İçeriğe geç

Sahîh-i Müslim1. kitap

Fitneler, hasırın çubuklarının birbiri ardınca örülmesi gibi kalplere arz edilir

باب بَيَانِ أَنَّ الْإِسْلَامَ بَدَأَ غَرِيبًا وَسَيَعُودُ غَرِيبًا وَأَنَّهُ يَأْرِزُ بَيْنَ الْمَسْجِدَيْنِ

Sahih Sahîh-i Müslim hadisi Sahîh-i Müslim 144a

Râvi:Huzeyfe

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ، - يَعْنِي سُلَيْمَانَ بْنَ حَيَّانَ - عَنْ سَعْدِ بْنِ طَارِقٍ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ عُمَرَ فَقَالَ أَيُّكُمْ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ الْفِتَنَ فَقَالَ قَوْمٌ نَحْنُ سَمِعْنَاهُ ‏.‏ فَقَالَ لَعَلَّكُمْ تَعْنُونَ فِتْنَةَ الرَّجُلِ فِي أَهْلِهِ وَجَارِهِ قَالُوا أَجَلْ ‏.‏ قَالَ تِلْكَ تُكَفِّرُهَا الصَّلاَةُ وَالصِّيَامُ وَالصَّدَقَةُ وَلَكِنْ أَيُّكُمْ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ الْفِتَنَ الَّتِي تَمُوجُ مَوْجَ الْبَحْرِ قَالَ حُذَيْفَةُ فَأَسْكَتَ الْقَوْمُ فَقُلْتُ أَنَا ‏.‏ قَالَ أَنْتَ لِلَّهِ أَبُوكَ ‏.‏ قَالَ حُذَيْفَةُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏

تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ كَالْحَصِيرِ عُودًا عُودًا فَأَىُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ وَأَىُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ حَتَّى تَصِيرَ عَلَى قَلْبَيْنِ عَلَى أَبْيَضَ مِثْلِ الصَّفَا فَلاَ تَضُرُّهُ فِتْنَةٌ مَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَالأَرْضُ وَالآخَرُ أَسْوَدُ مُرْبَادًّا كَالْكُوزِ مُجَخِّيًا لاَ يَعْرِفُ مَعْرُوفًا وَلاَ يُنْكِرُ مُنْكَرًا إِلاَّ مَا أُشْرِبَ مِنْ هَوَاهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ حُذَيْفَةُ وَحَدَّثْتُهُ أَنَّ بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا بَابًا مُغْلَقًا يُوشِكُ أَنْ يُكْسَرَ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ أَكَسْرًا لاَ أَبَا لَكَ فَلَوْ أَنَّهُ فُتِحَ لَعَلَّهُ كَانَ يُعَادُ ‏.‏ قُلْتُ لاَ بَلْ يُكْسَرُ ‏.‏ وَحَدَّثْتُهُ أَنَّ ذَلِكَ الْبَابَ رَجُلٌ يُقْتَلُ أَوْ يَمُوتُ ‏.‏ حَدِيثًا لَيْسَ بِالأَغَالِيطِ

Huzeyfe -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Biz Ömer -radıyallahu anh-'ın yanındaydık. Ömer 'Hanginiz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in fitneler hakkında konuştuğunu işitti?' diye sordu. Orada bulunanlardan bazıları: 'Biz işittik' dediler. Ömer: 'Herhalde siz, kişinin ailesi ve komşusu ile imtihanı olan (bireysel) fitneyi kastediyorsunuz?' dedi. Onlar da: 'Evet' dediler. Ömer şöyle buyurdu: 'O tür fitnelere namaz, oruç ve sadaka kefaret olur (onları siler). Fakat hanginiz Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, deniz dalgaları gibi dalgalanan (büyük toplumsal) fitneler hakkında konuştuğunu işitti? Huzeyfe dedi ki: 'Oradakiler sessiz kaldılar. Bunun üzerine ben: "Ben işittim" dedim. Ömer: "Demek sen ha! Maşallah (Allah babana rahmet etsin)!" dedi.' Huzeyfe devamla dedi ki: 'Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim:

«Fitneler, hasırın çubuklarının birbiri ardınca örülmesi gibi kalplere arz edilir. Hangi kalp onları içine sindirip kabul ederse, o kalpte siyah bir nokta meydana gelir. Hangi kalp de onları reddederse, o kalpte beyaz bir nokta meydana gelir. Nihayet kalpler iki türlü olur: Biri, pürüzsüz bir kaya gibi bembeyaz bir kalptir. Gökler ve yer durdukça hiçbir fitne ona zarar veremez.

Diğeri ise, ters çevrilmiş bir kap gibi kapkara ve kararmış bir kalptir. Bu kalp ne iyiliği tanır ne de kötülüğü kötü görür; yalnızca kendi hevasına uygun olanı kabul eder.

Huzeyfe -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Ona (Ömer’e) ayrıca şunu da anlattım: Seninle o fitneler arasında kapalı bir kapı vardır; yakında o kapı kırılacaktır.” Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh-: “Kırılacak mı? Babanı kaybedesin! Eğer sadece açılsaydı belki tekrar kapanabilirdi.” dedi. Ben: “Hayır, bilakis kırılacaktır.” dedim. Ona ayrıca o kapının, öldürülecek veya ölecek olan bir kişi olduğunu da söyledim. Bu, aslı astarı olmayan bir masal (yalan) değil, kesin bir hadistir.

(Ravi) Ebû Hâlid dedi ki: 'Sa’d’a (Ebû Mâlik’e): Hadiste geçen "Esvedü mürbâdden (simsiyah) kasıt nedir?" diye sordum. O: ‘Siyahlık içinde yoğun bir beyazlığın (kül rengine çalan koyu bir karalığın) bulunmasıdır.’ dedi. Ben: "Peki, ters çevrilmiş bardak (el-kûzü mücehhiyâ) ne demektir?" diye sordum. O da ‘Ters çevrilmiş kap demektir.’ diye cevap verdi.

Rivayet eden: Müslim (No. 144a) ve Ahmed b. Hanbel (No. 22193, 22343).

Kopyala
Kopyalanacaklar:
Hata bildir

Açıklama

Müminlerin Emiri Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- yanında sahabeden bir topluluk bulunduğu sırada onlara şöyle sordu: Sizden hanginiz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fitnelerden bahsettiğini işitti? Bazı sahabiler: ‘Biz onun fitnelerden söz ettiğini duymuştuk.’ deyince Ömer (radıyallahu anh) şöyle dedi: Ömer -radıyallahu anh- ‘Herhalde siz, kişinin eşi, çocukları ve yakın çevresiyle olan imtihanını kastediyorsunuz. Onlara duyduğu aşırı sevgi yüzünden hata etmesi, onlar uğruna bazı hayırlardan geri kalması veya onların haklarını gözetme ve terbiyeleri konusunda kusur işlemesi gibi. Yine komşusu ve benzeri kimselerle ilgili fitneleri kastediyorsunuz, değil mi? Onlar: ‘Evet, bunu kastediyoruz.’ deyince Ömer -radıyallahu anh-şöyle dedi: ‘Bunlar kişinin ailesi, malı ve çevresi sebebiyle maruz kaldığı imtihanlardır. Bu tür kusur ve günahların bir kısmının, namaz, oruç ve sadaka gibi iyiliklerle kefaret olunması umulur. Fakat hanginiz, insanların arasında deniz dalgalarının çalkalanması gibi yayılıp onları sarsacak derecede büyük ve umumî fitnelerden Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bahsettiğini işitti? Bunun üzerine topluluk sustu. Derken Huzeyfe bin Yeman -radıyallahu anhuma-: “Ben işittim.” dedi. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb sevindi ve ona: “Allah babana rahmet etsin! Ne güzel bir evlat yetiştirmiş. Söyle bakalım!” dedi. Bunun üzerine Huzeyfe -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Fitneler, hasırın liflerinin (üzerine yatanın) yan tarafında iz bıraktığı gibi, insanın kalbine de öylece yapışır ve iz bırakır. yaklaşır. Fitnelerin kalbe şiddetle yapışması, kalp üzerinde derin bir etki bırakır. Bu fitneler, birbiri ardına durmaksızın tekrarlanır.

Hangi kalbe bu fitne girer, kalp onu sever ve bir içeceğin vücuda karışması gibi onunla bütünleşirse, o kalbe siyah bir nokta oluşur. Hangi kalp de onu reddeder ve geri çevirirse, ona da beyaz bir nokta oluşur.

Nihayetinde kalpler iki çeşit olur: Birincisi; iman bağının sağlamlığı, kusur ve noksanlıklardan arınmış olması sebebiyle bembeyaz olan kalptir. Fitneler ona yapışamaz ve üzerinde hiçbir şey barındırmayan pürüzsüz mermer taşı gibi ona etki edemez. Böyle bir kalbe, Allah’a kavuşacağı güne kadar hiçbir fitne zarar veremez. Diğer kalp ise, fitneler yüzünden rengi değişmiş, (içi boşalmış ve) yan yatmış veya ters çevrilmiş, içinde hiçbir su barındırmayan bir testi/ibrik gibi simsiyah kesilmiş bir kalptir. İşte bu kalbe de hiçbir hayır ve hikmet tutunamaz. O kalp, nefsinin arzuladığı ve hoşuna giden şeyler hariç, ne bir marufu (iyiliği) kabul eder, ne de bir münkeri (kötülüğü) reddeder. Huzeyfe, Ömer -radıyallahu anh-'a şöyle dedi: 'Sen hayatta olduğun sürece o fitnelerden hiçbir şey ortaya çıkmayacaktır. Seninle o fitneler arasında, kırılması yakın olan kapalı bir kapı vardır. Ömer: 'Kırılacak mı? Eğer açılsaydı belki yeniden geri kapatılırdı' dedi. Huzeyfe: 'Hayır, bilakis kırılacak! Ve şüphesiz o kapı, öldürülecek ya da ölecek olan bir adamdır dedi. Bu bahsettiğim (bilgiler), Ehl-i Kitab’ın sahifelerinden alınmış veya şahsi görüşe dayanan bir içtihat olmayıp; bilakis Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hadisinde geçen kesinleşmiş ve dosdoğru bir haberdir.

Hadisten çıkan dersler

  • Genel fitnelerin (toplumsal kargaşaların) tehlikesi; çünkü bunlarda kan dökülür, maddi kayıplar yaşanır ve güvenlik ortadan kalkar.
  • Özel fitneler (bireysel imtihanlar) eğer dinle ilgiliyse, bunu yaşayan kişi kınanmıştır; çünkü bunlar ya bidat ya da günahtır. Eğer dünyevi meselelerle ilgiliyse, o kişi için bir sınanma ve imtihandır; bu durumda ona düşen görev ise sabretmektir.
  • Kalp, kendisine sunulan fitnelerden etkilenir. Başarıya ulaşan (muvaffak olan) kişi ise Allah'ın hidayet üzere sabit kalmayı nasip ettiği kimsedir.
  • İmam Nevevî şöyle demiştir: et-Tahrîr' müellifi (Ebû Abdullah el-Asbahânî) şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: İnsan nefsine uyar ve günah işlerse, işlediği her günah sebebiyle kalbine bir karanlık girer. Kalp bu hale gelince fitneye düşer (yoldan çıkar) ve İslam'ın nuru ondan silinip gider. Kalp, tıpkı bir testi gibidir; ters döndüğü zaman içindekiler dökülür ve artık içine hiçbir şey girmez.
  • Ömer'in Huzeyfe'ye söylediği "Babanı kaybedesin" sözü şu anlama gelir: 'Bu meselede elinden gelen gayreti göster, kollarını sıva ve arkasında yardımcısı olmayan birinin kararlılığıyla hazırlık yap!
  • Ömer -radıyallahu anh-'ın fazileti ve kendisinin insanlar ile fitne arasında kapalı bir kapı olduğu ifade edilmiştir.

Arapça açıklama

كان أمير المؤمنين عمر بن الخطاب رضي الله عنه في مجلسه وعنده جَمْع من الصحابة رضي الله عنهم، فقال لهم:

أيكم سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم يذكر الفتن؟

فقال بعضهم: نحن سمعناه يذكر الفتن، فقال عمر رضي الله عنه: لعلكم تقصدون ابتلاء وامتحان الرجل في خاصته؛ في زوجه وولده من فرط محبته لهم، وشحه عليهم، وشغله بهم عن كثير من الخير، أو لتفريطه بما يلزم من القيام بحقوقهم وتأديبهم وتعليمهم، وكذا فتنة الرجل في جاره ونحو ذلك، لعلكم تقصدون ذلك؟

قالوا: أجل، قال: تلك فتن تقتضي المحاسبة، ومنها ذنوب يرجى تكفيرها بالحسنات كالصلاة والصيام والصدقة.

ولكن أيكم سمع النبي صلى الله عليه وسلم يذكر الفتن العامة لشدة عظمها وكثرة شيوعها تضطرب بالناس كاضطراب موج البحر؟

فصمت القوم، فقال حذيفة بن اليمان رضي الله عنهما: أنا سمعته، ففرح عمر رضي الله عنه، وقال له: لله دَرُّ أبيك حيث أتى بمثلك؛ قُل، قال حذيفة: قال صلى الله عليه وسلم:

تظهر الفتن وتَلْصَق بعَرْض وجانب قلب الإنسان كما يلصق فراش الحصير بجنب النائم عليه، ويؤثر في القلب شدة التصاق الفتن به، وتعاد هذه الفتن وتكرر فتنة بعد أخرى، فأي قلب دخلت فيه، وأحبها وخالطته كمخالطة الشراب ودخوله؛ نقط في قلبه نقطة سوداء، وأي قلب ردها نقط فيه نقطة بيضاء، حتى تصير القلوب على نوعين؛ على قلب أبيض لشدته على عقد الإيمان، وسلامته من الخلل، وأن الفتن لم تلصق به، ولم تؤثر فيه كحجر الصفا الأملس الذي لا يعلق به شيء، فلا تضره فتنة حتى يلقى الله.

والقلب الآخر قلب تغير لونه أسود من الفتن كالإبريق المائل أو المقلوب الذي لا يثبت فيه ماء، فكذا هذا القلب لا يَعْلَق به خير ولا حكمة، لا يعرف معروفًا، ولا ينكر منكرًا، إلا ما أحبه وهوته نفسه.

وقال حذيفة لعمر: إن تلك الفتن لا يخرج شيء منها في حياتك، وبينك وبينها بابًا مغلقًا يقرب أن يُكسر، قال عمر: أيكسر كسرًا؟ فلو أنه فتح لعله كان يُعاد فيغلق، قال حذيفة: لا، بل يكسر، وأن ذلك الباب رجل يقتل أو يموت.

وما ذكرته خبر صدق مُحقَّق ليس هو من صُحُف الكتابيين، ولا من اجتهاد ذي رأي، بل من حديث النبي صلى الله عليه وسلم.

  • خطورة الفتن العامة؛ لما يحصل فيها من سفْك الدماء وذهاب الأموال وزوال الأمن.
  • الفتن الخاصة إن كانت متعلقة بالدين فصاحبها مذموم؛ لإنها إما بدع أو معاصي، وإن كانت متعلقة بأمور دنيوية، فهي امتحان واختبار لصاحبها، والواجب عليه الصبر.
  • القلب يتأثر بالفتن التي تُعرض عليه، والموفق من هداه الله للثبات على الهدى.
  • قال النووي: قال صاحب التحرير: معنى الحديث: أن الرجل إذا تبع هواه وارتكب المعاصي دخل قلبه بكل معصية يتعاطاها ظلمة، وإذا صار كذلك افتتن وزال عنه نور الإسلام، والقلب مثل الكوز فإذا انكب انصب ما فيه ولم يدخله شيء بعد ذلك.
  • قول عمر لحذيفة: (لا أبا لك) معناه: جِدّ في هذا الأمر، وشَمِّرْ وتأهَّب تأهُّب من ليس له معاون.
  • فضل عمر رضي الله عنه، وأنه باب مغلق بين الناس وبين الفتنة.

Klasik şerh

Nevevî — Şerhu Sahîhi Müslim

الْحَدِيث فِي عَرْض الْفِتَن فَفِي إِسْنَاده ( سُلَيْمَان بْن حَيَّان ) بِالْمُثَنَّاةِ وَ ( رِبْعِيّ ) بِكَسْرِ الرَّاء وَهُوَ اِبْن حِرَاش بِكَسْرِ الْحَاء الْمُهْمَلَة. وَقَوْله : ( فِتْنَة الرَّجُل فِي أَهْله وَجَاره تُكَفِّرهَا الصَّلَاة وَالصِّيَام وَالصَّدَقَة ) قَالَ أَهْل اللُّغَة : أَصْل الْفِتْنَة فِي كَلَام الْعَرَب الِابْتِلَاء وَالِامْتِحَان وَالِاخْتِبَار. قَالَ الْقَاضِي : ثُمَّ صَارَتْ فِي عُرْف الْكَلَام لِكُلِّ أَمْر كَشَفَهُ الِاخْتِبَار عَنْ سُوء. قَالَ أَبُو زَيْد. فُتِنَ الرَّجُل يُفْتَن فُتُونًا إِذَا وَقَعَ فِي الْفِتْنَة , وَتَحَوَّلَ مِنْ حَال حَسَنَة إِلَى سَيِّئَة. وَفِتْنَة الرَّجُل فِي أَهْله , وَمَاله , وَوَلَده ضُرُوب مِنْ فَرْط مَحَبَّته لَهُمْ , وَشُحّه عَل…

Devamını oku

Âlimlerin hükümleri

Hüküm, kitabın (Sahîh-i Müslim) konumundan alınmıştır.

Diğer rivayetler

Ayrıca rivayet edenler… (7)
  • الإيمان لابن منده (333)تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ عَرْضَ الْحَصِيرِ فَأَيُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ ، وَأَيُّ قَلْبٍ أُشْرِبُهَا نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ حَتَّى تَصِيرَ الْقُلُوبُ قَلْبًا أَبْيَضَ مِثْلَ الصَّفَاءِ لا يَضُرُّهُ فِتْنَةٌ مَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَالأَرْضُ وَا
  • الفتن لنعيم بن حماد (103)تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ كَعَرْضِ الْحَصِيرِ ، قَالَ الْفَزَارِيُّ : الْحَصِيرُ الطَّرِيقُ ، فَأَيُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ ، وَأَيُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ ، حَتَّى تَصِيرَ الْقُلُوبُ إِلَى قَلْبَيْنِ : قَلْبٍ أَبْيَضَ مِثْلِ ال
  • المسند المستخرج على صحيح مسلم لأبي نعيم (305)تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ عَرْضَ الْحَصِيرِ عُودًا عُودًا فَأَيُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ ، وَأَيُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ حَتَّى تَصِيرَ الْقُلُوبُ عَلَى قَلْبَيْنِ قَلْبٌ أَبْيَضٌ مِثْلَ الصَّفَا لا تَضُرُّهُ فِتْنَةٌ مَا دَامَتِ
  • حلية الأولياء لأبي نعيم (933)تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ عَرْضَ الْحَصِيدِ ، فَأَيُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ ، وَأَيُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ ، حَتَّى تَصِيرَ الْقُلُوبُ عَلَى قَلْبَيْنِ : قَلْبٍ أَبْيَضَ مِثْلِ الصَّفَا لا يَضُرُّهُ فِتْنَةٌ مَا دَامَتِ السَّمَوَات
  • حلية الأولياء لأبي نعيم (6147)تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ عَرْضَ الْحَصِيرِ ، فَأَيُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ ، وَأَيُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ ، حَتَّى تَصِيرَ الْقُلُوبُ عَلَى قَلْبَيْنِ : قَلْبٌ أَبْيَضُ مِثْلُ الصَّفَا ، لا تَضُرُّهُ فِتْنَةٌ مَا دَامَتِ السَّ
  • شرح السنة (4142)تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ كَالْحَصِيرِ عُودًا عُودًا ، فَأَيُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا ، نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ ، وَأَيُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا ، نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَهٌ بَيْضَاءُ ، حَتَّى يَصِيرَ عَلَى قَلْبَيْنِ : أَبْيَضَ مِثْلِ الصَّفَا ، فَلا تَضَرُّهُ فِتْنَةٌ مَا دَامَتِ السَّمَو
  • مستخرج أبي عوانة (111)تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ عَرْضَ الْحَصِيرِ فَأَيُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا نُكِتَتْ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ ، وَأَيُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَتْ فِي قَلْبِهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ ، حَتَّى تَصِيرَ الْقُلُوبُ عَلَى قَلْبَيْنِ : أَبْيَضَ مِثْلِ الصَّفَا لا تَضُرُّهُ فِتْنَةٌ مَا دَامَتِ السَّمَوَ

Konular