İçeriğe geç

Sahîh-i Buhârî65. kitap

Allah, geçmiş ve gelecek bütün insanları dümdüz bir alanda toplayacak. Seslenenin sesi duyulacak ve gözler onları görecek. Güneş yaklaşacak. İnsanlar dayanamayacakları bir sıkıntı ve elem çekecekler

باب ‏{‏ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ إِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا‏}‏

Sahih Sahîh-i Buhârî hadisi Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Sahîh-i Buhârî 4712

Râvi:Ebû Hureyre

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَيَّانَ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ بْنِ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِلَحْمٍ، فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ، وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ، فَنَهَسَ مِنْهَا نَهْسَةً ثُمَّ قَالَ ‏"‏

أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَهَلْ تَدْرُونَ مِمَّ ذَلِكَ يُجْمَعُ النَّاسُ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، يُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي، وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ، فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لاَ يُطِيقُونَ وَلاَ يَحْتَمِلُونَ فَيَقُولُ النَّاسُ أَلاَ تَرَوْنَ مَا قَدْ بَلَغَكُمْ أَلاَ تَنْظُرُونَ مَنْ يَشْفَعُ لَكُمْ إِلَى رَبِّكُمْ فَيَقُولُ بَعْضُ النَّاسِ لِبَعْضٍ عَلَيْكُمْ بِآدَمَ فَيَأْتُونَ آدَمَ عليه السلام فَيَقُولُونَ لَهُ أَنْتَ أَبُو الْبَشَرِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ‏.‏ وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ، وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ آدَمُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنَّهُ نَهَانِي عَنِ الشَّجَرَةِ فَعَصَيْتُهُ، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى نُوحٍ، فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُونَ يَا نُوحُ إِنَّكَ أَنْتَ أَوَّلُ الرُّسُلِ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ، وَقَدْ سَمَّاكَ اللَّهُ عَبْدًا شَكُورًا اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ إِنَّ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنَّهُ قَدْ كَانَتْ لِي دَعْوَةٌ دَعَوْتُهَا عَلَى قَوْمِي نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى إِبْرَاهِيمَ، فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ، فَيَقُولُونَ يَا إِبْرَاهِيمُ، أَنْتَ نَبِيُّ اللَّهِ وَخَلِيلُهُ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ لَهُمْ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنِّي قَدْ كُنْتُ كَذَبْتُ ثَلاَثَ كَذَبَاتٍ ـ فَذَكَرَهُنَّ أَبُو حَيَّانَ فِي الْحَدِيثِ ـ نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُوسَى، فَيَأْتُونَ مُوسَى، فَيَقُولُونَ يَا مُوسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ، فَضَّلَكَ اللَّهُ بِرِسَالَتِهِ وَبِكَلاَمِهِ عَلَى النَّاسِ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنِّي قَدْ قَتَلْتُ نَفْسًا لَمْ أُومَرْ بِقَتْلِهَا، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى عِيسَى، فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُونَ يَا عِيسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ، وَكَلَّمْتَ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا اشْفَعْ لَنَا أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ عِيسَى إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ ـ وَلَمْ يَذْكُرْ ذَنْبًا ـ نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَيَأْتُونَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَخَاتَمُ الأَنْبِيَاءِ، وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَأَنْطَلِقُ فَآتِي تَحْتَ الْعَرْشِ، فَأَقَعُ سَاجِدًا لِرَبِّي عَزَّ وَجَلَّ ثُمَّ يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَىَّ مِنْ مَحَامِدِهِ وَحُسْنِ الثَّنَاءِ عَلَيْهِ شَيْئًا لَمْ يَفْتَحْهُ عَلَى أَحَدٍ قَبْلِي ثُمَّ يُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، سَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، فَأَرْفَعُ رَأْسِي، فَأَقُولُ أُمَّتِي يَا رَبِّ، أُمَّتِي يَا رَبِّ فَيُقَالُ يَا مُحَمَّدُ أَدْخِلْ مِنْ أُمَّتِكَ مَنْ لاَ حِسَابَ عَلَيْهِمْ مِنَ الْبَابِ الأَيْمَنِ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ وَهُمْ شُرَكَاءُ النَّاسِ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مِنَ الأَبْوَابِ، ثُمَّ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّ مَا بَيْنَ الْمِصْرَاعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الْجَنَّةِ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَحِمْيَرَ، أَوْ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَبُصْرَى ‏"

Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bir parça et getirilmişti ve hoşuna gittiği için ön budu kendisine ikram edildi. Bundan bir lokma aldı ve sonra şöyle dedi:

«Ben Kıyamet Günü insanların efendisiyim. Biliyor musunuz, neden? Allah, geçmiş ve gelecek bütün insanları dümdüz bir alanda toplayacak. Seslenenin sesi duyulacak ve gözler onları görecek. Güneş yaklaşacak. İnsanlar dayanamayacakları bir sıkıntı ve elem çekecekler. İnsanlar, ‘Başımıza geleni görmüyor musunuz? Rabbiniz katında size şefaat edecek birini tanımıyor musunuz?’ diyecekler. Sonra bazı insanlar birbirlerine, ‘Adem’e gidin’ diyecekler. Bunun üzerine Adem -aleyhisselam-'a gelecekler ve ona, ‘Sen insanların babasısın. Allah seni kendi elleriyle yarattı, sana ruhundan üfledi ve meleklere sana secde etmelerini emretti. Rabbin katında bizim için şefaat et. Ne halde olduğumuzu, başımıza geleni görmüyor musun?' diyecekler. Bunun üzerine Adem, "Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Rabbim bana o ağaca yaklaşmamı yasaklamıştı, ama ben O’nu dinlemedim. Ben ise şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Siz başkasına gidin; Nuh’a gidin" diyecek. Bunun üzerine onlar Nuh'a gidecekler ve "Ey Nuh! Sen yeryüzü halkına gönderilen ilk rasûlsün. Allah seni çok şükreden bir kul olarak isimlendirdi. Rabbin katında bizim için şefaat et. Görmüyor musun, ne haldeyiz?" diyecekler. Bunun üzerine o şöyle diyecek: "Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Benim bir icabet edilecek bir duam vardı; onu da kendi kavmimin aleyhine kullandım. Ben ise şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Siz başkasına gidin. İbrahim’e gidin.” Bunun üzerine insanlar İbrahim’e gelip: “Ey İbrahim! Sen Allah’ın peygamberi ve yeryüzündeki halilisin. Rabbin katında bizim için şefaat et. Görmüyor musun, ne haldeyiz?” diyecekler. Bunun üzerine İbrahim onlara şöyle diyecek: “Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Ben vaktiyle üç defa yalan söyledim. Ben şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Siz başkasına gidin; Musa’ya gidin.” Bunun üzerine Musa’ya gelecekler ve: “Ey Musa! Sen Allah’ın peygamberisin. Allah, peygamberlik risaleti ve kelamıyla seni diğer insanlara üstün kılmıştır. Rabbin katında bizim için şefaat et. Görmüyor musun, ne haldeyiz?” diyecekler. O da, şöyle diyecek: “Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Ben, öldürülmesi emredilmeyen bir cana kıydım. Ben ise şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Başkasına gidin. Meryem oğlu İsa’ya gidin.” Bunun üzerine insanlar İsa’ya gidip ona şöyle diyecekler: “Ey İsa! Sen Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhsun. Sen daha beşikte bir bebekken insanlarla konuşuyordun. Rabbin katında bizim için şefaat et. Ne hale geldiğimizi görmüyor musun?” Bunun üzerine İsa şöyle diyecek: “Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir.'' Kendisi hakkında hiçbir günahı zikretmeden şöyle devam edecek: ''Ben kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Başkasına gidin. Muhammed'e gidin!” Bunun üzerine onlar Muhammed’e gidip şöyle diyecekler: “Ey Muhammed! Sen Allah’ın rasûlü ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladı. Rabbin katında bizim için şefaat et. Bizim ne durumda olduğumuzu görmüyor musun?'' Bunun üzerine ben de çıkıp Arş’ın altına geleceğim. Aziz ve Celil olan Rabbimin önünde secdeye kapanacağım. Sonra Allah bana, kendisine yönelik hamdlerden ve güzel övgülerden öyle şeyler ilham eder ve açar ki, bunları benden önce hiçbir kimseye açmamıştır. Sonra şöyle denilecek: ''Ey Muhammed! Başını kaldır, iste, sana istediğin verilecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.'' Bunun üzerine başımı kaldıracağım ve şöyle diyeceğim: ''Ey Rabbim! Ümmetim. Ey Rabbim! Ümmetim. Ey Rabbim! Ümmetim.'' Sonra denilecek ki: Ey Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları Cennet kapılarının en sağındaki kapıdan içeri al. Esasen onlar, diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Cennet kapılarından her birinin iki kanadı arasındaki mesafe Mekke ile Himyer arasındaki mesafe kadardır. -Veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır.-"

Rivayet eden: Buhârî (No. 4712, 3340, 3361), Müslim (No. 194a), Tirmizî (No. 1837, 2434), İbn Mâce (No. 3307) ve Ahmed b. Hanbel (No. 9250).

Kopyala
Kopyalanacaklar:
Hata bildir

Açıklama

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, ashabıyla birlikte bir yemek davetindeydi. Kendisine bir koyunun ön budu ikram edildi. Bu, koyun etinde onun en çok hoşuna giden kısmıydı. Dişlerinin ucuyla ondan bir parça ısırdı ve sonra onlara şöyle dedi: ''Ben Kıyamet Günü insanların efendisiyim.'' Bunu, Yüce Allah'ın lütfunu dile getirmek için söylemiştir. Sonra şöyle dedi: ''Bunun neden olduğunu biliyor musunuz? Çünkü insanlar Kıyamet Günü geniş, düz ve alabildiğine uzanan tek bir düzlükte toplanacaklar. Orada bulunanlara bir davetçi seslendiğinde herkes duyacak ve bir bakan göz onlara baktığında hiçbir şey gizli kalmaksızın hepsini birden kuşatacaktır. Çünkü yer dümdüzdür; orada hiç kimsenin bakışlardan gizlenebileceği bir şey (engel) yoktur ve bakışlar hepsine ulaşıp nüfuz eder. Yani bir insan konuşacak olsa en sondaki kişi bile onu duyar, göz de hepsini birden görür. Güneş, mahlukata bir mil kadar yaklaşır. İnsanlar, dayanamayacakları ve katlanamayacakları kadar büyük bir gam, keder ve sıkıntıya düşerler. Nihayetinde şefaat yoluyla bir kurtuluş arayışına girerler. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah, iman ehline insanlığın babası Adem’e gitmelerini ilham eder. Onlar da Adem’e gelip, Allah katında kendilerine şefaatçi olması ümidiyle onun faziletlerini zikrederler. Ona şöyle derler: 'Sen insanlığın babası Adem'sin. Allah seni kendi eliyle yarattı, meleklerini sana secde ettirdi, sana her şeyin ismini öğretti ve sana ruh üfleyip can verdi. Fakat o, mazeret beyan ederek şöyle der: 'Şüphesiz ki Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır.' Sonra kendi hatasını hatırlar; o hata, Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın kendisine bir ağaçtan yemesini yasaklamış, kendisinin ise ondan yemiş olmasıdır. Ve şöyle der: 'Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, Nuh’a gidin!'" Bunun üzerine insanlar Nuh'a gelip şöyle derler: Sen, Allah'ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk rasûlsün ve Allah seni şükreden bir kul olarak isimlendirdi. Şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır. Üstelik benim (vaktiyle) kavmimin aleyhine yaptığım bir bedduam vardı. Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, İbrahim’e gidin! Bunun üzerine insanlar İbrahim’e gelip şöyle derler: Sen Allah’ın yeryüzündeki halilisin (dostusun).Rabbin katında bizim için şefaat et, bizim ne durumda olduğumuzu görmüyor musun? Fakat o da onlara şöyle der: 'Şüphesiz ki Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır. Üstelik ben (vaktiyle) üç defa yalan söylemiştim.' Bunlar; '(Ben) hastayım' demesi, 'Belki de bunu şu büyükleri yapmıştır' demesi ve hanımı Sare’ye, onun şerrinden kurtulabilmek için 'Ona benim kız kardeşim olduğunu söyle' demesidir. Hakikat şu ki, bu üç söz aslında gerçeğe aykırı görünse de başka bir kastı olan, üstü kapalı ve kinayeli sözlerdendi. Fakat görünüşleri yalan suretinde olduğu için, İbrahim -aleyhisselam- kendini şefaat makamına layık görmeyip küçülterek bu sözlerden dolayı (Allah'tan) korkup çekinmiştir. Çünkü Allah’ı en iyi tanıyan ve O’na mertebece en yakın olan kimse, O’ndan en çok korkan kimsedir. Sonra şöyle dedi: Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, Musa’ya gidin! Bunun üzerine insanlar Musa'ya gelip şöyle derler: 'Ey Musa! Sen Allah’ın resulüsün. Allah seni risaletiyle ve seninle doğrudan konuşmasıyla insanların üzerinde bir makama seçip üstün kıldı. Rabbine karşı bize şefaat et, içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?!' Fakat o da şöyle der: 'Şüphesiz ki Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır. Üstelik ben (vaktiyle) öldürülmesi emredilmemiş olan bir cana kıymıştım. Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, Meryem oğlu İsa’ya gidin! Bunun üzerine insanlar İsa'ya gelip şöyle derler: 'Ey İsa! Sen Allah’ın resulüsün, O’nun Meryem’e ilka ettiği (ulaştırdığı) kelimesi ve sana can verdiği bir ruhsun. Üstelik daha beşikte bir bebekken insanlarla konuştun. Rabbine karşı bize şefaat et, içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?!' Fakat o da şöyle der: 'Şüphesiz ki Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır.' İsa -aleyhisselam- herhangi bir günah/hata zikretmedi (ve şöyle devam etti): 'Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, Muhammed’e gidin! Bunun üzerine insanlar Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-e gelirler ve şöyle derler: 'Ey Muhammed! Sen Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamıştır. Rabbine karşı bize şefaat et, içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?!

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: 'Bunun üzerine ben gider, Arş'ın altına varırım ve Aziz ve Celil olan Rabbim için secdeye kapanırım. Sonra Allah, Kendi zatını övüp sena etmem için bana, benden önce hiç kimseye açmadığı (ilham etmediği) eşsiz hamdleri ve güzel övgüleri açar. Ardından şöyle nida edilir: Ey Muhammed! Başını kaldır; iste, istediğin sana verilecek; şefaat et, şefaatin kabul edilecektir! Ben de başımı kaldırırım ve şöyle derim: Ümmetim yâ Rabbi, ümmetim yâ Rabbi, ümmetim yâ Rabbi! Nihayetinde O'nun şefaati kabul olunur. Sonra ona şöyle denilir: Ey Muhammed! Ümmetinden hiç hesaba çekilmeyecek olanları Cennet'in sağ kapısından içeri koy. Onlar, bunun dışındaki diğer kapılarda da insanların ortaklarıdırlar (diğer kapılardan da geçebilirler). Sonra şöyle buyurmuştur: Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Cennet kapısının iki yakasının arası, Mekke ile Yemen'deki Sana'nın arası kadardır. Ya da Mekke ile Şam'daki Busra (Havran şehri) arası kadardır.

Hadisten çıkan dersler

  • Hadisten, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in davete icabet etmesi ve ashabıyla birlikte yemek yemesiyle gösterdiği tevazusu anlaşılmaktadır.
  • Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bütün insanlar üzerindeki üstünlüğü anlatılmıştır.
  • el-Kâdî İyâz -rahimehullah- şöyle demiştir: Denilir ki; es-Seyyid/efendi, halkından üstün olan ve zorluklarda kendisine başvurulan kişidir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanların dünya ve ahirette efendisidir. Özellikle Kıyamet Günü'nü belirtmesinin sebebi ise, o günde efendiliğin çok önemli olması, herkesin ona -sallallahu aleyhi ve sellem- teslim olması ve Adem ile tüm çocuklarının onun sancağı altında toplanmasıdır.
  • Yüce Allah’ın insanlara, başlangıçta Âdem’e ve ardından diğer peygamberlere şefaat için başvurmayı ilham edip, doğrudan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gitmeyi ilham etmemesinin hikmeti, O’nun faziletini herkese göstermek içindir. Zira O, makamının yüceliği ve Allah'a yakınlığı bakımından en üst noktadadır.
  • İhtiyacı olan bir kulun, ihtiyacına karşılık alabilmek için kendisine başvurduğu kişiyi en güzel sıfatlarıyla vasıflandırması (onu övmesi) meşrudur/güzel bir yöntemdir; zira bu, isteğin kabul edilmesine daha çok vesile olur.
  • Bir kişiden yapamayacağı bir şey istendiğinde, kabul edilebilir bir mazeret sunması caizdir. Bu kişinin, o işi daha iyi yapabileceğini düşündüğü birine yönlendirilmesi de müstehaptır.
  • Bu hadis, Kıyamet Günü'nde insanların bir araya geleceği yerin dehşetini ve mahşerin zorluğunu anlatmaktadır.
  • Geçmişteki yaptıklarını hatırlayarak bu makama layık olmadıklarını hissetmeleri sebebiyle peygamberlerin gösterdiği tevazu anlatılmıştır.
  • Hadiste, Kıyamet Günü'nde mahlukatın hükümlerinin verilmeye başlanması için yapılacak olan ''Büyük Şefaat'in'' delili vardır.
  • Bu hadis aynı zamanda, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için ''El-Vesile'' ve ''Makam-ı Mahmud'' mertebelerini kanıtlamaktadır.
  • Allah Teâlâ’nın hamt ve övgüye layık oluşu son bulmaz. Bu sebeple Allah, bu makamda Resûlüne kendisine yönelik güzel övgü ve sena ifadelerinden, ondan önce hiç kimseye açmadığı şeyleri ilham eder ve öğretir.
  • Ümmet-i Muhammed'in, ümmetlerin en hayırlısı olduğunu göstermektedir. Zira onlara Cennet'e giriş konusunda özel ayrıcalıklar verilmiştir. Hesapsız olarak Cennet'e girecek olanlar, yalnız kendilerine tahsis edilmiş özel bir kapıdan girerler; diğer Cennet kapılarından girişte ise diğer Müminlerle birlikte ortak olurlar.

Arapça açıklama

كَانَ النبيُّ صلى الله عليه وسلم مع أصحابه في دَعْوةِ طعام، فقُدّمت إليه ذراع الشاة وكانت أعْجب لحمِها إليه، فقَضَمَ منها قَضْمة بأطراف أسنانه ثم حدّثهم، فقال:

أنا سيد ولد آدم يوم القيامة؛ وذلك تَحَدُّثًا بنعمة الله تعالى.

ثم قال: أتدرون مم ذاك؟ قال: بأن الناس يُجْمَعون يوم القيامة في أرض واسعة مستوية ممدودة مدًّا واحدًا، والذين فيها يسمعهم الداعي ويحيط بهم الناظر لا يخفى عليه منهم شيء؛ لاستواء الأرض ليس فيها ما يَستتر به أحد عن الناظرين، وينفذهم البصر، يعني لو تكلم الإنسان يسمعهم آخر واحد، والبصر يراهم، وتدنو الشمس من الخلائق على قدر مِيْل، ويَلحقهم من الغم والكَرْب ما لا يطيقون ولا يحتملون، فيطلبون الخلاص بالشفاعة.

فيُلْهِم اللهُ عز وجل أهلَ الإيمان أن يأتوا إلى آدم أبي البشر، فيأتون إليه ويذكرون فضله، لعله يشفع لهم عند الله عز وجل، يقولون له: أنت آدم أبو البشر، خلقك الله بيده، وأسجد لك ملائكته، وعَلَّمَك أسماء كل شيء، ونفخ فيك من روحه، فيعتذر ويقول: إن ربي غضب اليوم غضبًا لم يغضب قبله مثله، ولن يغضب بعده مثله، ثم يذكر خطيئته، وهي أن الله سبحانه وتعالى نهاه أن يأكل من شجرة فأكل، ويقول: نفسي هي التي تستحق أن يُشفَع لها، اذهبوا إلى غيري اذهبوا إلى نوح.

فيأتون إلى نوح؛ ويقولون: أنت أول رسول أرسله الله إلى أهل الأرض، وأنّ الله سماك عبدًا شكورًا، ولكنه يعتذر: بأن الله عز وجل غضب اليوم غضبًا لم يغضب قبله مثله، ولن يغضب بعده مثله، وإنه قد كانت له دعوة دعاها على قومه، نفسي هي التي تستحق أن يُشفع لها، اذهبوا إلى غيري، اذهبوا إلى إبراهيم.

فيأتون إبراهيم فيقولون: أنت خليل الله في الأرض، اشفع لنا إلى ربك، ألا ترى إلى ما نحن فيه؟! فيقول لهم: إن ربي قد غضب اليوم غضبًا لم يغضب قبله مثله، ولن يغضب بعده مثله، وإني قد كنت كذبت ثلاث كذبات؛ وهي قوله: إني سقيم، وقوله: فعله كبيرهم هذا، وقوله: لامرأته سارة أخبريه أني أخوك ليَسْلَم مِن شرّه.

والحق أن الكلمات الثلاث إنما كانت من مَعَارِيْض الكلام، لكن لما كانت صورتها صورة الكذب أشفق منها استصغارًا لنفسه عن الشفاعة؛ لأن مَن كان أَعرف بالله وأقرب منزلةً كان أعظم خوفًا، ويقول: نفسي هي التي تستحق أن يُشفع لها، اذهبوا إلى غيري اذهبوا إلى موسى.

فيأتون موسى فيقولون: يا موسى أنت رسول الله، فضَّلك الله برسالته وبكلامه على الناس، اشفع لنا إلى ربك، ألا ترى إلى ما نحن فيه؟! فيقول: إن ربي قد غضب اليوم غضبًا لم يغضب قبله مثله، ولن يغضب بعده مثله، وإني قد قَتَلتُ نفسًا لم أُوْمَر بقتلِها، نفسي هي التي تستحق أن يشفع لها، اذهبوا إلى غيري، اذهبوا إلى عيسى ابن مريم.

فيأتون عيسى فيقولون: يا عيسى أنت رسول الله، وكلمتُه ألقاها إلى مريم وروحٌ منه، وكلَّمتَ الناسَ في المهد صبيًا، اشفع لنا إلى ربك، ألا ترى إلى ما نحن فيه؟! فيقول: إن ربي قد غضب اليوم غضبًا لم يغضب قبله مثله قط، ولن يغضب بعده مثله، ولم يذكر ذنبًا، نفسي هي التي تستحق أن يشفع لها، اذهبوا إلى غيري اذهبوا إلى محمد.

فيأتون محمدًا فيقولون: يا محمد أنت رسول الله وخاتم الأنبياء، وقد غفر الله لك ما تقدم من ذنبك وما تأخر، اشفع لنا إلى ربك، ألا ترى إلى ما نحن فيه؟! فأنطلق فآتي تحت العرش، فأقع ساجدًا لربي عز وجل، ثم يفتح الله علي من محامده وحسن الثناء عليه شيئًا، لم يفتحه على أحد قبلي، ثم يقال: يا محمد ارفع رأسك، سل تعطه، واشفع تشفع، فأرفع رأسي، فأقول: أمتي يا رب، أمتي يا رب، أمتي يا رب، فتُقْبَل شفاعتُه.

ويُقَال له: يا محمد أدخل من أمتك من لا حساب عليهم من الباب الأيمن من أبواب الجنة، وهم شركاء الناس فيما سوى ذلك من الأبواب.

ثم قال: والذي نفسي بيده، إن ما بين جانبي الباب من باب الجنة، كما بين مكة وصنعاء اليمن، أو كما بين مكة وبُصرى الشام وهي مدينة حوران.

  • تواضع النبي صلى الله عليه وسلم وتلبيته للدعوة، والأكل مع عامة أصحابه.
  • تفضيل نبينا صلى الله عليه وسلم على جميع الناس.
  • قال القاضي عياض: قيل: السيد الذي يَفُوق قومَه ويُفزَع إليه في الشدائد، والنبي صلى الله عليه وسلم سيدهم في الدنيا والآخرة، وإنما خَصّ يوم القيامة لارتفاع السُّؤْدَد فيها، وتسليم جميعهم له، ولكون آدم وجميع أولاده تحت لوائه صلى الله عليه وسلم.
  • الحكمة في أن الله تعالى ألهمهم سؤال آدم، ومن بعده في الابتداء، ولم يلهموا سؤال نبينا محمد صلى الله عليه وسلم لإظهار فضيلته، فهو النهاية في ارتفاع المنزلة، وكمال القرب.
  • يشرع لمن أراد من عبد حاجة أن يقدِّم ين يديه وصف المسؤول بأحسن صفاته؛ ليكون أدعى للإجابة.
  • يجوز لمن سئل عن أمر لايقدر عليه أن يعتذر بما يُقبَل منه، ويستحب أن يُرْشَد لمن يظن أنه أقدر على ذلك.
  • بيان هول الموقف واشتداد المحشر على العباد يوم القيامة.
  • تواضع الأنبياء حيث تذكّروا ما مضى منهم؛ ليشعروا بأنهم دون هذا الموقف.
  • إثبات الشفاعة العظمى يوم القيامة، وهو للفَصْل بين الخلائق.
  • إثبات الوسيلة والمقام المحمود لرسول الله صلى الله عليه وسلم.
  • محامد الله تعالى لا تنتهي، ولذلك يفتح الله على رسوله في هذا المقام من حسن الثناء عليه شيئًا لم يفتحه لأحد قبله.
  • بيان أن أمة محمد خير الأمم، فلهم خصائص في دخول الجنة حيث يدخل من ليس عليهم حساب من باب خاص بهم، ويشاركون الناس في بقية الأبواب.

Âlimlerin hükümleri

ÂlimHükümKapsamEser
Buhârîv. 256 h. Sahihصحيح Hadis صحيح البخاري No. 4712
Diğer rivayetlerle ilgili hükümler (4)
  • SahihElbânî صحيح — صحيح الجامع (1466)
  • Sahihابن العربي صحيح — عارضة الأحوذي (6/214)
  • Sahihالمباركفوري صحيح — تحفة الأحوذي (4/501)
  • Sahihصديق خان صحيح — فتح البيان (10/ 99)

Diğer rivayetler

Sahih Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Sahîh-i Buhârî 3340

بَعْضُ النَّاسِ أَلاَ تَرَوْنَ إِلَى مَا أَنْتُمْ فِيهِ، إِلَى مَا بَلَغَكُمْ، أَلاَ تَنْظُرُونَ إِلَى مَنْ يَشْفَعُ لَكُمْ إِلَى رَبِّكُمْ فَيَقُولُ بَعْضُ النَّاسِ أَبُوكُمْ آدَمُ، فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُونَ يَا آدَمُ…

Râvi: Ebû Hureyre Yalnız Arapça

Sahih Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Sahîh-i Buhârî 3361

إِنَّ اللَّهَ يَجْمَعُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي، وَيُنْفِدُهُمُ الْبَصَرُ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ مِنْهُمْ ـ فَذَكَرَ حَدِيثَ الشَّفَاعَةِ ـ فَيَأْتُونَ…

Râvi: Ebû Hureyre Yalnız Arapça

Sahih Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Sahîh-i Müslim 194a

أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَهَلْ تَدْرُونَ بِمَ ذَاكَ يَجْمَعُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ وَتَدْنُو…

Râvi: Ebû Hureyre Yalnız Arapça

Sahih Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Sünen-i Tirmizî 2434

"‏ أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ هَلْ تَدْرُونَ لِمَ ذَاكَ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ وَتَدْنُو الشَّمْسُ…

Râvi: Ebû Hureyre Yalnız Arapça

11 rivayetin tümünü gör
Hüküm yok Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Müsned 9250

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو حَيَّانَ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِلَحْمٍ…

Râvi: Ebû Hureyre Yalnız Arapça

Hüküm yok Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Riyâzü's-Sâlihîn 1866

Yine Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’la birlikte bir davette idik. Kendisine etin kol tarafından bir parça ikram edildi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) etin bu kısmını severdi, ondan bir lokma koparıp şöyle buyurdu…

وعنه قال‏:‏ كنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في دعوة، فرفع إليه الذراع، وكانت تعجبه، فنهس منها نهسة وقال‏:‏ أنا سيد الناس يوم القيامة، هل تدرون مم ذاك‏؟‏ يجمع الله الأولين والآخرين في صعيد واحد، فيبصرهم الناظر…

Ayrıca rivayet edenler… (25)
  • أمالي ابن بشران (809)يَا مُحَمَّدُ ! ارْفَعْ رَأْسَكَ ، سَلْ تُعْطَهْ ، اشْفَعْ تُشَفَّعْ ، فَأَقُولُ : رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي يَا رَبِّ ، رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي يَا رَبِّ ، رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي يَا رَبِّ ، فَيُقَالُ : يَا مُحَمَّدُ أَدْخِلْ مِنْ أُمَّتِكَ مَنْ لا حِسَابَ عَلَيْهِ مِنَ الْبَابِ الأَيْمَنِ مِنْ أَبْ
  • أمالي ابن بشران ( مجالس أخرى ) (774)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ؛ وَهَلْ تَدْرُونَ لِمَ ذَاكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ , عَزَّ وَجَلَّ , الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ يُسْمِعُهُمُ الدَّاعِيَ وَيُنْفِذُهُمُ الْبَصَرَ ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْكَرْبِ وَالْغَمِّ مَا لا يُطِيقُونَ وَلا يَحْ
  • الأنوار في شمائل النبي المختار (72)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَهَلْ تَدْرُونَ مِمَّ ذَلِكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ ، يُسْمِعُهُمْ الدَّاعِي ، وَيُنْفِذُهُمُ الْبَصَرُ وَتَدْنُو الشَّمْسُ ، فَيَبْلُغُ النَّاسُ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لا يُطِيقُونَ وَلا يَحْتَمِ
  • الأنوار في شمائل النبي المختار (957)فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ ، فَنَهَسَ مِنْهَا
  • الأوائل (11)يَأْتِي النَّاس نُوحًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، فَيَقُولُونَ : يَا نُوحُ ، أَنْتَ أَوَّل الرُّسُلِ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ ، وَسَمَّاكَ اللَّهُ عَبْدًا شَكُورًا ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ
  • الإيمان لابن منده (880)أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ يَوْمًا بِلَحْمٍ فَدُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ وَكَانَ يُعْجِبُهُ فَنَهَسَ مِنْهَا نَهْسَةً ، فَقَالَ : أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، وَهَلْ تَدْرُونَ بِمَ ذَاكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُسْمِعُهُمُ
  • الإيمان لابن منده (881)أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ بِلَحْمٍ فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ وَكَانَ أَحَبَّ الشَّاةِ إِلَيْهِ ، فَنَهَسَ مِنْهُ نَهْسَةً ، ثُمَّ قَالَ : أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ ، وَهَلْ تَدْرُونَ بِمَ ذَلِكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ يُسْمِعُهُمُ الدَّاعِيَ وَيَنْفُ
  • الإيمان لابن منده (882)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، وَهَلْ تَدْرُونَ لِمَ ذَاكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِيَ وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرَ ، وَتَدْنُوا الشَّمْسُ فَيَبْلُغُ النَّاسُ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَالا يُطِيقُونَ وَلا
  • التوحيد لابن خزيمة (338)أَنَا سَيِّدُالنَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، وَهَلْ تَدْرُونَ لِمَ ذَلِكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ ، فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي ، وَيُنْفِدُهُمُ الْبَصَرَ ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ ، فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْكَرْبِ وَالْغَمِّ مَا لا يُطِيقُونَ
  • السنة لابن أبي عاصم (667)ارْفَعْ رَأْسَكَ ، سَلْ تُعْطَهْ ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ ، فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَقُولُ : يَا رَبِّ أُمَّتِي ، ثَلاثَ مَرَّاتٍ ، فَيُقَالُ : يَا مُحَمَّدُ ، أَدْخِلِ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِكَ مَنْ لا حِسَابَ عَلَيْهِمْ مِنَ الْبَابِ الأَيْمَنِ مِنْ أَبُوابِ الْجَنَّةِ ، وَهُمْ شُرَكَاءُ النَّاسِ فِيمَ
  • السنن الكبرى للنسائي (6422)أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ ذَاتَ يَوْمٍ ، فَرَفَعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعَ ، وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ ، فَنَهَسَ مِنْهَا
  • السنن الكبرى للنسائي (6521)أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ بِلَحْمٍ ، فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ ، وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ ، فَنَهَسَ مِنْهَا
  • السنن الكبرى للنسائي (10772)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، هَلْ تَدْرُونَ لِمَ ذَاكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ ، يُسْمِعُهُمُ الدَّاعِيَ ، وَيُنْفِذُهُمُ الْبَصَرَ ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لا يُطِيقُونَ وَلا يَحْمِلُونَ ، فَيَقُ
  • الشمائل المحمدية للترمذي (161)أُتِيَ النَّبِيُّ ﷺ بِلَحْمٍ , فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ , وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ , فَنَهَسَ مِنْهَا
  • العلو للعلي الغفار الذهبي (192)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ . . . فَذَكَرَ الْحَدِيثَ ، إِلَى أَنْ قَالَ : فَأَنْطَلِقُ فَآتِي تَحْتَ الْعَرْشِ فَأَقَعُ سَاجِدًا لِرَبِّي ، ثُمَّ يُقَالُ : يَا مُحَمَّدُ ، ارْفَعْ رَأْسَكَ ، سَلْ تُعْطَهْ ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ . فَأَرْفَعُ رَأْسِي ، فَأَقُولُ : أُمَّتِي يَا رَبِّ ، أ
  • المسند المستخرج على صحيح مسلم لأبي نعيم (399)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، ثُمَّ قَالَ : هَلْ تَدْرُونَ لِمَ ذَلِكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي ، وَيُنْفِذُهُمُ الصَّبْرَ ، وَتَدْنُو الشَّمْسَ ، وَتَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لا
  • تعظيم قدر الصلاة للمروزي (238)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، وَهَلْ تَدْرُونَ لِمَ ذَاكَ ؟ قَالَ : يَجْمَعُ اللَّهُ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ ، فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِيَ ، وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرَ ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ ، فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْكَرْبِ وَالْغَمِّ مَا لا يُطِيقُونَ ، وَلا يَحْ
  • تغليق التعليق لابن حجر (1134)اللَّهَ يَجْمَعُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ ، فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِيَ ، وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ مِنْهُمْ
  • دلائل النبوة للبيهقي (2233)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، وَهَلْ تَدْرُونَ بِمَ ذَاكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ وَلا يَحْتَمِلُونَ ، فَي
  • شرح السنة (2854)أُتِيَ النَّبِيُّ ﷺ بِلَحْمٍ ، فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ ، وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ ، فَنَهَشَ مِنْهَا
  • شرح السنة (4267)أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ بِلَحْمٍ ، فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ ، وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ ، فَنَهَسَ مِنْهَا نَهْسَةً ، ثُمَّ قَالَ : أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، وَهَلْ تَدْرُونَ مِمَّ ذَلِكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ يُسْمِعُهُمُ الدَّا
  • مستخرج أبي عوانة (323)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، وَهَلْ تَدْرُونَ بِمَا ذَاكَ ؟ إِنَّ اللَّهَ يَجْمَعُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ ، فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي ، وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ ، وَتَدْنُوا الشَّمْسُ مِنْهُمْ ، فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ م
  • مسند عبد الله بن المبارك (103)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ , هَلْ تَدْرُونَ بِمَ ذَاكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ , يُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ , فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لا يُطِيقُونَ وَلا يَحْتَمِلُون
  • مصنف ابن أبي شيبة (30991)أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ , وَهَلْ تَدْرُونَ بِمَ ذَاكَ ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ , فيسمعهمُ الدَّاعي ويَنْفُذَهُمُ الْبَصَرُ وَتَدْنُو الشَّمْسُ , فَيَبْلُغُ النَّاسُ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لَا يُطِيقُونَ وَلَا يَح
  • مصنف ابن أبي شيبة (35254)فَيَأْتُونَ آدَمَ ، فَيَقُولُ : اذْهَبُوا إِلَى نُوحٍ , فَيَقُولُونَ : يَا نُوحُ ، أَنْتَ أَوَّلُ الرُّسُلِ إِلَى أَهْلِ الْأَرْضِ

Aynı konuda

Hüküm yok Riyâzü's-Sâlihîn 201

Huzeyfe ve Ebu Hüreyre (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah tüm insanları kıyamet günü bir araya toplar. Mü’minler kabirlerinden ayağa kalkarlar ve cennet kendilerine yaklaştırılır. Adem (a.s.)’e gelirler ve derler ki…

وعن حذيفة، وأبي هريرة، رضي الله عنهما ، قالا‏:‏ قال رسول الله، صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏يجمع الله، تبارك وتعالى الناس، فيقوم المؤمنون حتى تزلف لهم الجنة، فيأتون آدم، صلوات الله عليه، فيقولون‏:‏ يا أبانا استفتح لنا…

+ 2 başka rivayet

Hüküm yok Muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) Sahîh-i Buhârî 7440

وَقَالَ حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ يُحْبَسُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى…

Râvi: Enes b. Mâlik + 15 başka rivayet Yalnız Arapça

Hüküm yok Kudsî hadis Müsned 7586

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْهَاشِمِيُّ أَخْبَرَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ أَبِي وَأَبُو كَامِلٍ قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ…

Râvi: Ebû Hureyre + 6 başka rivayet Yalnız Arapça

Hüküm yok Müsned 11948

حَدَّثَنَا هَاشِمٌ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ عَنْ ثَابِتٍ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ آتِي بَابَ الْجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَأَسْتَفْتِحُ فَيَقُولُ الْخَازِنُ…

Râvi: Enes b. Mâlik + 2 başka rivayet Yalnız Arapça

Hüküm yok Müsned 14583

حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَسْأَلُ عَنْ الْوُرُودِ قَالَ نَحْنُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى كَذَا وَكَذَا انْظُرْ…

Râvi: Jâbir ibn Abdullah + 2 başka rivayet Yalnız Arapça

Konular