حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَمْعَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ وَذَكَرَ النَّاقَةَ وَالَّذِي عَقَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم "
Abdullah b. Zem`a -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i birgün hutbe okurken dinledi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Sâlih -aleyhisselâm-’ın dişi devesinden ve onu öldüren adamdan bahsederek: «Onların en azgını ileri atıldı.» âyetini okudu ve; «Semûd Kavmi'nde gücü ve kuvveti ile tanınan ve son derece fena olan bir adam deveyi öldürmek için ileri fırladı» diye açıkladı. Sonra kadınlardan bahsetti. Onlar hakkında nasihat ederek şöyle buyurdu: «Sizden biriniz karısını, köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.» Sonra yellenmeden ötürü gülmemelerini tavsiye ederek şöyle buyurdu: «İnsan bizzat kendisinin de yaptığı bir şeye ne diye güler?»
Rivayet eden: Buhârî (No. 4942, 5204), Müslim (No. 2855), Tirmizî (No. 3343), İbn Mâce (No. 1983), Ahmed b. Hanbel (No. 15630, 15631) ve Dârimî (No. 2123).
Abdullah b. Zem`a -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i birgün devesi üzerinde hutbe okurken dinlediğini haber vermiştir. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in özelliği bir şeyi yaparken kendisini zorlamazdı; olmayanı istemez, şer'î olarak bir taksir ya da haddi aşma yoksa, var olanı da geri çevirmezdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hutbe verirken Abdullah b. Zem'a -radıyallahu anh- O'nu işitmiş, verdiği hutbenin bir kısmında Sâlih -aleyhisselâm-’a mucize olarak verilen dişi devesinden ve deveyi öldüren adamdan bahsetmiştir. Deveyi öldüren bu kimseye Güzar denilirdi ve bu adam kavmin en şerlisiydi. Kavminde menfaat için çok ifsat çıkaran eşi benzeri olmayan birisi olarak vasf edilmiştir. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hutbesine şöyle devam etmiştir: «Sizden biriniz karısını, köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor.» Bu ifade köleyi edeplendirmek için şiddetli bir şekilde dövmenin cevazını ifade etmektedir. Bu dereceye ulaşmadan kadınların dövülmesinin cevazına imalı olarak vurgu yapılmıştır. Hadisin metninde akıllı olan bir kimsenin hanımını şiddetli bir şekilde dövüp, sonra da günün geri kalan kısmında ya da gecesinde onunla cima etmesinin akıl almaz olduğuna vurgu yapılmıştır. Genellikle dövülen dövenden kaçar. Bunun zemmedildiğine işaret vardır. Eğer dayak gerekli ise onu kaçıracak kadar şiddetli olmaması gerekir. Edeplendirmede ve vurmada aşırı gitmemek gerekir. Sonra yellenmeden ötürü gülmemelerini tavsiye etmiştir. Çünkü bu erkekliğe yakışmaz. Aynı zamanda da bu saygınlığa leke sürer. Bunu kötülemek için şöyle buyurdu: «İnsan bizzat kendisinin de yaptığı bir şeye ne diye güler?» Çünkü gülmek ancak garip ve acaip olan bir şey için olur. Sadece gülmenin belirtileri yüz hatlarında ortaya çıakrsa buna tebessüm denir. Eğer daha güçlü ve bununla birlikte sesli olursa buna da gülmek denir. Bundan da daha fazla olursa o da kahkaha olarak isimlendirilir. Bu yellenme eylemi her kimse tarafından yapılan birşey olduğuna göre insan kendisinin de yaptığı bu şeye niye güler.?
Arapça açıklama
كان صلى الله عليه وسلم يخطب، وسمعه عبد الله بن زمعة، ومن جملة ما خطب أنه سمع النبي ذكر الناقة التي كانت معجزة لنبي الله صالح -على نبينا وعليه أفضل الصلاة والسلام-، وكان من جملة ما ذكره أيضا الذي عقرها، يقال له قُدَار بن سالف والذي كان أشقى القوم، وجاء من أوصافه: أنه قليل المثل، شديد الإفساد، ذو منعة في قومه.
ثم قال -عليه الصلاة والسلام- في خطبته: "يعمد أحدكم فيجلد امرأته جلد العبد" وهو في العادة ضرب شديد، وفي سياق الحديث استبعاد وقوع الأمرين من العاقل، أن يُبَالِغَ في ضرب امرأته ثم يجامعها من بقية يومه أو ليلته؛ والمجامعة أو المضاجعة إنما تستحسن مع الميل والرغبة في العشرة، والمجلود غالباً ينفر ممن جلده، فوقعت الإشارة إلى ذَمِّ ذلك، وأنه إذا كان ولا بد فليكن التأديب بالضرب اليسير بحيث لا يحصل معه النفور التام، فلا يفرط في الضرب ولا يفرط في التأديب.
ثم (وعظهم) أي: حذَّرهم في (ضحكهم من الضرطة)؛ وذلك لأنه خلاف المروءة، ولما فيه من هتك الحُرمة، وقال في تقبيح ذلك: (لِم يضحك أحدكم مما يفعل؟)؛ وذلك لأنَّ الضحك إنما يكون من الأمر العجيب والشأن الغريب، يبدو أثره على البشرة فيكون التبسم، فإن قوي وحصل معه الصوت كان الضحك، فإن ارتقى على ذلك كانت القهقهة، وإذا كان هذا الأمر معتاداً من كل إنسان فما وجه الضحك من وقوع ذلك ممن وقع منه؟.
إخبار رسول الله -صلى الله عليه وسلم- بقصص الماضين.
بيان معجزة صالح -عليه الصلاة والسلام- وهي الناقة.
ينبغي على العالم إذا وعظ الناس أن يذكرهم بسنن الله في الماضيين؛ لما فيها من مواعظ حسنة وذكرى للذاكرين.
عامة الناس تبع لعِلِّيَّة القوم وكبرائهم على الأغلب.
العامة متى رضيت بفساد الخاصة عمَّهم العذاب جميعًا.
إذا لم ينفع الوعظ والهجر في تأديب الزوجة التي يخشى منها النشوز، فليكن التأديب بالضرب اليسير الذي لا يحصل معه النفور التام، كما قال -تعالى-:(فعظوهن واهجروهن في المضاجع واضربوهن).
الإيماء إلى جواز الضرب اليسير للنساء، مع عدم ضرب الوجه، بحيث لا يحصل معه النفور.
الضحك إنما يحصل في الأمر الغريب العجيب، وأما الأمر المعتاد من كل إنسان؛ فالضحك منه خلاف المروءة، وهتك لحرمة المسلم.
أن المجامعة إنما تستحسن مع الرغبة في العشرة فيستبعد وقوع الضرب الشديد، والمضاجعة في يوم واحد من عاقل.
وعن عبد الله بن زمعة رضي الله عنه ، أنه سمع النبي صلى الله عليه وسلم يخطب، وذكر الناقة والذي عقرها، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : (إذ انبعث أشقاها) انبعث لها رجل عزيز، عارم منيع في رهطه" ثم ذكر النساء…
Râvi: Abdullah ibn Zam‘a
Hüküm yokMuttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim)Bulûğu'l-Merâm 1064
تفسير ابن أبي حاتم (8701)إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا انْبَعَثَ لَهَا رَجُلٌ عَارِمٌ عَزِيزٌ مَنِيعٌ فِي رَهْطِهِ ، مِثْلُ أَبِي زَمْعَةَ
تفسير ابن أبي حاتم (15115)إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا سورة الشمس آية 12 انْبَعَثَ لَهَا رَجُلٌ عَارِمٌ عَزِيزٌ فِي رَهْطِهِ مَنِيعٌ مِثْلُ أَبِي زَمْعَةَ
تفسير ابن أبي حاتم (17158)إِذِ انْبَعَثَ لَهَا ، رَجُلٌ عَارِمٌ ، عَزِيزٌ ، مَنِيعٌ فِي رَهْطِهِ ، مِثْلُ أَبِي زَمْعَةَ
جامع البيان عن تأويل آي القرآن (34846)إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا سورة الشمس آية 12 : انْبَعَثَ لَهَا رَجُلٌ عَزِيزٌ عَارِمٌ ، مَنِيعٌ فِي رَهْطِهِ ، مِثْلُ أَبِي زَمْعَةَ