Ubâde b. Sâmit -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, o Bedir Savaşı'na katılanlardan ve Akabe Gecesi'nde bulunan seçkin kişilerden biriydi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabından bir topluluğun kendi etrafında bulunduğu sırada şöyle buyurmuştur:
«Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, bizzat uyduracağınız hiçbir iftirayı ortaya atmamak ve meşru olan hiçbir hususta (bana) karşı gelmemek üzere bana biat edin!
İçinizden kim sözünü tutarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Kim de bu günahlardan birini işler ve dünyada cezalandırılırsa, bu ceza kendisi için bir kefaret olur. Kim de bu günahlardan birini işler ve Allah onun günahını örterse, artık onun durumu Allah'a kalmıştır; dilerse onu affeder, dilerse ona azap eder.» İşte biz de bunun üzerine ona biat ettik.
Rivayet eden: Buhârî (No. 18, 3892, 4894, 6784, 6801, 7213, 7468), Müslim (No. 1709a), Tirmizî (No. 1439), Nesâî (No. 4161, 4162, 4178, 4210, 5002), Ahmed b. Hanbel (No. 21622, 21673) ve Dârimî (No. 2345).
Büyük Bedir Gazvesi’ne katılanlardan ve hicret öncesinde, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'e henüz Mekke’deyken Mina’da gerçekleşen Akabe gecesinde ona destek olmak üzere biat etmek için öne atılan topluluğun (Ensar'ın) ileri gelenlerinden olan Ubâde b. Sâmit -radıyallahu anh- şöyle rivayet etmiştir:
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabının arasında oturduğu bir sırada onlardan, şu hususlar üzerine kendisine biat etmelerini (söz vermelerini) istemişti: Birincisi: Allah'a ibadette, küçük de olsa hiçbir şeyi O'na ortak koşmazlar. İkincisi: Hırsızlık yapmazlar. Üçüncüsü: Zina günahını işlemezler. Dördüncüsü: Erkek çocuklarını yoksulluk korkusuyla, kız çocuklarını da utanç korkusuyla öldürmezler. Beşincisi: Bizzat uyduracakları hiçbir yalanı ortaya atmazlar. Zira diğer uzuvların da payı/ortaklığı olsa bile, fiillerin çoğu el ve ayakla gerçekleştirilir. Altıncısı: Allah'a itaat olan işlerde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e isyan etmezler. Bu şartlar altında, içinizden kim ahdinde sabit kalır ve buna bağlı kalırsa (sözünü tutarsa), onun mükâfatı Allah’a aittir. Kim de zikredilen bu suçlardan –şirk hariç– birini işler ve dünyada kendisine had cezası uygulanarak cezalandırılırsa, bu ceza onun için bir kefaret olur ve (o suçun) günahı kendisinden düşer. Kim bunlardan birini işler de sonra Allah onun bu günahını örterse, artık onun durumu Allah’a kalmıştır; dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır. Nitekim orada hazır bulunanların hepsi bu şartlar üzerine ona biat ettiler.
Hadisten çıkan dersler
Cihat onlara farz kılınmadan önce Mekke'de gerçekleşen Birinci Akabe Biatı'nın neleri içerdiğinin (maddelerinin) açıklanması.
es-Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: "Maruf/Dinde meşru olan hususularda" sözü hakkında: Şüphe yok ki, Rasûlullah'ın emirlerinin tamamı maruftur ve ondan bunun aksinin sadır olması düşünülemez. Dolayısıyla onun (maruf hususunda) demesi; itaatin vacip olmasının sebebine dikkat çekmek, yaratılmışa marufun dışındaki şeylerde itaat edilmeyeceğini göstermek ve biat alınırken itaatin mutlak (kayıtsız şartsız) değil, maruf ile şartlandırılması gerektiğine işaret etmek içindir.
Muhammed b İsmaîl et-Teymî ve diğer bazı alimler şöyle demişlerdir: [Ayet veya hadislerde] öldürme yasağı özellikle evlatlar üzerinden zikredilmiştir; çünkü bu hem bir cinayet hem de sıla-i rahmi (akrabalık bağını) koparmaktır. Bu yüzden bunu yasaklamaya gösterilen özen daha belirgindir. Ayrıca bu eylem [Cahiliye döneminde] onlar arasında çok yaygındı; kız çocuklarını diri diri gömmek, erkek çocuklarını ise yoksulluk korkusuyla öldürmesi gibi. Ya da evlatların özellikle zikredilme sebebi; kendilerini savunabilecek/koruyabilecek durumda olmamalarıdır.
Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadisin genel hükmü Yüce Allah'ın: 'Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz...' ayetiyle sınırlandırılmıştır. Buna göre, mürted olduğu için öldürülen kimse açısından bu öldürülme onun günahlarına kefaret olmaz.
Kâdî İyâd -rahimehullah- şöyle demiştir: Âlimlerin büyük çoğunluğu, had cezalarının [işlenen günahlara] birer kefaret olduğu görüşüne varmıştır.
Arapça açıklama
أخبر عبادة بن الصامت رضي الله عنه، وكان ممن شهد غزوة بدر الكبرى، وهو كبير قومه الذين تقدموا لأخذ البيعة لنصرة رسول الله صلى الله عليه وسلم ليلة العقبة التي بمنى -حين كان الرسول بمكة قبل هجرته إلى المدينة- أن النبي صلى الله عليه وسلم كان جالسًا بين أصحابه فطلب منهم أن يعاهدوه على أمور:
الأول: لا يشركون في عبادة الله شيئًا ولو قلّ.
الثاني: لا يسرقون.
الثالث: لا يفعلون فاحشة الزنا.
الرابع: لا يقتلون أولادهم؛ ذكورهم خشية الفقر أو أنثاهم خشية العار.
الخامس: لا يأتون بكذب يختلقونه بين أيديهم وأرجلهم حيث أن معظم الأفعال تقع بهما وإن شاركت باقي الأعضاء.
السادس: لا يعصون النبي صلى الله عليه وسلم في معروف.
فمن ثبت منهم على العهد والتزم بذلك فأجره على الله، ومن فعل شيئًا مما ذكر -غير الشرك- فعوقب به في الدنيا بإقامة الحد عليه فهو كفارة له وبه سقط الإثم، ومن فعل من ذلك شيئًا ثم ستره الله فأمره إلى الله؛ إن شاء عفا عنه وإن شاء عاقبه، فبايعه كل الحاضرين على ذلك.
بيان ما تضمنته بيعة العقبة الأولى بمكة قبل أن يفرض عليهم الجهاد.
قال السندي: قوله (في معروف): لا يخفى أن أمره كله معروف ولا يتصور منه خلافه، فقوله (في معروف) للتنبيه على علة وجوب الطاعة وعلى أنه لا طاعة للمخلوق في غير المعروف، وعلى أنه ينبغي اشتراط الطاعة في المعروف في البيعة لا مطلقًا.
قال محمد بن إسماعيل التيمي وغيره: خص القتل بالأولاد؛ لأنه قتل وقطيعة رحم، فالعناية بالنهي عنه آكد، ولأنه كان شائعًا فيهم، وهو وأد البنات وقتل البنين خشية الإملاق، أو خصهم بالذكر؛ لأنهم بصدد أن لا يدفعوا عن أنفسهم.
قال النووي: عموم هذا الحديث مخصوص بقوله تعالى: {إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ}، فالمرتد إذا قُتل على ارتداده لا يكون القتل له كفارة.
قال القاضي عياض: ذهب أكثر العلماء أن الحدود كفارات.