Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet zamanı yaklaşınca Mümin kimsenin rüyası; hiç yalan çıkmayacaktır. Mümin kimsenin rüyası peygamberliğin kırk altıda biridir.» Bir rivayette ise; «Rüya bakımından en doğru olanınız, anlattıkları bakımından en doğru olanınızdır.»
Rivayet eden: Buhârî (No. 7017), Müslim (No. 2263a), Ebû Dâvûd (No. 5019), Tirmizî (No. 2270, 2291), İbn Mâce (No. 3917, 3926), Ahmed b. Hanbel (No. 7321, 10185) ve Dârimî (No. 2050, 2051, 2066).
Hadisin Manası: Ahir zamanda mümin kimsenin gördüğü rüyalar sadık bir rüya olacaktır. Vuku bulmuş yahut bulacak olaylar, görülen rüyalarla örtüşecektir. Bu rüyalar işaret ettiği olayın meydana gelmesi bakımından peygamberlik vahyine benzemiş olacaktır. «Mümin kimsenin rüyası peygamberliğin kırk altıda biridir.» Rüya peygamberlik ilminin kısımlarından birisidir. Zira peygamberlerin ilminde gayb ve nübüvvet ilmi vardır. Peygamberlik sonra ermiş olsa da geriye bıraktıkları ilim bakidir. Kırk altı sayısının özel olarak zikredilmesinin sebebi şudur: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bir çok rivayete göre atmış üç yaşında vefat etmiştir. Peygamberlik süresi ise yirmi üç sene olmuştur. Neticesinde kırk yaşında peygamber olmuştur. Peygamberlikten önce altı ay süresince sabahın parlaklığı gibi çok açık ve net salih rüyalar görmüştür. Ardından uyanık halde iken melek kendisine gelmiş ve onu bu hal üzere görmüştür. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e altı ay rüya vasıtasıyla gelen vahiy, O’nun yirmi üç yıllık peygamberlik süresi içinde kırk altıda birine tekabül etmektedir. «Rüya bakımından en doğru olanınız, anlattıkları bakımından en doğru olanınızdır.» Bir kimse Allah’a yakın ve konuştukları da doğru ise, gördüğü rüyaları da genellikle sadık olur. İmam Buhârî’nin naklettiği bir rivayette şöyle buyrulmuştur: “Güzel rüya salih kimse tarafından görülür.” Doğru konuşmayan, gizli ve açık günahlar işleyen kimsenin gördükleri, şeytanın etkisi ile görülen rüyalar kabilindendir. İbnu'l-Kayyim –rahimehullah- şöyle demektedir: “Sadık rüya görmek isteyen kimse, doğru sözlü olmaya ve helal lokma yemeye, emir ve yasaklara riayet etmeye dikkat etsin. Abdestli ve temiz olarak yatağa girsin, kıbleye doğru yönelip, uykusu gelinceye dek Allah’ı zikretsin. Durumu böyle olan kimsenin rüyası asla yalan olmaz.”
Arapça açıklama
معنى الحديث: أن رؤيا المؤمن في آخر الزمان تكون صادقة، فقد تكون خبراً عن شيء واقع، أو شيء سيقع فيقع مطابقاً للرؤيا؛ فتكون هذه الرؤيا كوحي النبوة في صدق مدلولها
"ورؤيا المؤمن جُزْءٌ من ستة وأربعين جُزْءًا من النُّبُوَّةِ " يعني : من أجزاء علم النُّبُوَّةِ من حيث إن فيها إخبارًا عن الغيب وَالنُّبُوَّةُ غير باقية لكن علمها باق.
وإنما خُص هذا العدد؛ لأن عُمْر النبي صلى الله عليه وسلم في أكثر الروايات الصحيحة كان ثلاثا وستين سنة وكانت مدة نُبُوَّتِهِ منها ثلاثا وعشرين سنة؛ لأنه بُعث عند استيفاء الأربعين وكان قبل البعثة يرى في المنام لمدة ستة أشهر الرؤيا الصالحة، فتأتي مثل فَلَقِ الصبح واضحة جَلِّية، ثم رأى الملك في اليقظة، فإذا نُسبت مدة الوحي في المنام، وهي: ستة أشهر إلى مدة نُبُوَّتِهِ وهي: ثلاث وعشرون سنة كانت الستة أشهر: نصف جزء من ثلاثة وعشرين جزء وذلك جزء واحد من ستة وأربعين جزء.
وقوله: "أَصْدَقُكُمْ رؤيا، أَصْدَقُكُمْ حديثا" معناه: إذا كان الإنسان صادقا في حديثه قريبا من الله، كانت رؤياه أقرب إلى الصدق غالبًا، ولهذا قيده في حديث البخاري: "الرُّؤْيَا الحَسَنَةُ، مِنَ الرَّجُلِ الصالح..".
أما من لا يَصدق في حديثه، ويأتي الفواحش ما ظهر منها وما بطن، فهذا غالبًا ما تكون رؤياه من باب تلاعب الشيطان به.
قال ابن القيم رحمه الله : "ومن أراد أن تَصْدُقَ رؤياه فليَتَحر الصدق وأكل الحلال، والمحافظة على الأمر والنهي، ولينم على طهارة كاملة مستقبل القبلة، ويذكر الله حتى تغلبه عيناه، فإن رؤياه لا تكاد تكذب البتة".
الصادق في حديثه لا يرى إلا صدقاً، بخلاف الكاذب والمخلط فإنه يفسد قلبه ويظلم فلا يرى إلا تخليطاً أو أضغاثاً.
الرؤيا الصادقة جزء من النبوة، وهذا لا يكون إلا للمؤمن، فأما الكافر والمنافق والمُخَلِّط إذا صدقت رؤياهم في بعض الأوقات، فإنها لا تكون من الوحي ولا من النبوة، إذ ليس كل من صدق في شيء يكون خبره ذلك نبوة؛ فقد يقول الكاهن كلمة حق، وقد يحدث المنجم فيصيب، لكن كل ذلك على النُدْرَةِ والقِلِّة.
الحكمة في اختصاص ذلك بآخر الزمان: أن المؤمن يكون غريباً في ذلك الوقت؛ فيقل أنيس المؤمن ومعينه في ذلك الوقت؛ فيكرم بالرؤيا الصادقة.