Kimin din kardeşine, onun namusuna (şeref ve haysiyetine) veya herhangi bir hakkına ilişkin bir haksızlığı varsa, dinar ve dirhemin (paranın) bulunmayacağı gün gelmeden önce bugün onunla helalleşsin
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم "
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
«Kimin din kardeşine, onun namusuna (şeref ve haysiyetine) veya herhangi bir hakkına ilişkin bir haksızlığı varsa, dinar ve dirhemin (paranın) bulunmayacağı gün gelmeden önce bugün onunla helalleşsin. Çünkü o gün, eğer zalimin salih amelleri varsa, yaptığı haksızlık kadar sevapları alınıp hak sahibine verilir. Şayet sevabı yoksa, hak sahibinin günahlarından alınır ve onun üzerine yüklenir.»
Rivayet eden: Buhârî (No. 2449) ve Ahmed b. Hanbel (No. 10169).
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- din kardeşine ırzı (namus ve şerefi), malı veya canı konusunda haksızlık eden kimsenin, henüz dünyadayken gidip ondan helallik istemesini emretmiştir. Çünkü Kıyamet Günü geldiğinde, kişiyi kurtarmak için hak sahibine verebileceği ne altın dinar ne de gümüş dirhem bulunacaktır. O gün haklar, haseneler ve günahlarla ödenecektir. Buna göre mazlum, uğradığı haksızlık kadar zalimin sevaplarından alacaktır. Eğer zalimin sevabı kalmamışsa, mazlumun günahlarından haksızlık miktarınca alınarak zalime yüklenecektir.
Hadisten çıkan dersler
Haksızlık ve başkalarının haklarına tecavüz etmekten titizlikle sakınmak teşvik edilmiştir.
Üzerinde bulunan kul haklarından ve diğer borçlardan kurtulmak için vakit kaybetmeden harekete geçmek teşvik edilmiştir.
İnsanlara yapılan zulüm ve onlara verilen zararlar salih amelleri hükümsüz kılar ve sevaplarını yok eder.
Kul hakları, sahiplerine iade edilmedikçe veya onların helalliği alınmadıkça Yüce Allah tarafından bağışlanmaz.
Dinar ve dirhem, dünyada menfaat elde etmenin aracıdır. Ahirette ise haklar, haseneler ve günahlarla ödenecektir.
Bazı âlimler, ırza (namus ve şerefe) yönelik haksızlıklar hakkında şöyle demişlerdir: Eğer haksızlığa uğrayan kimsenin bundan haberi yoksa, ona bunu bildirmenin gerekli olmadığını söylemişlerdir. Meselâ bir kimse, bir mecliste din kardeşinin gıybetini yapmış veya ona sövmüş, sonra da tevbe etmişse, gidip bunu ona haber vermesi gerekmez. Bunun yerine onun için istiğfar eder, kendisine dua eder ve daha önce onu kötülediği meclislerde bu defa onu hayırla anar. Böylece o haksızlığın telafisini yapmış ve ondan helallik almış olur.
Arapça açıklama
أمر النبي صلى الله عليه وسلم كل من وقع منه ظلم لأخيه المسلم في عرض، أو مال، أو دم أن يطلب ممن ظلم أن يسامحه ما دام في الدنيا، قبل أن يأتي يوم القيامة حيث لا ينفع دينار من ذهب ولا درهم من فضة يدفعه لمن ظلمه ليفدي به نفسه؛ إذ القصاص يومها بالحسنات والسيئات؛ حيث يأخذ المظلوم من حسنات الظالم بقدر مظلمته التي ظُلِمها، فإن لم يكن للظالم حسنات وُضِع من سيئات المظلوم على الظالم بقدر المظلمة.
الحرص على البُعد عن الظلم والاعتداء.
الحث على المبادرة لاستبراء الذمة مما عَلِق بها من حقوق.
الأعمال الصالحة يفسدها ويذهب ثمرتها ظلمُ الناس وإيذاؤهم.
حقوق العباد لا يغفرها الله إلا بإرجاعها إلى أهلها.
الدينار والدرهم هما وسيلة لجلب المنافع في الدنيا، أما في يوم القيامة فالحسنات والسيئات.
قال بعض العلماء في مسألة العِرْض: إن كان المظلوم لم يَعلَمْ فلا حاجة أن يُعلِمَه، مثل أن يكون قد سبَّه في مجلس من المجالس وتاب، فإنه لا حاجة أن يُعلِمَه، ولكن يستغفر له ويدعو له، ويُثني عليه بالخير في المجالس التي كان يسُبُّه فيها، وبذلك يَتَحلَّل منه.
" من كانت عنده مظلمة لأخيه، من عرضه أو من شيء، فليتحلله منه اليوم قبل أن لا يكون دينار ولا درهم ، إن كان له عمل صالح أخذ منه بقدر مظلمته، وإن لم يكن له حسنات أخذ من سيئات صاحبه فحمل عليه"