو حرام بإجماع المسلمين.
  • أن الشعور بالتشاؤم شيء لا يَأثم بمجرده؛ لأن هذه من الأمور القلبية التي لا يؤاخذ عليها الإنسان، بل إذا عمل بمقتضاه.
  • جواز رَعي المرأة للأغنام، وانْفِرادها في البرية إذا أمِنَت الفِتْنَة.
  • تَعظيم النبي -صلى الله عليه وسلم- لإهَانة المُسلم، سواء كان بضربه أو سَبِّه أو نحو ذلك.
  • دليل على إثبات عُلو الله -تعالى- وأنه فوق عِباده بَائن من خَلقِه.
  • أن الاعتراف بعُلو الله على خَلقه دليل على إيمان العَبد.

Klasik şerh

Nevevî — Şerhu Sahîhi Müslim

قَوْله : ( وَاثُكْل أُمِّيَّاهُ ) الثُّكْل بِضَمِّ الثَّاء وَإِسْكَان الْكَاف وَبِفَتْحِهِمَا جَمِيعًا لُغَتَانِ , كَالْبُخْلِ وَالْبَخَل , حَكَاهُمَا الْجَوْهَرِيّ وَغَيْره , وَهُوَ فِقْدَان الْمَرْأَة وَلَدهَا , وَامْرَأَة ثَكْلَى وَثَاكِل , وَثَكِلَتْهُ أُمّه بِكَسْرِ الْكَاف , وَأَثْكَلَهُ اللَّه تَعَالَى أُمّه. وَقَوْله : ( أُمِّيَّاهُ ) هُوَ بِكَسْرِ الْمِيم. قَوْله : ( فَجَعَلُوا يَضْرِبُونَ بِأَيْدِيهِمْ عَلَى أَفْخَاذهمْ ) يَعْنِي فَعَلُوا هَذَا لِيُسْكِتُوهُ , وَهَذَا مَحْمُول عَلَى أَنَّهُ كَانَ قَبْل أَنْ يُشْرَع التَّسْبِيح لِمَنْ نَابَهُ شَيْء فِي صَلَاته. وَفِيهِ دَلِيل عَلَى جَوَاز الْفِعْل الْقَلِيل فِي الصَّلَاة , وَأَنَّهُ لَا كَرَاهَة فِيهِ إِذَا كَانَ لِحَاجَةٍ. قَوْله :…

Devamını oku

Âlimlerin hükümleri

Hüküm, kitabın (Sahîh-i Müslim) konumundan alınmıştır.

Diğer rivayetler

Sahih Sünen-i Ebû Dâvûd 930

إِنَّ هَذِهِ الصَّلاَةَ لاَ يَحِلُّ فِيهَا شَىْءٌ مِنْ كَلاَمِ النَّاسِ هَذَا إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قُلْتُ يَا…

Râvi: Mu‘âwiya ibn al-Hakam as-Sulamî Yalnız Arapça

Sahih Sünen-i Ebû Dâvûd 3282

‏ ‏"‏ ائْتِنِي بِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ‏:‏ فَجِئْتُ بِهَا قَالَ ‏:‏ ‏"‏ أَيْنَ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ ‏:‏ فِي السَّمَاءِ ‏.‏ قَالَ ‏:‏ ‏"‏ مَنْ أَنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ ‏:‏ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏:‏ ‏"‏ أَعْتِقْهَا…

Râvi: Mu‘âwiya ibn al-Hakam as-Sulamî Yalnız Arapça

Sahih Sünen-i Nesâî 1218

"‏ ذَاكَ شَىْءٌ يَجِدُونَهُ فِي صُدُورِهِمْ فَلاَ يَصُدَّنَّهُمْ ‏"‏ ‏.‏ وَرِجَالٌ مِنَّا يَأْتُونَ الْكُهَّانَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلاَ تَأْتُوهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَرِجَالٌ مِنَّا يَخُطُّونَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏…

Râvi: Mu‘âwiya ibn al-Hakam as-Sulamî Yalnız Arapça

15 rivayetin tümünü gör
Hüküm yok Müsned 22650

قَالَ فَصَلَّيْتُ خَلْفَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ يَوْمٍ فَعَطَسَ رَجُلٌ مِنْ الْقَوْمِ فَقُلْتُ يَرْحَمُكَ اللَّهُ فَرَمَانِي الْقَوْمُ بِأَبْصَارِهِمْ فَقُلْتُ وَا ثُكْلَ أُمِّيَاهْ مَا…

Râvi: Mu‘âwiya ibn al-Hakam as-Sulamî Yalnız Arapça

Hüküm yok Sünen-i Dârimî 1464

حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ حَدَّثَنَا الْأَوْزَاعِيُّ عَنْ يَحْيَى عَنْ هِلَالِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ الْحَكَمِ السُّلَمِيِّ قَالَ بَيْنَا أَنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ…

Râvi: Mu‘âwiya ibn al-Hakam as-Sulamî Yalnız Arapça

Hüküm yok Riyâzü's-Sâlihîn 700

Muaviye ibni Hakem es Sülemî (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’le birlikte namaz kılarken cemaatten biri aksırdı. Ben de hemen “yerhamukellah” dedim. Cemaat bana ters ters bakmaya başlayınca: -Vay anası evlatsız kalasıcalar bana niçin öyle ters ters…

وعن معاوية بن الحكم السلمي رضي الله عنه قال‏:‏ ‏"‏بينا أنا أصلي مع رسول الله صلى الله عليه وسلم ، إذا عطس رجل من القوم فقلت‏:‏ يرحمك الله، فرماني القوم بأبصارهم ‏!‏ فقلت‏:‏ واثكل أمياه ‏!‏ ما شأنكم تنظرون إلى‏؟‏ فجعلوا…

Râvi: Mu‘âwiya ibn al-Hakam as-Sulamî

Ayrıca rivayet edenler… (60)
  • الأم للشافعي (1384)جَارِيَةً لِي كَانَتْ تَرْعَى غَنَمًا لِي فَجِئْتُهَا وَفَقَدَتْ شَاةً مِنَ الْغَنَمِ فَسَأَلْتُهَا عَنْهَا ، فَقَالَتْ : أَكَلَهَا الذِّئْبُ فَأَسِفْتُ عَلَيْهَا ، وَكُنْتُ مِنْ بَنِي آدَمَ فَلَطَمْتُ وَجْهَهَا وَعَلَيَّ رَقَبَةٌ أَفَأَعْتِقُهَا ؟ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ : أَيْنَ اللَّهُ ؟
  • التمهيد لابن عبد البر (3934)وَرِجَالًا مِنَّا يَأْتُونَ الْكُهَّانَ ، قَالَ : فَلَا تَأْتُوهُمْ
  • التمهيد لابن عبد البر (3935)نَبِيُّ اللَّهِ يَخُطُّ ، فَمَنْ وَافَقَ خَطَّهُ فَذَاكَ
  • التوحيد لابن خزيمة (160)أَيْنَ اللَّهُ ؟ , قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : فَمَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُاللَّهِ ، قَالَ : إِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ ، فَأَعْتِقْهَا
  • التوحيد لابن خزيمة (161)أَيْنَ اللَّهُ ؟ , قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : مَنْ أَنَا ؟ ، قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : أَعْتِقْهَا
  • التوحيد لابن منده (583)إِنَّ هَذِهِ الصَّلَاةَ لَا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلَامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا الصَّلَاةُ بِقِرَاءَةِ الْقُرْآنِ ، وَالتَّسْبِيحِ ، وَالتَّحْمِيدِ ، وَالتَّمْجِيدِ
  • التوحيد لابن منده (788)إِيتِنِي بِهَا ، فَأَتَيْتُ بِهَا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فَقَالَ لَهَا : أَيْنَ اللهُ ؟ ، قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : مَنْ أَنَا ؟ ، قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : إِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ أَعْتِقْهَا
  • التوحيد لابن منده (789)أَيْنَ اللهُ ؟ ، قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : مَنْ أَنَا ؟ ، قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : أَعْتِقْهَا
  • الحجة في بيان المحجة وشرح عقيدة أهل السنة 2 (310)أَيْنَ اللَّهُ ؟ قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : مَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ . قَالَ : إِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ ، أَعْتِقْهَا
  • الحجة في بيان المحجة وشرح عقيدة أهل السنة 2 (311)أَيْنَ اللَّهُ ؟ فَقَالَتْ : فِي السَّمَاءِ . قَالَ : مَنْ أَنَا ، قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ . قَالَ : أَعْتِقْهَا
  • الرد على الجهمية للدارمي (20)كَانَتْ لِي جَارِيَةٌ تَرْعَى غَنَمًا لِي فِي قِبَلِ أُحُدٍ وَالْجَوَّانِيَّةِ ، وَإِنِّي اطَّلَعْتُ يَوْمًا اطِّلاعَةً فَوَجَدْتُ ذِئْبًا ذَهَبَ مِنْهَا بِشَاةٍ ، وَإِنِّي رَجُلٌ مِنْ بَنِي آدَمَ ، آسَفُ كَمَا يَأْسَفُونَ ، فَصَكَكْتُهَا صَكَّةً ، فَعَظُمَ ذَلِكَ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ ، فَقُلْتُ : أَف
  • السنن الصغير للبيهقي (425)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، وَإِنَّمَا هِيَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ ، وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • السنن الكبرى للبيهقي (3074)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هُوَ التَّكْبِيرُ ، وَالتَّسْبِيحُ ، وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • السنن الكبرى للبيهقي (3076)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، وَإِنَّمَا هِيَ التَّسْبِيحُ ، وَالتَّكْبِيرُ ، وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • السنن الكبرى للبيهقي (3077)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هُوَ الصَّلاةُ ، وَالتَّسْبِيحُ ، وَالتَّحْمِيدُ ، وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • السنن الكبرى للبيهقي (3611)هَذِهِ الصَّلاةَ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ هَذَا ، إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ ، وَالتَّكْبِيرُ ، وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • السنن الكبرى للبيهقي (14075)أَيْنَ اللَّهُ ؟ فَقَالَتْ : فِي السَّمَاءِ , فَقَالَ : مَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ , فَقَالَ : فَأَعْتِقْهَا ، فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْحَكَمِ : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، أَشْيَاءُ كُنَّا نَصْنَعُهَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ كُنَّا نَأْتِي الْكُهَّانَ , فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ : لا تَأْتُوا الْ
  • السنن الكبرى للبيهقي (15175)رِجَالا مِنَّا يَتَطَيَّرُونَ ، قَالَ : ذَلِكَ شَيْءٌ يَجِدُونَهُ فِي صُدُورِهِمْ ، فَلا يَصُدَّنَّهُمْ ، قُلْتُ : وَرِجَالٌ مِنَّا يَأْتُونَ الْكَهَنَةَ ، قَالَ : فَلا يَأْتُوهُمْ ، قُلْتُ : وَرِجَالٌ مِنَّا يَخُطُّونَ ، قَالَ : قَدْ كَانَ نَبِيُّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ ، فَمَنْ وَافَقَ خَطَّهُ
  • السنن الكبرى للبيهقي (18391)أَيْنَ اللَّهُ ؟ ، فَقَالَتْ : هُوَ فِي السَّمَاءِ ، فَقَالَ : مَنْ أَنَا ؟ ، فَقَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : أَعْتِقْهَا
  • السنن الكبرى للبيهقي (18392)أَيْنَ اللَّهُ ؟ ، قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : فَمَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : إِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ ، فَأَعْتِقْهَا
  • السنن الكبرى للنسائي (556)مَا ضَرَبَنِي وَلا كَهَرَنِي وَلا سَبَّنِي ، مَا رَأَيْتُ مُعَلِّمًا قَبْلَهُ وَلا بَعْدَهُ أَحْسَنَ تَعْلِيمًا مِنْهُ ، قَالَ : إِنَّ صَلاتَنَا هَذِهِ لا يُصْلِحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ إِنَّمَا هِيَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • السنن الكبرى للنسائي (1125)رِجَالا مِنَّا يَتَطَيَّرُونَ ، قَالَ : ذَاكَ شَيْءٌ يَجِدُونَهُ فِي صُدُورِهِمْ ، فَلا يَصُدَّنَّهُمْ ، وَرِجَالٌ مِنَّا يَأْتُونَ الْكُهَّانَ ، قَالَ : فَلا يَأْتُوهُمْ ، قَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، وَرِجَالٌ مِنَّا يَخُطُّونَ ، قَالَ : كَانَ نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ ، فَمَنْ وَافَقَ خ
  • السنن الكبرى للنسائي (1126)إِذْ عَطَسَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ ، فَقُلْتُ : يَرْحَمُكَ اللَّهُ ، فَحَدَّقَنِي الْقَوْمُ بِأَبْصَارِهِمْ ، فَقُلْتُ : وَاثُكْلَ أُمِّيَاهُ ، مَا لَكُمْ تَنْظُرُونَ إِلَيَّ ؟ ! قَالَ : فَضَرَبَ الْقَوْمُ بِأَيْدِيهِمْ عَلَى أَفْخَاذِهِمْ ، فَلَمَّا رَأَيْتُهُمْ يُسَكِّتُونِي ، لَكِنِّي سَكَتُّ ، فَ
  • السنن الكبرى للنسائي (1127)اطَّلَعْتُ غَنِيمَةً لِي تَرْعَاهَا جَارِيَةٌ لِي فِي قِبَلِ أُحُدٍ وَالْجَوَّانِيَّةِ ، وَإِنِّي اطَّلَعْتُ ، فَوَجَدْتُ الذِّئْبَ قَدْ ذَهَبَ مِنْهَا بِشَاةٍ ، وَأَنَا رَجُلٌ مِنْ بَنِي آدَمَ ، آسَفُ كَمَا يَأْسَفُونَ ، فَصَكَكْتُهَا صَكَّةً ، ثُمَّ انْصَرَفْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَأَخْبَرْتُ
  • السنن الكبرى للنسائي (7449)أَيْنَ اللَّهُ ؟ قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : فَمَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : أَعْتِقْهَا
  • العلو للعلي الغفار الذهبي (2)أَيْنَ اللَّهُ ؟ قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ . قَالَ : فَمَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ . قَالَ : فَأَعْتِقْهَا
  • العلو للعلي الغفار الذهبي (25)مَنْ رَبُّكِ ؟ قَالَتْ : اللَّهُ . قَالَ : وَأَيْنَ هُوَ ؟ قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ . قَالَ : فَمَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ . قَالَ : أَعْتِقْهَا فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ
  • القراءة خلف الإمام للبخاري (36)إِنَّ هَذِهِ الصَّلاةَ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ إِنَّمَا هِيَ التَّكْبِيرُ وَالتَّسْبِيحُ وَالتَّحْمِيدُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • المسند المستخرج على صحيح مسلم لأبي نعيم (1036)هَذِهِ الصَّلاةُ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • المعجم الكبير للطبراني (16338)قَدْ كَانَ نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ ، فَمَنْ وَافَقَ خَطَّهُ فَذَاكَ ، قَالَ : وَإِنَّ مِنَّا رِجَالا يَتَطَيَّرُونَ ، قَالَ : ذَاكَ شَيْءٌ يَجِدُونَهُ فِي صُدُورِهِمْ ، وَلَكِنْ لا يَضُرُّهُمْ ، قُلْتُ : وَمِنَّا رِجَالٌ يَأْتُونَ الْكُهَّانَ ، قَالَ : فَلا تَأْتُوهُمْ
  • المعجم الكبير للطبراني (16339)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، وَإِنَّمَا هِيَ التَّسْبِيحُ ، وَالتَّكْبِيرُ ، وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • المعجم الكبير للطبراني (16340)هَذِهِ الصَّلاةَ لا يَحِلُّ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ هَذَا ، إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ ، وَالتَّكْبِيرُ ، وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • المعجم الكبير للطبراني (16341)هَذِهِ الصَّلاةَ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هُوَ تَسْبِيحٌ ، وَتَكْبِيرٌ ، وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • المنتقى من السنن المسندة (205)هَذِهِ الصَّلاةَ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ هَذَا ، إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • خلق أفعال العباد للبخاري (46)صَلاتُنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، وَإِنَّمَا هِيَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • شرح أصول اعتقاد أهل السنة والجماعة للالكائي (510)ادْعُهَا إِلَيَّ , فَقَالَ لَهَا : أَيْنَ اللَّهُ ؟ قَالَتِ : اللَّهُ فِي السَّمَاءِ , قَالَ : فَمَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ , قَالَ : أَعْتِقْهَا فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ
  • صحيح ابن حبان (167)أَيْنَ الِلَّهِ ؟ قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : مَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى الِلَّهِ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، قَالَ : أَعْتِقْهَا ، فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ
  • صحيح ابن حبان (2289)نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ ، فَمَنْ وَافَقَ خَطَّهُ فَذَاكَ
  • صحيح ابن حبان (2290)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ ، وَالتَّكْبِيرُ ، وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • صحيح ابن حبان (2291)أَيْنَ اللَّهُ ؟ قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : مَنْأَنَا ؟ ، قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : إِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ ، فَأَعْتِقْهَا
  • صحيح ابن حبان (2294)نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ ، فَمَنْ وَافَقَ خَطَّهُ فَذَاكَ
  • صحيح ابن حبان (2295)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هِيَ التَّكْبِيرُ ، وَالتَّسْبِيحُ ، وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • صحيح ابن خزيمة (830)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هِيَ التَّكْبِيرُ ، وَالتَّسْبِيحُ ، وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • كشف الأستار (171)كَانَ نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ فَمَنْ وَافَقَ خَطُّهُ ذَلِكَ الْخَطَّ عُلِّمَ
  • مستخرج أبي عوانة (1354)إِنَّ صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، وَإِنَّمَا هِيَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • مستخرج أبي عوانة (1355)لَوْ أَعْلَمُ أَنَّهَا مُؤْمِنَةٌ لأَعْتَقْتُهَا ، قَالَ : ائْتِنِي بِهَا ، فَجِئْتُ بِهَا ، فَقَالَ لَهَا : أَيْنَ اللَّهُ ؟ قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : فَمَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : إِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ فَأَعْتِقْهَا ، فَأَعْتَقَهَا
  • مستخرج أبي عوانة (1356)إِنَّ هَذِهِ الصَّلاةَ لا يَحِلُّ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ هَذَا ، إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • مستخرج أبي عوانة (1357)أَفَلا أَعْتِقُهَا ؟ فَقَالَ : ائْتِنِي بِهَا ، قَالَ : فَجِئْتُ بِهَا ، فَقَالَ : أَيْنَ اللَّهُ ؟ قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : مَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : اعْتِقْهَا فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ
  • مسند أبي داود الطيالسي (1189)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هُوَ الصَّلاةُ ، وَالتَّسْبِيحُ ، وَالتَّحْمِيدُ ، وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ ، أَوْ كَالَّذِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ ، وَكَانَتْ لِي غَنَمٌ تَرْعَىبَيْنَ أُحُدٍ وَالْجَوَّانِيَّةِ فِيهَا جَارِيَةٌ لِي ، فَاطَّلَعْتُهَا ذَاتَ يَ
  • مسند ابن أبي شيبة (828)هَذِهِ الصَّلاةَ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هِيَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَالتَّهْلِيلُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ ، قُلْتُ : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، إِنِّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِالْجَاهِلِيَّةِ ، وَقَدْ جَاءَ الإِسْلامُ ، وَإِنَّ مِنَّا رِج
  • مشيخة محمد الرازي ابن الحطاب (95)أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ بِجَارِيَةٍ فَقُلْتُ : يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلَيَّ رَقَبَةٌ أَفَأُعْتِقُهَا فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ : أَيْنَ اللَّهُ ؟ فَقَالَتْ فِي السَّمَاءِ فَقَالَ : مَنْ أَنَا ؟ فَقَالَتْ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ فَقَالَ : أَعْتِقْهَا
  • مصنف ابن أبي شيبة (7843)الصَّلَاةَ لَا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلَامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هِيَ التَّسْبِيحُ ، وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • مصنف ابن أبي شيبة (22916)مِنَّا رِجَالا يَأْتُونَ الْكُهَّانَ ، قَالَ : فَلا تَأْتِهِمْ
  • مصنف ابن أبي شيبة (29751)أَيْنَ اللَّهُ ؟ ، قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ , قَالَ : مَنْ أَنَا , قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ , قَالَ : أَعْتِقْهَا فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ
  • مصنف عبد الرزاق (3457)الصَّلاةَ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ , إِنَّمَا هُوَ تَسْبِيحٌ , وَتَكْبِيرٌ , وَتَهْلِيلٌ , وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ , أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ
  • معجم الصحابة لابن قانع (1146)أَيْنَ اللَّهُ ؟ قَالَتْ : فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : فَمَنْ أَنَا ؟ قَالَتْ : أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ ، قَالَ : أَعْتِقْهَا
  • معجم الصحابة لابن قانع (1628)هَذِهِ الصَّلاةَ لا يَحِلُّ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ
  • معرفة السنن والآثار للبيهقي (988)صَلاتَنَا هَذِهِ لا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلامِ النَّاسِ ، إِنَّمَا هُوَ التَّكْبِيرُ ، وَالتَّسْبِيحُ ، وَتِلاوَةُ الْقُرْآنِ
  • معرفة السنن والآثار للبيهقي (4000)جَارِيَةً لِي كَانَتْ تَرْعَى غَنَمًا لِي ،فَجِئْتُهَا وَفَقَدَتْ شَاةً مِنَ الْغَنَمِ ، فَسَأَلْتُهَا عَنْهَا ، فَقَالَتْ : أَكَلَهَا الذِّئْبُ ، فَأَسِفْتُ عَلَيْهَا وَكُنْتُ مِنْ بَنِي آدَمَ فَلَطَمْتُ وَجْهَهَا وَعَلَيَّ رَقَبَةٌ أَفَأُعْتِقُهَا ؟ ، فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ : أَيْنَ اللَّ
  • نقض الإمام أبي سعيد على المريسي العنيد (90)أَيْنَ اللَّهُ ؟قَالَتْ فِي السَّمَاءِ ، قَالَ : أَعْتِقْهَا ، فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ

Aynı konuda

Sahih Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Sahîh-i Müslim 539a

Biz­ler (önceleri) namazda iken konuşurduk. Öyle ki bizden bir adam yanıbaşında namaz kılan arkadaşıyla konuşurdu. Bu hal, "Ve Allah'a, saygı ve korku dolu bir gönül ile el bağlayıp durun!" ayeti ininceye kadar devam etti. Bu ayet inince susmakla emrolunduk, (artık namazda) konuşmaktan men olunduk.

Zeyd b. Erkam -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz­ler (önceleri) namazda iken konuşurduk. Öyle ki bizden bir adam yanıbaşında namaz kılan arkadaşıyla konuşurdu. Bu hal, "Ve Allah'a, saygı ve korku dolu bir gönül ile el bağlayıp durun!" ayeti ininceye kadar devam etti…

كُنَّا نَتَكَلَّمُ فِي الصَّلاَةِ يُكَلِّمُ الرَّجُلُ صَاحِبَهُ وَهُوَ إِلَى جَنْبِهِ فِي الصَّلاَةِ حَتَّى نَزَلَتْ ‏‏{‏ وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ‏}‏ فَأُمِرْنَا بِالسُّكُوتِ وَنُهِينَا عَنِ الْكَلاَمِ ‏

Râvi: Zeyd b. Erkam + 8 başka rivayet Şerhli

Hüküm yok Müsned 3394

حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنْ عَاصِمٍ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ كُنَّا نُسَلِّمُ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا كُنَّا بِمَكَّةَ قَبْلَ أَنْ نَأْتِيَ أَرْضَ الْحَبَشَةِ فَلَمَّا…

Râvi: Abdullah b. Mes'ûd + 3 başka rivayet Yalnız Arapça

Konular