Sen Uhud gününden daha şiddetli bir günle karşılaştın mı? dedi. O da: Yemin olsun ki kavmin Kureyş'ten gelen birçok zorluklarla karşılaştım. Fakat onlardan Akabe günü karşılaştığım zorluk hepsinden şiddetli idi.
باب مَا لَقِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَذَى الْمُشْرِكِينَ وَالْمُنَافِقِينَ
Sahih
Sahîh-i Müslim hadisi
Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim)Sahîh-i Müslim 1795
Aişe -radıyallahu anha-: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-'e hitaben: Sen Uhud gününden daha şiddetli bir günle karşılaştın mı? dedi. O da: "Yemin olsun ki kavmin Kureyş'ten gelen birçok zorluklarla karşılaştım. Fakat onlardan Akabe günü karşılaştığım zorluk hepsinden şiddetli idi. Şöyle ki: Ben (Kureyş'ten gördüğüm ezâ üzerine Taif’e gidip) Abdu Kulâl'in oğlu İbn Abdu Yâlîl'e (dini tebliğ) etiğim zaman benim dileğime cevap vermemişti. Ben de kederli ve hüzünlü bir halde yüzümün doğrusuna (Mekke'ye) dönmüştüm. Karnu's-Seâlib mevkiine ulaştığımda, başımı kaldırıp (semaya) baktığımda beni gölgelendirmekte olan bir bulut gördüm. Buluta (dikkatle) baktığımda bunun içinde Cibril -aleyhisselam-'ın bulunduğunu gördüm. Cibril bana hitaben şöyle dedi: Şüphesiz Allah, kavminin senin hakkında dediklerini ve senin isteğine verdikleri cevabı işitti. Ve Allah Sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında ne dilersen ona emredebilirsin, dedi. Bunun üzerine Dağlar Meleği bana nida edip selam verdi. Sonra: Yâ Muhammed Allah, kavminin senin hakkında dediklerini işitti. Ben dağların meleğiyim. Rabbim beni sana gönderdi. Haydi bana emret. Eğer şu iki yalçın dağı onların üzerine kapatmamı istersen bunu yaparım.
Rivayet eden: Müslim (No. 1795) ve Buhârî (No. 3231, 7389).
Âişe –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e şu soruyu sorar: Sen Uhud gününden daha şiddetli bir günle karşılaştın mı? O da evet diye cevap vererek Taif’e gitme hadisesini anlatır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke’de Kureyş halkını tevhide davet ettikten sonra bu davete karşılık bulamadı. Allah –azze ve celle-’nin kelamını tebliğ etmek için Taif’e gitti. Ancak oradaki insanlar Mekke halkından daha akılsızca davrandılar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i taşlayarak, ayaklarını kanattılar. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- Sakîf kabilesinden Taif’in ileri gelenlerinden olan Abdu Kulâl'in oğlu İbn Abdu Yâlîl'e giderek tebliğde bulundu. Onlar da Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu çağrısına kulak vermediler. Bunun üzerine Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- keder ve hüzün içinde yola koyuldu. Karnu's-Seâlib mevkiine ulaşıp, kendine gelince başını semaya kaldırdı. Göğe baktığı vakit, kendisini gölgeleyen bir bulut gördü. Buluta (dikkatle) baktığımda bunun içinde Cibril -aleyhisselam-'ın bulunduğunu gördü. Cibril bu dağlar meleğidir. Sana selam veriyor dedi. Dağlar meleği de, ben dağların meleğiyim. Rabbim beni sana gönderdi. Haydi bana emret. Eğer şu iki yalçın dağı onların üzerine kapatmamı istersen bunu yaparım, dedi. Ancak Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- halim ve ileri görüşlü bir kimse olmasından ve teenni ile hareket etmesinden dolayı bunu istemedi. Bu iki yalçın dağ üzerilerine geçirilseydi o insanlar helak olurlardı. "Hayır! Ben Allah'ın, bu insanların soylarından yalnız Allah'a ibadet eden ve Allah'a hiç bir şey ortak koşmayan bir nesil meydana çıkarmasını ümit ediyorum." dedi. Gerçekten Yüce Allah Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e eziyet eden bu müşriklerin soylarından yalnız Allah'a ibadet eden ve Allah'a hiç bir şey ortak koşmayan bir nesil meydana çıkarmıştır.
Arapça açıklama
قال النبي صلى الله عليه وسلم لعائشة لما سألته: هل مر عليك يوم أشد من يوم أحد؟ قال: نعم، وذكر لها قصة ذهابه إلى الطائف؛ لأن النبي صلى الله عليه وسلم لما دعا قريشاً في مكة، ولم يستجيبوا له خرج إلى الطائف؛ ليبلغ كلام الله -عزّ وجلّ-، ودعا أهل الطائف لكن كانوا أسفه من أهل مكة، بل جعلوا يرمونه بالحجارة، يرمونه بالحصى حتى أدموا عَقِبه صلى الله عليه وسلم وعرض نفسه على ابن عبد ياليل بن عبد كلال من كبار أهل الطائف من ثقيف، فلم يجبه إلى ما أراد فخرج مغموماً مهموماً، ولم يفق صلى الله عليه وسلم إلا وهو في مكان يدعى قرن الثعالب، فأظلّته غمامة فرفع رأسه، فإذا في هذه الغمامة جبريل -عليه السلام-، وقال له: هذا ملك الجبال يقرؤك السلام فسلم عليه وقال: إن ربي أرسلني إليك، فإن شئت أن أطبق عليهم -يعني الجبلين- فعلت. ولكن النبي صلى الله عليه وسلم لحلمه وبُعد نظره وتأنيه في الأمر قال: لا؛ لأنه لو أطبق عليهم الجبلين هلكوا، فقال: ((لا، وإني لأرجو أن يخرج الله من أصلابهم من يعبد الله وحده لا يشرك به شيئاً)) .
وهذا الذي حدث؛ فإن الله تعالى قد أخرج من أصلاب هؤلاء المشركين الذين آذوا رسول الله صلى الله عليه وسلم هذه الأذية العظيمة أخرج من أصلابهم من يعبد الله وحده ولا يشرك به شيئاً.
من صفات النبي -صلى الله عليه وسلم- العفو والصفح.
أن البلاء الذي يتعرض له الدعاة متفاوت.
الدعاة لا يكرهون الناس على الإيمان بدعوتهم.
مؤازرة الله لنبيه -صلى الله عليه وسلم-.
إثبات صفتي السمع والبصر لله -تبارك وتعالى-.
هدف الدعاة وغايتهم إخراج الناس من الظلمات إلى النور.
ينبغي للإنسان أن يصبر على الأذى لا سيما إذا أوذي في الله فإنه يصبر ويحتسب وينتظر الفرج.