Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- secdelerinde şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Bütün günahlarımı, küçüğünden büyüğüne, ilkinden sonuncusuna, açığından gizlisine hepsini bağışla
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- secdelerinde şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Bütün günahlarımı, küçüğünden büyüğüne, ilkinden sonuncusuna, açığından gizlisine hepsini bağışla.»
Rivayet eden: Müslim (No. 483) ve Ebû Dâvûd (No. 878).
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- secdelerinde şöyle dua ederdi: (Allah'ım, günahımın hepsini bağışla!) Yani günahımı ört ve beni onun kötü sonuçlarından koru; böylece affeder, kusurlarımı geçer ve sayfamı temizlersin. (Hepsini) derken şunları kastediyorum: (Küçüğünü) yani küçük ve az olanını, (büyüğünü) büyük ve çok olanını, (ilkinden sonuncusuna) ilk günahımı, son günahımı ve bu ikisi arasında işlediklerimi, (açığını ve gizlisini) yani Senden başka hiç kimsenin bilmediği tüm günahlarımı bağışla; Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Hadisten çıkan dersler
İbnu'l-Kayyîm rahimehullah- şöyle demiştir: Küçük büyük, az çok, ilk son, gizli ve açık tüm günahların bağışlanmasını dilemekteki bu genelleyici ve kapsayıcı üslup; kulun, günahlarından hem bildiklerini hem de bilmediklerini tövbenin şemsiyesi altına alabilmesi içindir.
Şöyle denilmiştir: Hadiste küçük günahların büyük günahlardan önce zikredilmesinin sebebi, dua eden kimsenin talebinde basamak basamak yukarı doğru (daha büyük isteklere doğru) tırmanmasıdır. Bir diğer sebep ise büyük günahların çoğunlukla küçük günahlarda ısrar etmekten ve onları önemsememekten kaynaklanmasıdır; dolayısıyla küçük günahlar, büyük günahlara giden birer vesile gibidir. Bir şeyin tamamen ortadan kaldırılması istenirken, kural gereği önce o şeye götüren vesilenin zikredilmesi ve ortadan kaldırılması gerekir.
Yüce Allah'a yalvararak dua edilmiş, küçük ve büyük bütün günahların bağışlanması istenmiştir.
Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste; bazı lafızlar diğerlerinin yerini tutabilecek olsa dahi, duayı vurgulamanın ve dua ederken kelimeleri/ifadeleri çoğaltmanın (meşruiyeti ve fazileti) anlaşılmaktadır.
Arapça açıklama
كَانَ النبيُّ صلى الله عليه وسلم يدعو في سجوده فيقول:
(اللهم اغفر لي ذنبي) بِستْرِه، وأنْ تَقِيَني تَبِعَتَه؛ فتعفو وتتجاوز وتصفح، (كله)، أعني: (دِقّه) صغيره وقليله، (وجِلّه) كبيره وكثيره، (وأوله) أول ذنب، (وآخره)، وما بينهما، (علانيته وسره) مما لا يعلمه إلا أنت سبحانك.
قال ابن القيم: وطلب غفران الذّنوب الصِّغار والكبار، الدَّقيق والجليل، الأوّل والآخر، السّر والعلانية، فهذا التَّعميم وهذا الشُّمول لتأتي التَّوبة على ما عَلِمَه العبدُ من ذنوبه، وما لم يَعْلَمْه.
قيل: إنما قدّم (الدِّق) على (الجِلّ)؛ لأن السائل يتصاعد في مسألته أي يَتَرَقّى، ولأن الكبائر تنشأ غالبًا من الإصرار على الصغائر وعدم المبالاة بها، فكأنها وسائل إلى الكبائر، ومِن حق الوسيلة أنْ تُقَدّم إثباتًا ورفعًا.
التضرع إلى الله تعالى، وطلبه المغفرة من جميع الذنوب، الصغائر والكبائر.
قال النووي: فيه توكيد الدعاء وتكثير ألفاظه وإنْ أَغْنَى بعضُها عن بعض.
الجامع في تفسير القرآن (333)فِي السُّجُودِ : اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي كُلَّهُ دِقَّهُ وَجِلَّهُ ، وَأَوَّلَهُ وَآخِرَهُ ، وَعَلانِيَتَهُ وَسِرَّهُ